Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
765
 

Hukuk devleti yargıç egemenliği değildir

Hukuk devleti yargıç egemenliği değildir
 

Mahzar Alanson, kendisiyle yapılan röportajda Ayşe Arman’a “Kendimi bildim bileli, tırnaklarımı, Türkiye’de hep yerim. Ama nedense yurtdışında elimi ağzımdan çekerim…” diyor…Türkiye’de olup biteni görüp de tırnakları hatta kafayı yememek mümkün mü?

Parmaklarımızı çıtırdatmamızın, kendi kendimize konuşmamızın, birden etrafa bağırıp çağırmamızın, efkarlanınca sevinince havaya silah sıkmamızın, oturup boş boş etrafa bakmamızın, genç yaşta şeker hastası olmamızın vesair türlü türlü garip davranışlarımızın tamamı Türkiye’de yaşıyor olmalığımızdandır.

Türkiye’de yaşamak kafamızdaki tahtaların her gün yer değiştirmesine yeterli olurken bir de bunun üzerine kitap okuyup, düşünmeye, sorgulamaya başlamışsanız bilumum hastalıklar elbette sizin vücudunuzda sırayla egemenliklerini ilan edecektir.

Biraz da siyasete bulaşmışsanız, özellikle de Hukuk Fakültesi bitirip hukuk bilgisine sahipseniz tırnak yemenin, otuzunda şeker hastası olmanın her Türk vatandaşı için olağan olduğunu bilmeniz gerekir.

Bu yüzden Anayasa Mahkemesi'ne asla öfke duymuyorum.

Öfkelenmek için şaşırmak gerekir. Ben Türkiye’de yaşayan bir hukukçu biraz siyasetle meşgul olmuş okuyan biri olarak Anayasa Mahkemesi’nin Hukuka, Demokrasiye, İnsan Hak ve Özgürlüklerine uygun, sivil ve özgürlükçü bir karar vermediği sürece şaşırmam mümkün değil.

Eline mührü, altına koltuğu geçiren herkesin kendi işinden başka her işe maydanoz olup, herkesin işine karışmasını, herkesin yetki ve görev alanına geçerek egemenlik ilan etmesine alıştık.

Anayasa Mahkemesi’nin de yetkisini aşarak başka kurumlarının yetki alanında egemenlik ilan etmesi bu yüzden beni ne şaşırttı ne de öfkelendirdi.

Milleti kasketli, çorbacı, ayak takımı, göbeğini kaşıyan, cahil insanlar olarak niteleyip “benim oyunla çobanın oyu aynı sayıda olmamalı” diyerek demokratlığını, aydın, modern, çağdaş seçkinliğini itiraf edenlerin kendi iradesini 40 milyon seçmenin iradesinden üstün görmesi Türkiye’de kimseyi şaşırtmaması gerekir. Sadece Türkiye’de 11, 40 milyondan büyüktür.

"Ancak öfkeli olmamak, kararın korkunç bir eylem niteliği taşıdığını görmeye ve göstermeye engel değildir.

Karar 367'yi bile geride bırakacak kadar vahim bir yol açarak fiilen Anayasa Mahkemesi'ni Meclis'in yerine geçirmiştir.

Bu, askerin iktidara el koymasından çok daha beter bir darbedir!

Askeri darbenin hiç değilse “Demokrasinin ve hukukun gereğini yerine getiriyorum” diye bir iddiası olamaz. Cunta en çok “Hukuk ve demokrasi işlemediği için müdahale ettim” der. Kendisini demokrasi ve hukuk ilacı olarak sunamaz.

Her kim “Bu karar hukukidir” derse, “askeri darbe demokratiktir” demiş kadar olur."(Ömer Lütfü Mete)

Anayasa Mahkemesi 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin Cunta Yönetimi tarafından yaptırılan 1961 Anayasa’sı ile hayatımıza girmiş bir kurumdur.

Anayasa Mahkemesi 12.Mart.1971 Muhtırasında, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nde Anayasamızı lağveden, Anayasal Düzeni değiştiren Askeri Cuntaların eylemlerini seyretmiş, desteklemiş, Anayasamızın değiştirilemez hükümlerine aykırı bulmamış, şimdilerde yaptıkları gibi Yargıtay, Danıştay başkanlarıyla eş zamanlı bildiriler yayınlamamıştı. 28 Şubat modern darbe sırasında da Genelkurmay’da askeri brifingler almayı yargı bağımsızlığı açısından değerlendirmemiş brifinglerde askerleri alkışlamıştı. Dünyanın en büyük soygunları yapılırken sessizliğini koruyan ve hatta önüne gelen Yüce Divan sıfatıyla baktıkları dosyalarda siyasilerimizi bir bir zamanaşımından beraat kararlarıyla siyasete iade etmişlerdi.

Bir hukukçu olarak süslü cübbeleriyle kürsülerde heybetli duruşları olan yargıçlarımız beni bu gün şaşırtmamalarının sebebi bu geçmişteki içtihatlarıdır.

Bu arada partilerini yönetirken parti içi demokrasiyi, üye hakkını ortadan kaldırıp tam bir diktatör gibi egemenlik kurarak her şeyi iki dudağı arasına hapseden siyasi parti liderlerinin ayağına diken batınca demokrasi kahramanlığına soyunmaları da ülkemize özgü hoşluklardır.

Öte yandan yıllarca Adnan Menderes’in idamını istismar ederek, millet iradesi diye nutuk atan Süleyman Demirel’in 28 Şubat Askeri darbesinin organizatörü olarak o süreçte 28 Şubatçılarla kol kola faaliyette bulunmasına ise şaşırdığımı itiraf edeyim. Demirel’in kurduğu partide 15 yıldır bulunan birisi olduğum için Demirel en çok kızdığım siyasetçiler sıralamasında önde gelir bu yüzden.

Şimdi 6 yıldır Siyasi Partiler Kanunu’ndan başlayarak hukuk reformu yapmayan ama değiştirmediği yasalar ayağına dolanınca demokrasi kahramanlığına soyunan Tayyip Erdoğan’ı şaşkınlıkla izliyorum. Hala elinde yeterli yetki varken Sivil ve Özgürlükçü bir Anayasa için adım atmaz göz göre göre partisini kapattırırsa şaşkınlığım kızgınlığa dönüşecektir. Şimdiden söyleyeyim.

Anayasa Mahkemesi’nin resmi web sitesi (www.anayasa.gov.tr) adresine girdiğinizde sol taraftaki kutucukların “Mahkeme Hakkında” yazanı tıklayın sonra ekranınıza çıkan “görevleri” yazanını tıkladığınızda karşınıza çıkan sayfada diyor ki ” Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerinde Anayasa’da belirtilen biçim kurallarına uyulup uyulmadığı bakımından da denetim yapar. Başka bir deyişle, Anayasa değişikliklerini öz bakımından denetleyemez… Biçim açısından yasaların denetlenmesi, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığına ve Anayasa değişikliklerinde de teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülme yasağına uyulup uyulmadığıyla sınırlıdır.”

Bu ifadeleri ve verdiği kararı yorumlamak için hukukçu olmanıza gerek yok. Üstelik bu ifadeler kendi resmi sitesinden yorumlanmadan alınmış.

Hadi birlikte söyleyelim :”Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!”

Görülüyor ki Anayasa Mahkemesi bu karar ile, hastaya ilaç diye zehir veren doktorun yaptığı işle eşdeğer bir eylemle, hukuk adına hukuku en tepeden imha etme yolunu açmıştır. Bundan sonra Meclis ne zaman bir Anayasa değişikliği yapmaya kalkışacak olsa, aynı merci, “Bu değişiklik, değiştirilemez maddelere aykırıdır” diyebilecektir.

Anayasa Mahkemesi, evrensel hukuk ilkelerini çöpe atarak kendisini iktidar ilan etmiştir! Artık kanun koyucumuz, Anayasa Mahkemesi'dir. Öyleyse bundan böyle “Egemenlik kayıtsız şartsız yargıçlarındır ve egemenlik Anayasa Mahkemesi eliyle kullanılır” diyebiliriz.

"Zira bu kararla Meclis'e “Sen hiçbir şey değilsin” denilmiştir. Hatta sadece Meclis'i fiilen inkâr değil; Kurtlar Vadisi'nin kötü adamı İskender'in yaptığı gibi topyekûn milleti hiç yerine koyarak ; “millet de kim” diye aşağılamaktır!

Bir siyasi iktidardan kurtulmak için Meclis'i ve demokrasiyi askıya alma becerisini askerin elinden kapmayı hukukun tecellisi olarak kabul ederek bundan medet uman siyasi partiler ilk seçimde yer ile yeksan olmaya devam edeceklerdir.

Ancak yine de soğukkanlılığımızı korumaya çalışacak ve bu hukuk iğfalinin sonuçlarından kurtulmak için mücadeleye devam edeceğiz."(Ömer Lütfü Mete)

Artık hiç kimsenin milletin karşısına çıkarak “Bu ülkede demokrasi var” yalanını söyleyemeyecek olması bu kararın iyi tarafıdır.

İngilizlerin ünlü futbolcusu Deyvid Bekım “Oyunun nasıl oynandığını bilmeyenlere karşı oynamaktan nefret ederim..” demişti. Türkiye’de demokrasi oyunun çok kötü oynanmasının sebebi önce oynadığımız oyunun kuralları üzerinde anlaşılamaması, sonra kuralların sürekli ihlal edilmesidir. Bu yüzden demokrasi oyunu kör dövüşü haline gelmekte ve oyun ne oynayanlara ne seyircilere zevk vermemektedir.

Kötü oyuncular, tepik, küfür, çelme, cimcikleme, yumruklama, tükürme, belden aşağı vurmalarla iyi oyuncuları, seyircilere zevk veren, seyircinin sevip desteklediği oyuncuları sahada barınmasına imkan vermemektedir.

Oyun oynanırken saha emniyetini sağlamakla görevli güvenlik güçleri sık sık sahaya girip oyunu durdurarak oyuncuları saha dışına atmakta yeni kurallar koymaktadır.

Oyunu kurallara göre yönetmesi gereken hakem bazen “sen rakibin ayağını kıracaksın” diyerek sevmediği oyuncuyu sebepsiz saha dışına atmakta, bazen topu penaltı noktasına koyup bizzat kendisi sevemediği takımın kalesine gol atmakta, bazen sevdiği takıma gollük paslar atmaktadır. Seyirci ise taş, şişe, bozuk para atarak, hakeme, oyuncuya, güvenlikçiye küfrederek netice almaya çalışmaktadır.

Türkiye’mizin kısır kavgalara zaman kaybetmesini önlemek için yapılması gereken şey tam demokrasiyi inşa etmektir.

İdeolojik devletten demokratik devlete geçiş sürecini tamamlamamız gerekiyor.

Soğuk savaş dönemi kültürel yapısını devletimizin bir çok kurumunun hala sürdürmekteki ısrarı demokratik devlete geçiş sürecimizi uzatıyor. Ama yılmadan tek parti ideolojisi ile şekillenmiş bu yapıyı tasfiye ederek demokratik bir yapının oluşturulması için kararlı adımlar atmak zorundayız.

AKP bu adımları atmadığı için bu gün tökezlemekte, kapanma tehlikesi ile uğraşmaktadır.

Tek parti kültürüyle, ideolojik devlet yapısıyla geleceğe yürüyebilmemiz, huzura, barışa kavuşabilmemiz mümkün değildir.

Parti içinde egemenliklerini devam ettirebilmek uğruna siyasetten hukuka her alanda demokrasiyi hakim kılacak reformları yapmayan siyasetçiler tasfiye olmaları kaçınılmazdır.

Kızgınlığım hukuku askıya alarak kafasına göre kendine yetkiler vehmeden Anayasa Mahkemesi’nin Egemenliği Milletten alarak kendi cübbesinin altına koymasına değil, milletin verdiği büyük desteğe ve güce rağmen Türkiye’mizi ideolojik devlet yapısından demokratik devlet yapısına dönüştürecek yepyeni bir sivil ve özgürlükçü Anayasa yapmayan, Siyasi Partiler Yasasını değiştirerek siyaseti tek partili alandan çok partili bir alana kavuşturmayan bu hukuk reformlarında gevşek davranan AKP’yedir…

AKP’nin bu gevşekliği yüzünden karşılaştığı sıkıntılar kendilerini ilgilendirir ama AKP’nin bu kararsızlığı ve ihmali yüzünden millet sıkıntı çekmektedir. Milletin çektiği sıkıntılara ek olarak maalesef egemenliğini de yargıçlara kaptırmıştır.

Sözün özü; Tek Parti İdeolojisinin temsilcileri marijinal çoğunluktadırlar ve yaşları gereği görev sürelerinin ve nesillerinin tükenmesine az bir zaman kalmıştır.. Onlar direnecekler ama kaybedecekler. Demokrasi mücadelesine devam ediyoruz..

SSS, Mehmet Arda bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yorumlamalarınızı eğer şimdi ideolojik olarak irdelediğimi varsayarsam eleştirim kesnilikle hukuk olur biterdi. Ama iş böyle değil. Olmamalı. Geleleceğime ihanet etmemi (neticede çocuklarımız, torunlarımız olacağı varsayımından gelerek!) ideolojim de aile geleneğimde beklememeli benden! Güzel yazmışsınız. Katılmamak elde değil. Benim seçimim değil bu parti. Ama yarın benim seçimimde sorgulansa aynı tepkiyi verirdim emin olun! Vermememinde de ihanetten başka birşeyle de tanımlanamayacağını biliyorum! Saygılarımla...

SSS 
 16.06.2008 0:54
 

Nerelerdesiniz? sizi farketmemek affedilir şey değil benim için. Diğer yazılarınızı da okumayı umuyorum fırsat bulursam. Bu yazınızın büyük bölümüne katılıyorum. Küçük ama önemli ve katılmama sebebim olan eksik bölümü de söyleyeyim: Milleti bir çeşit sürü veya çoban seçmekle sınırlı sorumlulupu olan topluluk gibi kabul etmenizden bahsediyorum. İNSAN nerde? Millet nerde? Türk nerde? Milleti özğne döndüremezsek veya o kendisi dönmezse sadece çoban değişecek. Bu durum bir kaç yargıcın dilediğini yapabilmesi kadar basit değildir. Biraz da bu cenaha bakmak gerek. Şükür ki siz ve sizin gibiler var da ümidimiz artabiliyor. Belki biz de bir tarafından tutabiliriz. Neticede düzelecek. Düzeltenler içinde olmak ya da olmamak, mesele aslında bu... Saygıyla..

Mehmet Arda 
 15.06.2008 21:40
 

367 den sonra bir kez daha çok açık bir şekilde. demokrasini olmadığını hukukun taraf olduğunu görmeyen anlamayan kaldı mı acaba? Herhalde sadece Akp anlamamazlıktan geliyor bu halleri şeçim vaatlerinin sahte olduğunun göstergesi ya da akıl almaz bir korkuları var.. Bunca insanı umutlandırıpta yarı yolda bırakmak bu olsa gerek parti kapatılacak yenisini kurup yine çarkın içinde şöyle böyle yre alacaklarını umuyorlar belki de.. Olması gereken gerçek evrensel hukuk ve demokrasiyi isteyenlerin sesi tepkisi yükseldikçe sahtekarlar ayrışacaktır, elinize sağlık sevgi ve saygılarımla..

Salih ERDAGI 
 10.06.2008 15:00
 

hiç kimse "Perhiz"e dikkat etmediği için, herkes "Lahana turşusu" yiyor... İkincisi; Anayasa Mahkemesinin kararı hakkındaki görüşlerinize de katılacamaycağım, ki siz "Hukukcu"sunuz... Siz de mi "Perhiz"i tutmuyorsunuz yoksa... Umarım kırılmasınız... Söylemlerime yazınızdan da esinlenerek "Şaka" katmaya çalıştım da... Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY

İBRAHİM PEKBAY 
 10.06.2008 14:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 171
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1475
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yönetici..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster