Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1606
 

Hukuk devrimi ve köy enstitüleri

Hukuk devrimi ve köy enstitüleri
 

Duru düşünce ile yürekliliği bir araya getiren, olaylarla hukukun ilintisini ortaya koyan rahmetli araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun yıllar öncesinde bir toplantıda yapmış olduğu konuşması elime geçti. Büyük gazeteci Mumcu, o dönemlerde bugünkü Türkiye yi bakın nasıl görmüş; Biliyorsunuz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan sonra yaptığı devrimler arasında hukuk devrimi de vardı. Hukuk devrimi batılı yasaların resepsiyon yolu ile Türkiye ye getirilmesi demektir. İtalya’dan ceza yasası, Fransa’dan idare hukuku ilkelerini, İsviçre’den medeni hukuku, Almanya’dan da ceza hukuku yargılama yasasını aldık. Şimdi Türk vatandaşı kimdir diye bir soru sorsak, Türk vatandaşını herhalde şöyle tanımlamak gerekir. İsviçre medeni hukuku ile evlenen, İtalyan ceza yasası ile cezalandırılan, Alman ceza hukuku yasası ile yargılanan, Fransız idare hukuku ile idare edilen, İslam hukukuna göre de gömülen kişidir. Evet, sevgili dostlarım o dönemlerde böyle yasaları dış ülkelerden almak zorundaydık. Çünkü o tarihlerde ülkemiz bir yol ayrımındaydı. Ya batılı laik sistem, ya da Şeri hukuk arasında bir seçim yapmak zorundaydı. İşte ulu önder Atatürk ve düşün arkadaşları laik sistemi benimsediler. 1928 yılında Anayasadan Devletin İslamcı devlet olma maddesi kaldırıldı. 1930 yılında şehir okullarından, 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bütün bunlar niçin yapıldığını biliyorsunuz elbette ki laiklik için yapıldı. Çünkü dünya da yaşanan olaylara ya teokratik açıdan bakıp yorumlayacak ya da laik anlayış açısından bakıp değerlendirmek gerekecek. Karma ekonomi gibi hem İslamcı hem de laik anlayış olmaz. Ya laik ya İslamcılık eğitim anlayışınız olacak. M.Kemal ve Düşün arkadaşları laisizmi benimsediler.

Köy enstitüleri olaylarını da bu süreç içinde değerlendirmek gerekir. Köy enstitüleri 1940 lı yılların başında açıldı 1940 lı yılların sonlarında da kapatıldı. Niçin? Çünkü o yıllar da da Türkiye yol ayrımındaydı. Bütün dünya da sıcak savaş yaşanmaktaydı. Nasyonalist sosyalizmle Marksist ve burjuva rejimleri orduları arasında kıyasıya sıcak savaş yaşanıyordu. Türkiye bu savaşa katılmama politikaları yürütmekteydi. Bir çeşit duyarlı siyasetle iki tarafı da büyük bir dikkatle izlemekte ve bir denge politikası yürütmekteydi. Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ Köy enstitülerini destekledi. Köy enstitüleri fikri bugün önemi daha da çok anlaşılan Tonguç babanın çalışmaları ve ideolojileri ile ortaya çıkmıştır. Saffet ARIKAN’nın bakanlığı döneminde genel müdürlüğe getirilen Hakkı TONGUÇ daha sonrada Hasan Ali YÜCEL ile beraber çalıştı. H.Ali YÜCEL bugün değerlendirildiğinde oğlu Can Yücel’in de şiirinde yazdığı gibi çağın en güzel gözlü maarif müfettişi. Gerçekten de bu toplumun özlediği hümanist, ilerici bir aydındır. Günümüze kadar hangi iktidar, politikalarını din istismarı üstüne üstüne kurmuş mutlaka yıkılmıştır. CHP 1949 yılında okullarda din derslerinin okutulmasını kabul etti yıkıldı, bu ödünde kurtaramadı. Demokrat parti 1957 de Saidi Nursi’nin cüppesini bayrak yaptı, ne oldu? Yıkıldı sonu darağacı oldu. Süleyman Demirel 1960 lı yılların ortalarında Nurcuların, tarikatların ve Süleymancıların sakallarını okşadı ne oldu? O da yıkıldı. 1980 li yıllarda Hac seferleri düzenleyen ANAP ne oldu? Yıkıldı. 1990 lı yıllarda Erbakan Başbakanlıkta şeyhlere tarikatlara iftar yemekleri verdi ne oldu? Yıkıldı. Demek ki halkı koyun olarak görmemek lazım. Bu halka güvenmek lazım. Her kim ki din sömürüsünü kullanır, belki bir süre faydasını görür ama sonunda seçim sandığında mutlaka yenilgiye uğrar. Halk affetmiyor, din sömürüsünü affetmiyor. Bu çok önemli bir olgu, çok önemli bir gerçektir. Köy enstitüleri üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim ilkesini benimser ve köy çocuklarını Atatürkçü düşüncenin alt yapısını oluşturmakla görevlendirilmiştir. Peki, şimdi ne oluyor? Aynı köy çocukları imam hatip okullarına gidiyor. Gidiyor da ne oluyor? 1983 yılı rakamlarına göre diyanet işleri başkanlığında 46 bin personelin 23 bini ilkokul mezunu. Peki, o zaman bu ilahiyat, İslam enstitüleri ve imam hatipler ne işe yarıyor? Bunlar maalesef imam ve hatip olamıyorlar. Hukuk fakültesine gidiyor hâkim ve savcı oluyorlar, siyasal bilgiler fakültelerine gidip kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırmada bu fakültelerin kaymakam yetiştiren bölümleri öğrencilerinin %41 ilahiyat kökenli olduğunu kanıtlıyor. Hukuk fakültesine okuyan imam hatip mezunlarına burs veriyorlar, burs verilen öğrencilerde sınavsız hâkim ve savcı yapılıyorlar. 2000 li yıllara bakıldığında Vali ilahiyat mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, Kaymakamlar imam hatip mezunları. Yurttaşları oylarıyla bu iktidarı değiştirmek ve devleti tepeden tırnağa ilerici düşüncelerle donatmak ancak o koşulla köy enstitüleri kurulabilir. Bugün siyasal rejimler çeşitli depremler yaşamaktadır. Bu depremler düşünceleri, inançları, yeniden değiştiriyor. Ama biz 21 yy da şunu görüyoruz ki bu güne kadar sonuç almış tek bir örgüt var o da kuvayı milliye, Mustafa Kemal ve düşün arkadaşlarıdır. Kuvayı milliye toplumun en önemli sivil örgütlenme modelidir. İkincisi de 1940 lı yıllarda dayanan köy enstitüleridir. İkisi de sivil toplumun vazgeçilmez kurumlarıdır. İdeoloji de kuvayı milliyenin tam bağımsızlık ilkesi eğitimde de hedef köy enstitüleri olmalıdır.

www.itp.tv.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 1492
Kayıt tarihi
: 08.02.08
 
 

Ben Ankara'nın Polatlı ilçesinde 1962 yılında doğdum. Tahsil hayatımı Ankara'da tamamladıktan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster