Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
323
 

Hukuk dolandırıcılığı

Hukuk dolandırıcılığı
 

Başlık elbette “O nasıl oluyor ki?” sorusunu akla getiriyor. Başlığın fikir babası Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK) Başkanı Sayın Yusuf Ziya ÖZCAN. Şunu diyor: Öğrencileri mağdur etmemek için gerekirse hukukun etrafından dolanırız. İnsanın inanası gelmiyor baştan. YÖK gibi önemli bir kurulun başkanı hukuku kandırmaktan, işi kılıfına uydurmaktan bahsediyor alenen. Bu son dönemde hukuka yapılmış en açık ve hazin saldırı ifadesidir. Ki o hukuk ki bir gün herkese en adil olanından lazım olacak.

Mahkemelerin aldıkları kararlar elbette eleştirilebilir. Alınan her kararı beğenmiyoruz. Örneğin baklava çalan çocuklara verilen cezalar, Kandil’den gelenlerin kahraman gibi dolaştırılmaları vs vs. Gelin görün ki idare makamında birinin hukuka aykırı bir görüşü hayata geçirmek için dolanacağını ve dolayısıyla etrafından dolanılanın da dolandırılmış olacağını düşünmek sonuçları vahim bir durum ortaya çıkarıyor.

Hukukun evrensel kuralları vardır. Örneğin kimse suçlu olduğuna adil mahkemelerce karar verilmediği sürece suçlu olarak ilan edilemez, kişiye özel kural konulamaz, yürütme-yasama-yargı arasında güçlerin ayrılığı olmalıdır. Bu kurallar hukuk devleti olmanın da gereğidir. Hukuk bireyleri diğer bireylerin, toplulukların ve devletin keyfi zulmünden korur. İşinize gelmeyen bir mahkeme kararının etrafından dolanamazsınız, hukuku eğip bükemezsiniz. Sizin beğenmediğiniz bu kararı veren mahkeme, yasamanın yani meclisin koyduğu kanunlar ve evrensel hukuk normlarına göre karar alır. Beğenmediğiniz bir karar ancak bu konuda yasal düzenleme yapılarak düzenlenebilir, yoksa yürütme basit ayak oyunları ile keyfi uygulama yapamaz, yapmamalıdır. Aksi halde yarın yürütmeyi eline geçiren bir başkasının nasıl keyfi davranacağını kestiremezsiniz, bu konuda yakınmaya da şansınız olmaz… Her iki durumda da kaybeden hukuk olur, insanın mahkemelere duydukları saygı ve güven olur.

Danıştay’ın en son aldığı karara yönelik tepkilerden biri Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç’tan geldi : Bu kararla Danıştay yara aldı.

Daha önce yetkinin YÖK'e ait olduğunu belirtmişlerdi. Bugün Danıştay kendi içerisinde çelişkiye düşmüştür. Bu çelişki hukuku değil Danıştay'ı yaralamıştır. Yargı kararlarına saygılı olmakla, kararları benimsemek farklı şeyler.”
Sadece Rektör’ün bu görüşüne bakarak şunu diyebiliriz ki YÖK Başkanı bu kararı benimsememek kadar bu karara saygı da göstermiyor ki etrafından dolanmayı düşünüyor.

Son dönemde en çok eleştirilen ve saldırı alan kurumların başında Ordu ve Yargı gelmekte. Orduyu bir kenara koyarsak, yargıya yöneltilen eleştiriler genellikle yargı kararlarını beğenmemekle ilgili. Aslı itibariyle yargı da kendi durumundan şikayetçi: yargı yılı açılışlarında, yüksek mahkeme kuruluş yıldönümlerinde her fırsatta yüksek mahkeme başkanları altını çizerek 2 konudan şikayetçiler:

    Yargı bağımsız değil Yargıya yönelik sistematik saldırılar var.

Yargının bağımsızlığı bu yazının konusu değil; fakat yargı kararları üzerinden saldırı alenen cereyan eden bir durum. Aşağıdaki 3 görüş yargı kararını eleştirmenin de ötesinde yargıyı taraflı ve töhmet altında bırakacak ifadeler:

Bekir Bozdağ (AK Parti Grup Başkan Vekili): İşin doğrusu, mahkemeler haksızlığı önlemek içindir, hakkı, hukuku, adaleti ayakta tutmak içindir. Ama maalesef Danıştay verdiği bu kararla hak, hukuk ve adalet ayakta tutulma yerine, hak, hukuk ve adaletin uygulanması engellenmiştir.

Numan Kurtulmuş (Saadet Partisi Genel Başkanı): Hem hukuk sistemimiz hem de demokrasimiz adına üzüntü verici olan bu karar bir hukuk garabeti olarak tarihe geçecek.

Ahmet Faruk Ünal (MAZLUMDER Genel Başkanı): Bu karar sistemin oligarşik yapısını ortaya koyuyor. Karar sadece İHL'leri değil bütün meslek liselerini hedef alıyor. Bu karar gösteriyor ki "Beyaz Türkler" diye tanımlanan kesim Anadolu insanının bir yerlere gelmesini istemiyor. Önünü kesmek için elinden geleni yapıyor.

Olayın bir yanında meslek liseliler diğer yanında genel liseliler varken MazlumDer Genel Başkanı bunları iki ayrı sınıfa koyarak garip bir ifade kullanıyor. Bu şahıs aynı aileden gelen ve biri meslek biri de genel lisede okuyan iki öğrenciden birine Beyaz Türk derken acaba diğerini hangi niteleme ile tanımlıyor? Bu tanımlamada belirleyici unsur lise midir? Yoksa biz bölmeyi, ayrımcılığı, benden-senden ayrılığını abarttık da mazlumların hakkını savunduğunu iddia edenler hangi dala sarılacaklarını mı şaşırdılar?

Sorunun çözümsüzlüğünden beslenenler, bu sayede oy ve rant elde edenler işleri bilerek mi içinden çıkılmaz bir hale sokuyor? Yasa yapma gücünü toptan ellerinde bulunduranlar neden yasa uygulayıcılarından bu kadar şikayet etmektedirler? Bütün devlet ihalelerini alıp lüks jiplerde gezen muhafazakarlar beyaz mıdır siyah mı? Anadolu’da gariban bir genel lise öğrencisinin bu konudaki haklarını savunacak bir mazlum derneği yok mudur?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yök başkanını oraya atayan (ne niyetini atadığını yazınca hakaret oluyor) devlet büyüğümüzün hukuktan anladığı ne ki(karara ilk o karşı çıkmıştır, karar siyasi diye,ama irticanın kalesi olduğu kabul edilmesine rağmen kapatılmayan akp kararını da ilk o alkışlamıştır) salatanın fikri de odur işte.

egeli doktor 
 15.12.2009 0:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 10102
Kayıt tarihi
: 04.12.09
 
 

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında çalışıyorum...İşimle ilgili ve işimin malzemesi olan insanl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster