Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '11

 
Kategori
Alternatif Enerji
Okunma Sayısı
508
 

Hükümetin Nükleer Santral macerası: Gâfile kelâm, nafile kelâm!

Hükümetin Nükleer Santral macerası: Gâfile kelâm, nafile kelâm!
 

Gâfile Kelâm, Nafile Kelâm! *

Bir musibet bin nasihatten iyidir derler. Ortada musibet de var, nasihat da. Ama gâfile kelâm, nafile kelâm. Ne Çernobil, ne Fukuşima, ne diğer sızıntı ve kazalar, ne santrallerin çevrelerinde tespit edilen kanser vakaları, ne çözülemeyen radyoaktif atık problemi. Hiçbiri AKP hükümetini nükleer santral inadından vazgeçiremedi. Oysa son musibet Fukuşima ile birlikte, dünyanın bir çok ülkesi, nükleer enerji politikalarını gözden geçirmek durumunda kalmıştı.

İlk tepki İsviçre'den gelmişti. Beş nükleer reaktör işleten ve elektriğinin yüzde 38'ini nükleerden sağlayan İsviçre, 2034'e kadar ülkedeki beş reaktörü kapatma kararı aldı. Yapılması planlanan üç reaktörle ilgili planlar da çöpe atıldı.

Enerji ihtiyacının %25'ini nükleer santrallerden sağlayan Almanya ise Fukuşima'nın ardından sekiz reaktörünün faaliyetini durdurdu, geriye kalan dokuz tanesinin faaliyetini ise kademeli olarak  durduracağını ilan etti.

İtalya'da muhaliflerin baskısıyla referanduma gidildi. Berlusconi'nin, Çernobil'in ardından faaliyeti durdurulan dört nükleer santrali tekrar faaliyete sokma ve buna ek olarak dört yeni nükleer santral inşa etme planına İtalyan halkı geçit vermedi.

Türkiye'ye benzer bir biçimde, Rus şirketle nükleer santral kurulması noktasında anlaşmış bulunan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez nükleer enerji programını durdurduğunu açıkladı.

Japon hükümeti ise Fukuşima'nın ardından istemeyerek de olsa nükleer santralleri tamamen devre dışı bırakacak bir planı uygulamaya koydu. 26 Ağustos'ta 54 nükleer santralin 41'i devreden çıkarıldı.

Elbette ki bütün bu gelişmelerin nükleer enerji alanında yatırım yapan enerji devlerini hoşnut  bıraktığını söyleyemeyiz. Venezuela'yı dışında tutarsak, sermaye sınıfı ile göbek bağı olan hükümetlerin, insan sağlığı, ekoloji vb. kaygılarla nükleer enerji programlarını değiştireceğini düşünmek mümkün gözükmüyor. Hükümetleri bu noktaya getiren başlıca dinamik ise ekolojist baskılar ve seçim kaygıları idi. Gerçekten de Fukuşima faciasının ardından bahsi geçen ülkelerde nükleer karşıtlığı üzerinden gelişen hareketliliğin önemli bir ivme kazandığına tanık oluyoruz. Öte yandan bir çok Avrupa ülkesinde partilerin enerji politikaları, seçmen tercihlerini etkiliyor. Örneğin Fukuşima’nın ardından Almanya'da yapılan seçimlerde nükleer karşıtı politikaları ile bilinen Yeşiller Partisi'nin oy oranını üç kattan fazla arttırarak çıkmış olması bunun önemli bir göstergesi.[1]Yine Almanya örneğini incelersek, nükleer santrallerin kapatılması talebi ile irili ufaklı gösterilerin yanında, 100 bin, 250 bin kişinin katıldığı dev gösterilerin gerçekleşmesi[2], Merkel'in nükleer enerji politikalarındaki hızlı dönüşünün nedenini ortaya koyuyor.

Türkiye’nin %64’ü Nükleer Enerjiye Karşı, Ancak...

Greenpeace Türkiye organizasyonunun yaptırdığı ankette Türkiye'de nükleer santrale karşı olanların oranının %64 olduğu gözüküyor[3]. Ancak seçmenlerin oy tercihlerini dikkate alırsak bu karşıtlığın politik tercihlere yansıdığını söylemek mümkün değil. Nükleer santralde kararlı olduğunu her fırsatta dile getiren AKP'nin %50, nükleer enerjiye karşı olmadığını açıklayan ancak AKP'nin dışa bağımlı bir şekilde bu işi gerçekleştirmesine itiraz eden MHP'nin %13, yine nükleer enerjiye karşı olmadığını ifade eden ama Fukuşima ile beraber referandum söylemini dillendiren CHP'nin ise %26 oranında oy alması Türkiye'deki nükleer karşıtlığının politik olarak belirleyici bir nitelikte olmadığını ortaya koyuyor. Bu durum da insanlığı bekleyen tehlikenin henüz yeterince kavranmadığının bir göstergesi.

Bununla birlikte gafil ise gözü dönmüş bir kar güdüsü, bölgesel güç ve iktidar olma hırsıyla, insan sağlığını, insan yaşamını, canlılığı ve doğayı umursamadan yoluna devam ediyor. Gelişen tepkileri önlemek için halkı aldatmak gafletine düşüyor, nükleer kaza riskini tüp gaza benzetiyor, geçmiş deneyimlerden dersler çıkarılacağından, teknolojinin daha güvenli hale geldiğinden bahsediyor.

Nükleer Enerji “Dumansız, İssiz” Değildir!

Mersindeki protestolar üzerine demeç veren AKP İl Genel Meclisi üyesi İbrahim Gül, akıllara durgunluk veren bir pişkinlikle "Dünyadaki en temiz enerji kaynağı nükleer santraller, bunların dumanı yok, isi yok." diyor. "Bilen bilmeyen herkesin nükleerle ilgili yorum yaptığını" söyleyen Gül, kendisinin ise internetten araştırma yaparak bu bilgilere ulaştığını söylüyor. Bir ilkokul öğrencisine nükleer santralleri araştırmak için ev ödevi verilseydi, Gül'den daha ciddi ve gerçekçi bilgilere ulaşacağına kuşku yok.

Kapitalizm insanlarda akıl tutulması yaratır. İçinde bulundukları akıl tutulmasından kurtulmalarına faydası olur mu bilinmez ama İbrahim Gül ve AKP şürekasına biz bir kez daha hatırlatalım: Nükleer santraller dumansız, issiz enerji kaynakları değildir. Hele hele dünyadaki en temiz enerji kaynakları hiç değillerdir. Bir kere nükleer santralin kurulmasından tutun da, uranyum madeninin işletilmesi, çıkan madenin arıtılması, taşınması, uranyumun zenginleştirilerek fabrikasyon yakıt haline getirilmesi, enerji üretildikten sonra oluşan radyoaktif atıkların ayrıştırılması, atıkların depolanması prosedürlerinin her aşamasında çevreye karbondioksit salınmaktadır.

Leeuven ve Smith çalışmalarında, çevreye salınan karbondioksit açısından nükleer santral ve gaz yakıtı ile enerji üretim yöntemlerini karşılaştırdılar ve nükleer santral ile enerji üretme yönteminin, diğerinin üçte biri oranında karbondioksiti çevreye saldığını ortaya koydular. Öte yandan bu sonuç bilinen mevcut zengin uranyum rezervleri kullanıldığı durumda geçerliydi. Ancak bu tarz uranyum yatakları oldukça sınırlıdır ve stoklar tükenip daha az zengin uranyum madeni kullanılmaya başlandığında ise durumun tersine dönmesi söz konusudur. Yani nükleer santral ile enerji üretimi hem daha maliyetli olacak, hem de gaz yakıtı ile enerji üretiminden daha fazla sera gazının çevreye salınması durumu ortaya çıkacaktır. Bu anlamıyla nükleer enerjinin sürdürülebilir olduğu iddiasının da gerçeklikle bir ilgisi yoktur.[4]

Öte yandan nükleer santrallerin çevre tahribatı, karbondioksit salınımı ile sınırlı değildir. Nükleer santraller kuruldukları ilk andan itibaren radyoaktif kirlilik yaratmakta, çevresindeki insan ve canlı yaşamına zarar vermeye başlamaktadır. Akademik çalışmalar nükleer santral çevresine yaklaşıldıkça, başta lösemi olmak üzere akciğer kanseri ve diğer kanser risklerinin arttığını ortaya koymaktadır. Herhangi bir kaza olmadığında dahi nükleer santraller canlılık, doğa ve insan için zararlıdır. Kaza durumlarında yaşanacak felaketler düşünüldüğünde ise sonucun “tüp gaz patlaması” gibi olmayacağı açıktır.  

Pahalılığını, dışa bağımlılığını, sürdürülebilir olmamasını bir kenara bırakalım, sırf insan ve canlı yaşamına olan saygı ve ciddiyet, nükleer enerji politikalarının derhal terk edilmesini gerektirir. Ancak başta da belirttiğimiz gibi, gâfile kelâm, nafile kelâm. Çok uluslu monopoller ve oligapollerin sözcüleri olan hükümetlerin kendiliğinden bu yola girmesini beklemek saflık olur. İnsanlığı bekleyen tehlikenin bertaraf edilmesi, işçi ve emekçilerin meseleyi kavramaları ve kendi geleceklerine sahip çıkararak mücadele etmeleriyle olanaklı olacaktır.       



[1]http://politicsandpress.com/2011/german-elections-the-nuclear-power-opponents-win-a-surprising-victory/

[4]van Leeuwen J.W.S, Smith P., "Can nuclear power provide energy for the future; would it solve the CO2-emission problem?", 2004

* Ekmek ve Özgürlük Dergisi 2011 Ekim Sayısında Yayınlanmıştır

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

nükleer eğitimi olmayanların bu konuları konuşması, sağırların beste yapmaya çalışmasından daha komik değilmi?

antinuclear 
 17.02.2012 14:28
Cevap :
Komik değil. Çünkü nükleer santral kurulmasının sonuçları, diğer bir çok konu gibi sadece nükleer eğitimi olanları değil, tüm insanlığın ve de canlılığın geleceğini ilgilendirir. Herkesin kendi geleceği üzerinde fikir ve söz sahibi olmak istemesinden daha doğal ne olabilir?   20.02.2012 22:04
 

nefes alıp verirken de karbondioaksit saçarız. bütün canlılar da aynı suça iştirak ederler. Karbondioksit salıyorlar diye hangi hayvanı veya hangi insanı yeryüzünden sileceğiz?

ahmet zegerek 
 01.01.2012 12:01
Cevap :
Sn Zegerek, hayvanlar dünyada yüzbinlerce yıldır, insanlar ise onbinlerce yıldır yaşamaktalar. Ancak hava kirliliği ise sadece son bir kaç yüzyıldır, kapitalizm ve sanayi devrimi ile birlikte hayatımıza girmiş bulunuyor. Buradan insanların ve hayvanların nefes alıp verirken ürettiği karbondioksit miktarının önemsiz düzeyde olduğu ve doğa ile denge içerisinde olduğu sonucu çıkar. Özelte, insanların ve hayvanların solurken çevreye verdiği karbondioksit değil insan eliyle yapılan etkinlikler sorun edilmelidir.   01.01.2012 15:35
 

karbon dioksit çıkması için ortada karbon (kömür) olması ve bu kömürün yanması gerekmez mi? NGS'lerde ne kömür vardır ne de kömür yanar. bahsettiğiniz bu karbondioksitin kaynağını söyleseniz de, BİZİM GİBİ CAHİL KALMIŞ NÜKLEER MÜHENDİSLER AZICIK AYDINLANSA

ahmet zegerek 
 26.12.2011 14:49
Cevap :
Sn Zegerek, nükleer enerjide belirttiğiniz üzere reaksiyon esnasında karbondioksit salınmaz ancak yazıda değindiğim ve sizin gözden kaçırmış olabileceğiniz bir nokta var. Enerji üretiminin tüm döngüsü sadece reaksiyondan ibaret değildir. Döngü bütün olarak düşünülmelidir, yazıda bu kısıma şöyle vurgu yapmıştım: ".. nükleer santralin kurulmasından tutun da, uranyum madeninin işletilmesi, çıkan madenin arıtılması, taşınması, uranyumun zenginleştirilerek fabrikasyon yakıt haline getirilmesi, enerji üretildikten sonra oluşan radyoaktif atıkların ayrıştırılması, atıkların depolanması prosedürlerinin her aşamasında çevreye karbondioksit salınmaktadır." Yine yazıda atıfta bulunulan [4] no'lu referansı incelerseniz konu ile ilgili daha detaylı bilgi bulabilirsiniz. Saygılarımla.   26.12.2011 17:13
 

Buradan çıkan sonuç. Anlayana sivrisinek, anlamayana yüz bir keman nafile...

Şahin ÖZŞAHİN 
 17.12.2011 11:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 714
Kayıt tarihi
: 14.05.11
 
 

"Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir" ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster