Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
754
 

Hümanist Eğitim (I)

Hümanist Eğitim (I)
 

Ne menem şeydir şu “Hümanist Eğitim”
Sosyal yapımızın özellikleri eğitimimize de yansımaktadır. Türkiye’de insana verilen değer, devlet karşısında insanın durumu ve hakları; insan eğitim sürecine girdiği andan itibaren bütün bu değerler düzenin parçası olarak şekillendirilmektedir.
Bir öğrencinin kreşe, ana okuluna devam etme şansı çok düşüktür. Bu yüzden ilkokula başlayan çocuk yeterince toplumsallaşmamanın ezikliğini yaşamakta, 50 60 kişilik sınıflarda hemen kaybolmakta; kişiliğini, insanlığını gösterememektedir. 

İlköğretim genellikle bir kuru bina, bir ufak alandan oluşmaktadır. Sınıflarda ellinin üzerinde öğrenci bulunmakta; oyun yerleri, okul bahçesi, işlikler, deneylikler, tiyatro, gösteri salonları ve temiz tuvaletler bulunmamakta; çocuk bir dersten öteki derse durup dinlenmeksizin girip çıkmakta; yıllarını böylece en iyi öğrenci yani en iyi ezberleyen öğrenci olmak için harcamaktadır. 

İlköğretimde resim, müzik dersleri vardır. Fakat, örneğin, resim derslerinde yönetmeliğe göre ve alışılan uygulamalara göre öğrenci birinci sınıfta kara kalemle, ikinci sınıfta kuru boyayla, üçüncü sınıfta mum boyayla resim yapmaktadır. Bu arada sözgelimi ikinci sınıfta sulu boyayla resim yapmak isteyen öğrenciye izin verilmemektedir. Dolayısıyla öğrencinin bütün resim yapma isteği, sevgisi kara kalemle tükenip gitmekte, o da diğer arkadaşları gibi alışıldık bazı şekilleri çizip not almanın doğru olduğuna inanmaktadır. 

İlköğretim müdürleri ve yöneticileri profesyonel eğitimciler olmayıp, ilkokul öğretmenliğinde yıllarını harcamış, biraz babacan, çoğu kez sert, dayak atıcı rollerinde emeklilik için son günlerini bekleyen emektarlardır. 

Orta öğretim kurumlarımız ilkokullarda yeterince iyi yetişmemiş çocukların ilk düş kırıklıklarına uğradığı yerlerdir. Önce matematikten, sonra İngilizce’den zayıfların karneyi doldurduğu ve giderek arttığı yıllardır bunlar. Öğrenci iyi niyetle çalışmaya, öğrenmeye çaba gösterse bile kaynağını kendisinin de iyi anlayamadığı nedenlerden dolayı başarısı giderek düşer, dolayısıyla ailenin de çocuktan beklentisi “doktor”dan “polis memuru” ya da “öğretmen”liğe döner. Başarısızlığın nedenleri nelerdir? Yanlış okul seçimi mi çocuğun kendisinden ya da aileden gelen nedenler mi, yoksa okul programlarından mı, öğretmenlerden doğan nedenler mi? Çoğu kez bunlar anlaşılamadan, çocuk kendisini bir aşamada bir oto tamircisinde çırak, bir fırında elaltı olarak bulur. Ve kolay kolay formal eğitim sistemine bir daha ömür boyunca geri dönemez. 

İlköğretimdeki eksikliklerin çoğu orta öğretim kurumlarında da sürer gider. Kütüphane yoktur, deneylik yoktur. Varsa bile kullanılmaz veya bu mekanlar yersizlik yüzünden sınıfa çevrilmişlerdir. Eğer oraya kadar gelebilmişse lisedeki çocuk yavaş yavaş ailesinin etkisinden kopmaya, yaramazlığa başlar. Arkadaş etkisi giderek büyür. Okuldan kaçar, erkekse kahvelere dadanır; futbol, basketbol takımlarına katılır belki de ilk sigarasını içer. Yaşadığımız toplumda çocuk ne yazık ki çok fazla dayak yer. Çocuk okuldan kaçar dövülür, öğretmenine karşı gelir dövülür; sigara içer dövülür. Okulda ise zaten “eti senin, kemiği benim” anlayışı hala geçerlidir. 

Lise son sınıfa gelen öğrenicinin hem kendisini hem ailesini ciddi bir telaş sarar. İlk kez gencin geleceği ile ilgili kaygılar belirmeye başlar. O zamana kadar anababa korunmasında belli bir rutin içinde okuluna devam eden çocuk artık büyümüş, yuvadan uçma zamanı gelmiştir. Eğer genç derslerinde başarılı ise üniversitenin herhangi bir fakültesine kayıt olabilirse artık macerasına yine ayrı bir çerçeve ayrı bir kent içinde devam edebilecektir. Yok eğer üniversiteye giremezse o zaman acılar üzüntüler genci ve ailesini beklemektedir. “Üzülme, gelecek yıl yeniden denersin... ” sözü bir bakıma yeniden dershanelere, yeniden özel hocalara, eğer çocuğun ailesi kaldırabilirse, para demektir. 

Bu kadar harcamaya hangi kesimin gücü yeter? Onun ötesinde her hangi bir aşamada kendisini okul dışında bulan genç endüstride, iş alanında istenilen hiç bir becerisinin bulunmadığını da görür. Daktilo yazamaz, bilgisayardan anlamaz, bir yabancı dili doğru dürüst bilmez. Bildiği biraz tarih, biraz coğrafya biraz ahlak... Bunlar da iş hayatında geçerli olamaz. Liseyi bitirse bile üniversiteye giremeyen gencin yeniden eğitilmesi, yeni bir iş için eğitilmesi serüveni başlar.
Marjinal bir iş bulan genç bu işle yetinmez, küçümser. 

Lise diploması vardır, ama kendisini ilkokul mezunu bir ustabaşının emrinde çalıştırmaktadırlar. İş değiştirir, onu beğenmez yeniden iş değiştirir. Sonunda dönüşü olmayan bir yolda olduğunu anlayıncaya kadar. 

Özel okullarda, Anadolu liselerinde okuyan belli bir mutlu azınlığın dışında Türkiye’de eğitimin sonuçları acıdır. Çoğu kez mutluluk değil, yakılan kitaplar, arkasından küfredilen öğretmenler yaratır. Eğitimimiz insancıl değildir. İnsanı bütün kendi değerleri, potansiyeli ile kabul edip, onu gidebileceği yere kadar götüren bir dizgeye sahip değildir.
Böyle bir sistemde okuyan, böyle bir sistemden çıkan insanlar gerçekten mutlu olabilir mi? 

Öyleyse insanları eğitim sistemi içinde mutlu yapabilmenin koşulları nelerdir? Ona neler verebilirsek insan mutlu olabilir? İnsanı insana yakışan özellikleriyle yetiştirebilmek nasıl bir ortam ister? İnsanı mutlu ve başarılı yapabilecek bir eğitim sistemi nasıl olmalıdır? Bütün bu soruların cevabı Hümanist Eğitim ya da İnsancıl Eğitim kavramlarından geçer. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 808
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster