Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
407
 

Hümanizm üzerine

Alıntı:  

 

“Hümanizmi herkesin insanseverlik olarak zannettiğini ama tam aksine agnostik ve/ya ateistik anlayışla, kader ve din dahil, insan üstündeki her türlü bağlayıcı otoriteyi dışlayarak, yani seküler bir yaklaşımla, insanın otorite baskısından bağımsız olduğunu ilke edinen, ancak aynı zamanda da her ne kadar kendi etik değerlerini saptama kapasitesini tanısa da, insanın tüm diğer canlı türlerinden üstün olmadığını, insanı da sıradan, önemsiz ve herhangi bir varlık gibi gören, çünkü kendini ne kadar geliştirse de, insan olamayacağını savunan bir anlayış olduğunu, böylece insanseverlik değil, insanlıksever bir tanımın asıl tanım olduğunu kanıtladı.”  

 

Alıntı parçaları ve yorumlar:  

 

“... agnostik ve/ya ateistik anlayışla, kader ve din dahil, insan üstündeki her türlü bağlayıcı otoriteyi dışlayarak, yani seküler bir yaklaşımla insanın otorite baskısından bağımsız olduğunu ilke edinen...”  

 

Agnostik ve/ya ateist anlayış, insan üzerindeki her tür bağlayıcı otoriteyi dışlamaz. Agnostik anlayış, bu otoritenin bilinemeyeceğini öne sürer. Benim ateist anlayışım, insanların otoriteye yatkın olduğunu, otoritenin kalktığı zamanlarda kitlelerin cıvıdığını, hiç hoşlanmasam da, dünyanın en marjinal insanlarından biri olsam da, benim bile üzerimde bağlayıcı otoritenin bir miktar işlediğini (askerlik yapmadım da, bedelli yaptım gibi), ayrıa oto-otoritem olmasaydı, şu anda İstanbul’un yerinde 5 kilometre çapında bir krater oluşmuş olacağını kapsar. (Eğer yayınlamadıysam yayınlayacağım, ‘Otorite Üzerine’ diye bir metnim var.) Seküler anlayış din otoritesiyle devlet otoritesini birbirinden ayırır, otoritesizliği savunmaz. (Bugüne kadar gerçek tek otoritesiz ideoloji anarşizmdir ama onlar da yıkıcı eylemleriyle tarihe doğrudan müdahale edecek bir oto-otorite kullanmışlardır.)  

 

“... ancak aynı zamanda da her ne kadar kendi etik değerlerini saptama kapasitesini tanısa da, insanın tüm diğer canlı türlerinden üstün olmadığını, insanı da sıradan, önemsiz ve herhangi bir varlık gibi gören...”  

 

Hayvanların da ahlakı vardır ve tür içinde sürüden sürüye değişebilir, yani ahlak insana özgü değildir. Öyle olmasaydı bile ahlak, insanı en üstün canlı kılmazdı, çünkü bir şeyden söz ediliyorsa, o insanlarda yok demektir, yani aşk şiiri aşksız ortamlarda bolca yazılır. İnsan diğer tüm canlı türleri gibi olsa da, hesaplamalarımız gösteriyor ki belki şimdilik on bin yıllığına, düşünen tek canlı olma durumu / negatif entropili oto-kritik oto-organize tek sistem insanda var. Ancak bu, insanların milyonda bir gibi oranında tezahür etmektedir, diğer insanlar öylesine yaşayıp gider ve ‘insan’ tanımımıza girmez.  

 

“... çünkü kendini ne kadar geliştirse de, insan olamayacağını savunan bir anlayış olduğunu, böylece insanseverlik değil, insanlıksever bir tanımın asıl tanım olduğunu kanıtladı.”  

 

Bu alt-insan’cı yaklaşım Nietzsche’de ünlülük buldu. Bugüne kadarki tüm hümanist ve anti-hümanist söylemleri birleştirirsek: İsteyen herkes insan olabilir (engelliler gibiler hari, onların yle br yükümlülüğü yoktur ama üstlenp başaranı vardır). Bu, yine de normal insan veya alt-insan sayısını ve oranını limitte sabit tutuyor, çünkü insanlaşma ve üst-insanlaşma (bendeki tezahürleriyle, trans-, post-, meta-hümanizm’ler ki bu başlıklarda epeyi yazım var) çok öz-yıkıcı bir süreç, kısacası deliriyorsun en azından, dolayısıyla kolay kolay kimse kalkışmıyor bu işe. İnsan kendini geliştirebilir: Tulumbalı bir evde doğdum (M.Ö. 1.000 teknolojisi), bilgisayarların UNIVAC’tan başlayarak tüm aşamalarını kullandım, şimdi en kısası olarak alırsak, 1.000 yıl sonrasında yaşıyorum, demek ki 2.000 yıllık bir gelişimi 50 yıla sııdırmışım ki aslen bu süre 25 yıldır. İnsanseverlik yerine, insanlıkseverlik olabilir ama tikel yerine, tümel daha uygun olduğu için, yoksa ben sokaklarda dolar milyarderlerinden hayırsever onlarca insan tanıdım.  

 

Sonuç olarak:  

 

İnsan konusu kuramsal değil, uygulamalı bur sorunsaldır. İnsan-öte kuramsaldır, çünkü 10-100 arası kategorik olasılık mevcuttur ama insan kategorisi globalleşme nedeniyle de aşağı yukarı 1 tanedir. Yani: Ya insansın, ya değilsin. Ben insan-üstü’yüm, milyarlar insan-altı. Kendimi de onlardan üstün falan görmüyorum, tersine o denli zavallı yaşayabildikleri için, onları takdir edilorum. Onlar kazanıyor, ben değil. Ben bir kaybedenler klübü üyesiyim.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazdıklarınızda öyle muhteşem bir akış ve sisteminiz var ki, sonuca kadar getirip, en son cümlede de hem bir açmazla birlikte zihinde soru işareti bırakıp, hem de çözümü sağlayabilecek yolu göstererek olağanüstü bir katkı sağlıyorsunuz insana. Bu cevabınızda da yine öyle. AB-ABD hususuna aynen katılıyorum. Düşünce sistemimizin paradoksal tanımlar bulmaya zorlandığı da doğru, çünkü zaten işleyişte bir paradoks var. Zira insan ruhunda da zaten paradoksal bir durum var. Bence herşey makro plandan mikro plana değin birbirinin kopyası gibi zaten aynı mantıkla işlemekte, aynı sistematik kurallar geçerli. Fakat en son cümlenizdeki isimleri hiç duymamıştım. ilk kez şimdi sizin sayenizde bilmiş olacağım. Araştıracağım. Tekrar çok teşekürler...

Filiz Alev 
 19.04.2011 23:53
Cevap :
Kolay gelsin.  20.04.2011 11:29
 

Isı ölümü tanımının yanlışlığına ben de katılıyorum.Ama Heisenberg belirsizlik ilkesi de zaten quantum mekaniği içinde yer alan bir ilke diye biliyorum ben.Dolayısıyla buna göre şu anda dahi, sonsuzluğun içindeki sınırın ötesine “yansıyıp”,eşiği atlamış olma ihtimali bence kesine yakın olasıdır zaten,insanın kendi üretken enerji ve oluşum dinamiğini,mükemmel insan limitine yakın bir düzeye getirebilmiş olanları için.Yani henüz şu anki dünyasal koşullarda paradigmatik kritik eşiğe bizce gelinmemiş bile olsa, bütünsellik bazında, yaşamsal denkleminin irdeşik sonucu itibariyle makro kozmo planda zaten yerini almış durumdadır, eşik ötesine katılmış durumdadır üst-insan. Kısaca, yaşarken varedebilmişsek kendimizi varızdır zaten ha şimdi sonra.Çünkü evrende zaten o andan bağımsız olarak, ve insan için de o andan sonra zaman diye bir bileşke yoktur ki denklemde.O bütünselik kendi kurrallarınca zaten işliyor ve biz de onun içindeyiz.Sadece biz o kuralların hepsini bilmiyoruz hepsi bu.

Filiz Alev 
 19.04.2011 0:19
Cevap :
Herşeyin kuramını kurmaya, 100 yüzyıldır değecek kadar yakınız ama bilimin geleneğini üstlenen AB-ABD kültürü, bunu imkansız kılıyor. O nedenle, en yakın yaşanabilir gezegene 500 yıl geç gideceğiz. Heisenberg Belirsizlik İlkesi'ndeki konumun koordinatları olan x-y-z istatiksel olarak birbirinden karşılık bağımsız değil. 2 farklı nokta 1 nokta demek, bir: özdeşlik ilkesi işlemiyor demek, iki: neden-sonuç ilintisinin birebirliği bozulmuş demektir. O nedenle, karanlık enerji ve/ya negatif enerji gibi paradoksal tanımlar kurmak zorunda kalıyoruz, varlık hiçlikten çıkıyor, diyoruz (felsefi anlamda değil, şu anki bilimsel anlamda). İronik olan şu: Çözüm, en azından Wikipedia'da var (şifre oyunu gibi bakmayın, farklı notasyonlar olarak bakın) ama bilgi parçalarını biraraya getirecek kavramsal çerçeve elimizde yok, Periyodik Tablo gibi veya dünya haritası gibi. Bunu yapacak olanlar Lisi gibileri. Ben de o yola baş koymuşlardanım. Tsiolkovsky gibi, üçüncü dünyanın tenha yolunda denklem ararım.  19.04.2011 17:25
 

Her zamanki gibi muhteşem bir açıklama tabi.Ancak gene bir yere takıldım ben. şu negatif entropi konusu.. Zira insan doğduğu an negatif entropide değil.Sonradan kendi otodinamiği ile"de"bunu negatife itmiş oluyor.Asıl önemli nokta orda zaten (bence).O dengeyi dengede tutmak ve öyle bir dengenin bulunduğunu bilmek ve bunu atlamamak gerekiyor..Yoksa çok haklısınız, delirme noktasına gelmemesi mümkün değil.İşte sırf bu nedenle ve sadece o en son cümlenize katılamıyorum.İnsan olan kazanır.Ve bunu başaran zaten diğerlerine üstündür, kendi böyle görse de görmese de..ve kendisi kendini öyle görmez de zaten üstün olduğu için. Ama gerçek te ortadadır, gerçeği de gözardı etmemesi gerekir.O nedenle de alt insanlarca anlaşılamaz veya yanlış anlaşılır.Böylece insanlık da,o insanlardan da gereğince isitifade edemeyip,giderek artan bir entropiye doğru kaçınılmaz olarak sürüklenir.Tekrar çok teşekkür ediyorum. Emeğiniz benim için çok değerli..Saygılarımla...

Filiz Alev 
 18.04.2011 20:28
Cevap :
Negatif entropiyle kastettiğimiz şu: Evren'de zorunlu sayılan ısı ölümüne ve düzensizliğe doğruki vektör, canlılarda belli süreler için sıfırlanır, yani sistem daha düzenli duruma da gelebilir. Bunun temel nedeni, biyokimyadaki bazı reaksiyonların karşılıklı olması, yani A B'yi sentezliyor, B de A'yı. Bu durumda A ve B sistemin sınırlarına kadar sonsuz çoğalabilirler. Bakteriler de öyledir: Çevrelerindeki malzeme bitene dek sürekli çoğalırlar. Zeka için biraz daha farklı: Benim 1/100.000 oranda saydığım birileri, insanlığın toplam bilgisini arttırıyor. Arada bir de paradigma değişimleri oluyor, Dünya merkezli bir Evren'den Dünya merkezsiz bir Evren modeline geçiyoruz, gibi. Makro-makro tanımlarıma göre, 'ısı ölümü' tanımı yanlış. Yeni paradigmada 1 atom, aynı anda 2 yerde olabiliyor ki bu Heisenberg belirsizliğini tanımsız duruma getirir, 'n x R xT = ' P x V' denklemini de. Ölmeden önce, birkaç paradigmatik kritik eşik ötesi için notlar bırakmak istiyorum: Yaşadığımın kanıtı olacak.  18.04.2011 21:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 509
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster