Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '15

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
1493
 

Hunza Türkleri

Hunza Türkleri
 

Görsel alıntı


Hunza Türkleri Hun Türklerinden geliyor. Pakistan ve Hindistan sınırında yaşayan bu insanların çok ilginç bir özelliği var.

Tamamen Müslüman olan Hunza Türkleri ortalama 110 ile 120 yıl yaşıyor. Burada 65 yaş yolun yarısı sayılıyor. Bizde 35 yaş yolun yarısı deniliyor. 

Kadınlar 65-70 yaş arasında anne oluyor. 100 yaşında ölenlere genç öldü deniliyor. Bizde 100 yaşında ölenler tarih kitaplarına geçiyor.

Hunza Türklerinin çok ilginç bir yanı da burada hiç kanser vakasının yaşanmaması. Kanser Hunza Türklerinden kaçarken, bizde kanserden kaçıyoruz.

Bu Türkler kansere yakalanmadıkları gibi sık rastlanan diğer rahatsızlıklara da yakalanmıyorlar. Öyleyse yalandan, hileden, hırsızlıktan, haksızlıktan, yetim malı yemekten uzak duruyorlar.

Doktorlar burada iş görmez, muayene yapmaz reçete yazmaz. Bunun nedeni denizden 6 bin metre yükseklikte çok yüksek oksijeni olan bir bölge de bulunmaları. Buz gibi temiz su içip kendi ekip biçtiklerini yemeleri.

Bizim gibi Ege ve Akdeniz sahillerine hasret kalmıyorlar.  

Hunza Türkleri'nin et ve baharatlı yemekleri çok ünlü ve Sadece kendi ürettikleri sebze ve meyveleri tüketiyorlar. Yani ithal sebze ve meyveleri hiç tanımıyorlar.

Hunzalıların yetiştirdiği kayısının dünyada bir eşi benzeri daha yok. Çok lezzetli olan bu kayısı yazın kurutuluyor ve kışın yeniliyor. Malatya’dan kayısı üreticileri bir gidip Hunzalıları görseler.

Huzlalıların iki önemli deyimleri çok düşündürücü.  

1- Eğer zengin olsaydık her hangi bir ülke bizi” korumak” bahanesiyle işgal edebilirdi.

2- İnsanlardan uzaklığımız tecrit hâlimiz bir yoksunluk değil, bu bir özgürlüktür. Dünyanın geri kalanını merak etmeye gerek duymuyoruz..

Hunzalıların yaşam tarzları :

Hunzalılar yaşadıkları vadilerin yüksekliklerindeki dağların muhteşem görüntüsü, kimliklerinin ve nam salmış sağlıklarının önemli bir unsurudur. Yaşadıkları bu güzellik doyumun onların sağlıkları üzerinde en az beslenmeleri kadar korucu ve önemli bir unsur olarak çok etkili olduğu kabul edilir.

Evlerinin tümü dünyanın çatısının zirvesinden biri olan sekiz bin metre yüksekliğindeki Rakaposhi dağının manzarasına sahip.

Hunzalılar beslenme tarzlarına sadıktırlar.

Halkta safra kesesi veya böbrek taşı, koroner hastalıklar, yüksek tansiyon, kalp kapakçığı lezyonu, zihinsel yetersizlik, çocuk felci, arterite, şeker hastalığı ve tiroit yetersizliğini etkileyen hastalığa rastlanmaz.

Onlar da çocuk ölümlerinden muaf değiller ancak çok az etkilenirler. Yaşlı kadınların evde oluşan duman etkisiyle göz hastalıklarına duçar olduğu görülür. Göz doktorları Hunzalıların mükemmel bir görme yeteneğine sahip olduklarını tespit etmişlerdir.

Arşivlerinin bulunmaması nedeniyle yaşlıların tam sayı yaşlarıyla birlikte tespit imkânı olmamıştır.  Köylerde yüz yaşın üzerinde 12 ve seksen yaşın üzerinde 100 erkeğin varlığı tespit edilmiştir.

Bu yaşlılarda yeniden yapılan evliliklerinde doğan çocukların da kanıtladığı şekilde 75 yaşın çok üzerinde dahi çok aktif cinsel yaşama sahiptirler.

Toprakla uğraşırlar, dağlık patikalarda çok uzun mesafe kat ederek oldukça normal bir yaşam sürmektedirler. Hunzalıların sağlığı ve uzun bir yaşam sürmeleri genellikle beslenme şekillerine ve kullandıkları suyun mineral zenginliğine bağlanır.

Enerji kaybetmeden yürümenin sırrına sahipler. Öyle dirençlidirler ki yürüdükleri mesafe, ulundukları irtifa ne olursa olsun hiçbir zaman mola verme ihtiyacını duymazlar.

Yürüyüş tarzları sıkıntısız, incelikli ve çeviktir. Başları yukarıda ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar bu durumu muhafaza ederler bedenleri dimdiktir. Öyle halat köprülerden geçerler ki kucaklarında çocukları olduğu halde hafif bir sıkıntı çekmeden geçerler.

Çocuklarına çok küçük yaştan itibaren çıplak ayakla gezmeyi öğretirler, Kadınlar kolaylıkla doğum yapmakta, hamileliğin başlangıcından itibaren her türlü ağır işleri bırakırlar, ancak aile bireyleriyle birlikte tarlalarda çalışmayı sürerler.

Buradaki halkın inanışına göre hamile kadın ne kadar çok çalışırsa doğum o kadar kolay gerçekleşir, doğan bebekte o kadar sağlıklı olur. Doğumdan sonra anne toprakla uğraşmaya devam eder.

Bebek erkek ise üç yıl, kız ise iki yıl boyunca anne sütüyle beslenir. Müslüman Hunzalılarda kadın dışarı çıkmakta ve gezmekte serbesttir. Ev ile ilgili kararlarda kocalarıyla aynı oranda söz sahibidirler.

Akraba evliliği kesinlikle yasaktır. Boşanma olayı çok nadirdir. Hunzalılar Pakistan ve Hindistan komşularına göre daha çok eğitimli bir halktır. Okullar parasızdır, erkeklere olduğu kadar kız öğrencilere de açıktır.

Hunzalıların muhteşem nitelikleri var, maneviyatçı, güler yüzlü ve mutluluk doludurlar. Topraklarına derin sevgileri, komşularına şefkat ve merhamet anlayışı var. Yabancılara karşı çok konuk severdirler. Başları daima dik, güçlü ve işlerine düşkündürler.

İşte böyleleri uzun ömrü, sağlıklı, huzurlu, ve mutlu yaşamı hak ediyorlar. Yani bilseydim ömür yeter, gidip bu Hunzalıları bir görseydim diyorum.

 

Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.

Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorum 2/ Yukarıda yer alan ayrıntılar gibi Elmanın yeşil sebzelerin üzerine sürülen parafin, kanserin, kelepçelerle insanları hastane koridorlarında sürüklemesine yol açıyor. Geçenlerde yüksekten çekilen resmi ile harika bir görüntü oluşturan, düzenli sebze ve meyve tezgahları ile insanın iştahını açan Pazar resminin altında,böyle güzel bir pazar gördünüz mü sorusu vardı. Yanıtım: "Yeşile aşık bir gönülle tükenmek idi, emelim, taa ki, içine zerk edilen zehrin dozunun giderek yükseldiğini öğrenene kadar." oldu. Sebze ve meyvelerimizdeki zehrin, olması gerekenin 6 kat fazla olduğunu duyan arkadaşlarım, bu iletime, telefonla ve mesajlarıyla destek oldular. Şimdi gel de, Hunza Türklerinin yaşamına ortak ve destek olma. Teşekkürler Sayın Burakgazi, umut dolu güzel bir derlemeydi. Selam, sevgi ve saygılarımla. Refik

Refik Başdere 
 08.10.2015 22:23
Cevap :
Yorum iki cevabı:Bazılarımızda ülke için, ülke insanları için, şehitler için gözyaşlarımızı sel ediyoruz.Öte yandan bu konuları hiç gündeme getirmeyenler de var. E böyle bir toplumda böyle ayrı, gayrı insanlar olduğu zaman o toplumun huzur bulması, mutlu olması, sağlıklı yaşam sürmesi imkansız.Onlar ne Hunza Türklerini tanır ne de kayıp Türkler Dukha halkını bilir.Doğayı öldürdük, doğruyu toprağa gömdük, yalan ve yanlışı baş tacı ettik.Daha ne olsun.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.  09.10.2015 15:08
 

Değerli ve sevgili dost Burakgazi,Hunza Türklerinin yaşam koşulları hakkında verdiğiniz bilgilerle kültürel dağarcığımıza bir altın daha aktardık. Var ve sağlıklı olunuz. Huzur, güven, erdem ve sağlık, mutlu hayatın devamının miftahı dır. Adeta 60'lı yıllara kadar, Türkiye'de var olan üretime, hayat tarzına ait ilkeler yer alıyor. Yani erdemlerin bolluğu arasında yokluklara aldırış etmediğimiz mutlu günler. Zenginleri saymıyorum ama, Türkiye'nin orta tabakasının bugün altında arabası, bir şekilde borç harç gayretiyle sahip olduğu evi, evinde eşyaları, bazen de 10 15 kredi kartına taktığı borçlarla, lükse temayül eden bir yaşam sefaleti var. Tabi bu olmayan imkanlarla, başkalarını ve kendini kandırmak ve dolandırmak olarak telakki edilebilir. Ama kalbinin gözlerinden devamlı umutsuzluk ve mutsuzluk gözyaşları akmakta. Yediğimiz sebze meyve, et, ekmekte GDO'lu katkı maddeleri, sebze ve meyvenin üzerine çekilmiş parafinler, şehirlerde soluduğumuz egsoz gazı, ...devamı 2'de

Refik Başdere 
 08.10.2015 21:41
Cevap :
Kıymetli yazarımız Sayın, Refik Başdere: Haklısınız Biz bizi, Atalarımızı takip etmedik.Hep elin hayranı olduk. Onların yaptıklarını örnek aldık. Gıda olarak zehirlendik,yaşam olarak hastalandık.Hiç bir hükumet bu konuda gereken tedbiri almadı. Kapılarımızı sonuna kadar açtık.Bize uymayan, bize zarar veren her şeyi ithal ettik.Ülkemizdekiler de onlar yaparlar da biz yapmaz mıyız dercesine hileye, hurdaya,düzenbazlığa başvurdular.Son yıllarda ise insan sağlığı, huzuru, mutluluğu tamamen kayboldu.Derdimiz, davamız yeter ki 400 kişi olsun. Gerisi ne olursa olsun.Lüks yaşamı sevenlerin çoğu ne kanun ve ne de yasa dinlemiyor.Er yada geç bir yolunu bulacak....   09.10.2015 15:05
 

Mehmet Bey Merhaba,öncelikle yorum yazmak için geç kaldığımı belirtmek istiyorum çünkü günlerim çok yoğun geçiyor ve biriktiriyorum bu nedenle ben bağışlamanızı diliyorum.Sayenizde yine çok güzel bir paylaşım okudum,teşekkür ederim,selam ,sevgi ve saygılarımla.

Şennur Köseli 
 07.10.2015 11:28
Cevap :
Kıymetli Şennur : Siz evlatlarınızla, torunla ve sizi sevenlerle birlikte huzurlu, azda olsa sevin içinde olduğunuzda biz seviniriz.Meşgul olduğunuzu az da olsa bilirim.Önemli olan sağlık, sıhhat ve azda olsa mutluluktur. Hunza Türkleri çok değişik geldi. Onlar sağlıklı, uzun ömrü hak etmişlerdir.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.   07.10.2015 16:23
 

Değerli Mehmet Bey, medeniyet ilerledikçe insana ve doğaya verilen değer geriliyor. Gıdalar üzerinde oynanan oyunlar, sağlıksız şehir hayatı, stres, ve kavgalar insan yaşamını kısaltıyor. Bu dünya düzeniyle sağlıklı bir yaşam da zorlaşıyor.. Saygılarımla..

Papatya Tarlası 
 05.10.2015 9:23
Cevap :
Kıymetli öğretmenimiz ( Papatya Tarlası) Aynen öyle olmuş insan ve doğa değeri zayi oldu.Hunza Türkleri ne insanlığın ne de doğanın değerini kaybetmemişler. İşte o nedenledir ki uzun ömürlü, sağlıklı, mutlu bir yaşam sürüyorlar.Saygılar sunuyorum. Sağlık ve mutluluk diliyorum.  05.10.2015 15:39
 
Toplam blog
: 607
Toplam yorum
: 7049
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1768
Kayıt tarihi
: 12.04.12
 
 

Bingöl'de, Baharın son ayında, ikindi üzeri un ambarı (kiler) arkasında, ebesiz, hemşiresiz, Emin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster