Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2182
 

Hür Adam Bediüzzaman Said Nursi filmi üstüne ön notlar....

Hür Adam Bediüzzaman Said Nursi filmi üstüne ön notlar....
 

Milliyet'in bu günkü baş sayfasında, ''Bu Film Çok Tartışılır.'' başlığını görünce gülümsedim... Ve doğru bir başlık olduğuna inandım... 

Şüphesiz, siyasi bir film... Ve sanki; ''Siz Atatürk filmi çekerseniz, biz de Said-i Nursi filmi çekeriz artık!...'' gibi çağrışımları içinde taşıyan... Şüphesiz bir ülkede, sanatçı örneğin; sinemada, her temayı işleyebilmeli, sanatın özgürlüğü adına... Ve şimdi de, ileri demokrasi adına!.. 

Bu politik filmle ilgili, beyaz camda daha önceden izlediğim yönetmenin yorumu ve filmin sahneleri, bende de soru işaretleri bırakmıştı!... 

Bir de ilk baharda vizyona girmesi planlanan filmin niçin alelacele bu yıl başında vizyona sokulması!... 

Hele hele, ''Minyeli Abdullah'' ın ardından gelen yirmi yıllık bir aradan sonra, böylesine bir film çeken yönetmen sayın Mehmet Tanrısever'in, filmi ABD'de Fethullah Gülen'e izlettiğini de bu haberden öğrenince, ''film sansürden geçmiş ve vizesini almış ve bir nedenle hızla politik arenaya çıkmış'' diye düşündüm!... 

''Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşamam.'' sloganıyla sunulan filmin hürriyet, yani özgürlük teması etrafında, Said-i Nursi'nin (Kürdi) insani yaşamını bir ''inanç'' çerçevesi içinde ön plana çıkardığı gerçeğinden yola çıkmaya çalışsak da, filmin vizyona gireceği 7 ocak tarihini beklemek, belki de en iyisi olacak... 

Geçen eylül ayında Hanefi Avcı, Fethullah Gülen ve Nurculuk hareketi bağlamındaki, iki bölümlük siyaset bölümündeki bir yazımda, Said-i Nursi (Kürdi) konusuna da, bilinmiyen yönleriyle değinmeye çalışmıştım... Bu yazımın girişinde yazar Hüseyin Yılmaz' dan şu alıntıyı kullanmıştım: 

''Bediüzzaman ile M. Kemâl’in dost olmadıkları, ikisi için bir orta yerden bahsedilemeyeceği her ikisinin de ikrarıyla ve hayatları ile sâbittir. M. Kemâl, Bediüzzaman’a dünya hayatını zindana çevirmiş, Bediüzzaman ise onun düşünce ve inkılâblarını son nefesine kadar reddetmiş ve yazılı kayıd altına alarak muhalefetini târihin hâfızasına emanet etmiştir!... Hüseyin Yılmaz-Yazar'' 

http://blog.milliyet.com.tr/Hanefi_Avci__Turkiye_ve_Bediuzzaman_nin_cocuklari_________3000_e_Dogru/Blog/?BlogNo=261444 ve devamı olan http://blog.milliyet.com.tr/Hanefi_Avci__Turkiye_ve_Bediuzzaman_nin_cocuklari____II_______3000_e_Dogru__/Blog/?BlogNo=264063 yazılarımı bu filmi izlemeden okursanız, sanırım bir yurttaş ve bir sinemasever olarak, olaya daha bir farklı pencereden bakma olanağına kavuşursunuz!... 

Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim: Ben bu filmin, film arkasından okuyabildiğim ve fragmanından görüp, hissedebildiği kadarıyla, bir düşün insanın öyküsel yaşam ve inanç çerçevesinin ötesinde, çok daha ağırlıklı olarak, basit anlatımlı, politik mesajlar veren bir film havasında karşımıza çıkacağını ve çok geniş insan kitleleriyle de buluşturulmaya çalışılacağını düşünüyorum!... Zaten yönetmeni de, seyirciden göreceği teveccühe göre, üç bölüm halinde yeni bir çalışma yapacağını;. Bediüzzaman Said-i Nursi(Kürdi) ‘nin ''Eski Said’', ''Yeni Said’' ve ''Üçüncü Said'' dönemlerini üç bölüm halinde, bu filmin ardından, çekmeyi temenni ettiğini, önceden bildiriyordu!... 

Filmi izledikten sonra, bakalım hangi politikalara bu film katkı sunabilecek, hep birlikte değerlendireceğiz... 

Ben yukarıda önerdiğim yazılarımı okuma fırsatı bulamayacak okurlarla ve sinema severlerle, Said-Nursi (Kürdi) ile ilgili yazımdan bazı bölümleri aşağıda paylaşmak istiyorum. 

2011 yılının, bu ülkenin güzel ve aydınlık insanlarının, güzel günler, güneşli günler görme umutlarını karartmaması dileğiyle, tüm okur ve dostlarımın yeni yılını kutluyorum. Dostça selamlarımla. 

 

Yazıya ek: 

''Bediüzzaman... Said-i Nursi ya da Kurdi!...(http://tr.wikipedia.org/wiki/Said_Nursi ). IXX. ve XX.yüzyıllarda yaşayan, hikmet ve keramet sahibi olduğu söylenen, bu İslamcı coğrafyanin düşün ve eylem insanı... Kuran'daki birçok ayetin Risale-i Nur'u işaret ettiğini vurgulayan(!) bu İslamcı düşün insanı ve onun düşüncesine göre, sözümona ; “Kur’an işaret eder ve müjdeler ki; Risale-i Nur’un dairesi içine girenler, tehlikede olan imanlarını kurtarırlar. Bu imanla kabre girerler ve cennete girecekler…'' 

Fethullah Gülen Hareketi olarak siyasal ve sosyal platformda yerini alan bu hareket , Said-i Nursi’nin risaleleri etrafında şekillenip örgütlenmiş “Nurculuk” hareketinin günümüzde XXI.yüzyıla da nitelikçe değişerek sarkan ve en büyük uzantısı olmakta!... 

Kürt kökenli Said-i Nursi (Kürdi)' nin, Sultan II.Abdülhamid zamanında, Mısır'daki İslami üniversiteye öykünerek, o zamanki Doğu'da, Kürdistan'da Medresetü'z Zehra ismiyle bir darülfünun ( üniversite) açmaya çalışması ve bölgede gerekli reformlerla ilgili bir paketle padişahın huzuruna çıkması ve bu yüzden görüşme sonrası , padişahın isteği üzerine sağlık gözetiminden geçmesi de, zamanında söz konusu olmuş... (Ve ardından II .Abdülhamid karşıtı olmak ve İTC'ye çalışmak...) İTC bu hayali için ona bir avans bile vermiş!... Ama savaş yüzünden bunu gerçekleştirememiş. Bölgede Van'dan Şam'a kadar İTC'nin siyasi propagandasını yapmış!...Bu üniversite açma hayalini cumhuriyettin ilk yıllarında da sürdürmüş!... Atatürk'de bu öneriye sıcak bakmış, inşaası için girişimlerde bulunulmuş(!), ama Kürt isyanı'nın ardından bu teklif red edilmiş!... (Günümüzde güneydoğuda Nurculuğun bir kolu olan “Med-Zehracılar” olarak bilinen bir grubun bu amaç doğrultusunda oluştuğu ve çalışma yürüttüğünü belirtmekte de fayda var!...) 

Said-i Nursi’nin Kürtlükle ilişkisi bu şekilde iken Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin de kurucularından olması, bilgisi, ikna gücü ve girişkenliği sayesinde devlet ricalıyle iyi ilişkiler kurması, Enver paşa'yı desteklemesi İTC'de ve Teşkilat-ı Mahsusa'da (!), bir vatansever olarak görev alması, şakirtleriyle Gönüllü Kürt Alayı kurup, Rus emperyalistlerine karşı yaşadığı toprakları silahla savunurken esir düşmesi, Rusya'da yirmisekiz ay tutuklu kalması, devrim döneminde bir şekilde kaçarak ya da Teşkilat-ı Mahsusa marifetiyle kaçırılarak Petersburg Varşova Berlin üzerinden İstanbul'a dönmesi büyük bir maceradır... 

Enver Paşa tarafından, İslam’a yönelik saldırılara ilmî cevaplar vermek çin kurulan ve bir çeşit İslam akademisi olan Dar’ül-Hikmet-i İslamiye’ye üç aylık 150 altın maaşla ordu üyesi hoca olarak atandı ... Ancak esirlik günlerinin de etkisiyle bozulan sağlığı toplantılarda sadece bir gözlemci hoca olarak katılmasına el verebildi...'' 

'' 

Fethullah Gülen hareketinin ideologu Said-i Nursi' nin en büyük hayalinin Van, Bitlis ve Diyarbakır’da Kürt kültürü, tarihi ve edebiyatının ve ağırlıklı Kürtçe'nin ön plana çıktığı, üç dilde eğitim veren üç büyük medrese açmak olduğu dile getirilmiştir!... Şüphesiz ki bu yaklaşım, zamanında sağlam bir karakter ve kişiliğin, büyük bir öngörüyü dışa vurmasıdır... 

Hedefteki bu eğitim yuvası, ilk bölümde de vurguladığımız Dar’ül-Hikmet-i İslamiye’ yi çağrıştıran ancak fen ve din bilimlerinini okutulabileceği bir tür Darülfünun olan Medresetü'z Zehra' dır ki, Mısırdaki Ezher Üniversitesi benzeri bir öğretim yuvası!... Doğu Anadolu ve Mezopotamya'da, Van-Diyarbakır-Bitlis üçgeninde kurulacak bir üniversite!... Misyonerlerin ve misyon okullarının çoğaldığı bir coğrafyada!... 

Bediüzzaman bu hayalinden hiçbir zaman vazgeçmedi ve bu hayali yeni kuşaklarca Türkleştirilip, çeşitli şekilllerde yaşama uygulandı!... 

Fethullah Gülen Hareketi’nin Said-i Nursi’nin risaleleri üzerinden şekillenen “Nurculuk” hareketinin devamı veya ana kolu olduğu artık Türk ve Kürt entelejensiyasında yer alan hemen herkesçe kabul edilmektedir... 

Kanımızca, Fethullah Hoca, Said-i Nursi'deki Kürt kimliğini nötürleyip, ideolojiyi Türk-İslam kültürü temelinde zenginleştirip, ancak onun Enver Paşa ile birlikte hayal ettiği Büyük Türk-İslam İmparatorluğu hayalini, Nil'den Tuna'ya ve Türkistan'a doğru genişleyen, maksimalist bir yapıda devam ettirmek istemektedir!.. Bu durum bölgede federatif bir yapılanma isteyen, ılımlı İslam politikalarını sürdüren ABD için de, bu gün için uygundur!... 

Belki de bu yüzden M.Sıddık Şeyhanzade' nin "Nurculuğun Tarihçesi" adlı kitabında teşhis ettiği gibi, , Risale-i Nur' daki Kürt, Kürtler, Kürdistan sözcükleri (ki bunu Bedizzaman'ın düzeltiği de söylenmektedir!...), yeni söylemlerine uygun bir şekilde, ortadan kaldırılmıştır!... Ancak bölgede değişen dengelere paralel, yakın zamanlara kadar PKK-DTP ve PKK-BDP karşıtı söylemler geliştiren, devletin resmi Kürt söylemine yakın davranan bu hareketin, ABD'nin bölgesel tavrına paralellik arz edecek bir şekilde artık “sosyal, kültürel ve siyasi hakların eksiksiz ve çekincesiz kabulü kaçınılmazdır” söylemine geçmesi, bu tehlikeli pragmatizm ve eklektizmin neresinde bulunduğunu siyaseten bizlere göstermektedir!... 

Halbuki, Said-i Nursi o günkü Kürt Sorunu' nun içinde yer alıyordu!... Kürtçülük yapmasa da, Kürtlükle çok yakın bağı olduğu reddedilemez bir hakikatti!...O dönemki Kürt örgütleri olan Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti' nin içlerinde kurucu olarak da yer aldığı bir başka hakikatti!... Ve şüphesiz ki Enver Paşa ile bu denli iyi ilişkiler içinde olan , İTC' de ve Teşkilat-ı Mahsusa' da görev almış bir eylem ve düşünce insanının, Sykes-Picot Anlaşması' doğuran ortamdan ve dinamiklerden habersiz olması da mümkün değildi!... 

İslam dinini de vatansız, kendi deyişiyle “Kürdistansız” ele almayan, ama bağımsızlık için de, bin yıldır İslamı koruyan Müslüman Türk'e kılınç çekmeyi kabul edemeyen bir düşünceye sahipti!.. Ona göre, Müslüman Kürtler, Kürtçeyi geliştirmeli, basın, yayın, eğitim ve yüksek eğitimde Kürtçe'yi serbestçe kullanmalı, Kürt ve Kürdistan ile ilgili araştırma merkezleri açılmalıydı!... Ama İslamı en iyi şekilde koruyan Müslüman Türk'e de kılınç çekmemeliydi!... 

Rusya'daki esaretden kaçıp hasta hasta geldiği, esir şehir İstanbul'daki, işgal günlerinde İngiliz aleyhtarı ''Hutuvat-ı Sitte” adıyla bir broşür basımı ve dağıttırması dışında, tek siyasi etkinliği, 16 Mart 1920’de işgalci İngilizlerin zoruyla Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi tarafından Anadolu'daki Kemalist kuvvetlerin aleyhine çıkarılan fetvaya karşı çıkması olmuştur!... Ve General Harrington'un etkinliklerinden dolayı, onun tutuklanmasını istemiştir!... 

Enver Paşa'nın Türkistan'da ölümünün ardından, 9 Kasım 1922 tarihinde, Ankara Hükümeti'nin davetlerine artık uymak için Ankara'ya gelen Bediüzzaman Said Nursî 'ni (resmi kayıtlarda bulunmasa da...) meclis kapısında Atatürk tarafından karşılandığı ve Doğulu Kürt milletvekillerinin önergesiyle, kendisine Meclis`te resmî "Hoşamedî" merasimi yapıldığı, milletvekillerinin ısrarı üzerine de meclisde, birlik ve beraberlik üzerine dinsel ağırlıklı bir konuşma yaptığı söylenir... Ve bu konuşmadan etkilenen altmış milletvekilinin düzenli namaza başladığı!... 

Atatürk'ün bu durumdan hoşlanmadığı, kurmak istediği üniversite için 163 milletvekilinden onay alındığı, kendisinin bir şekilde Van'a gönderilerek Ankara'dan Atatürkçe uzaklaştırıldığı, ancak Şeyh Said İsyanı'nı desteklemese de bu isyan bahane edilerek kendisinini tutuklanıp, yargılandığı, İsparta, Eskişehir, Afyon- Emirdağ, Denizli ve Kastamonu'da geçen hapis ve sürgün yıllarına rağmen, aktif yaşamdan çekilmediği, o örgütçü yapısıyla Nur Hareketi'ni her durumda ilerlettiği söylenir!... 

Belki de 27 Mayıs devrimcilerinin, devrimden iki ay önce vefat eden Said-i Nursi'nin Urfa'da mezarını gizlice açıp, askeri bir uçağa bindirip, Isparta'da Davraz Dağı eteklerinde bilinmiyen bir yere defnetmelerinin de kendilerince haklı bir sebebi vardır!... Ve belki de bu günlerde askere ödetilen bedellerden birinin bilinçaltında böylesine bir neden de yatmaktadır!... 

Bir rivayete göre, 1947' li yıllarda, İsmet Paşa'nın onla ilgili; “Zeki adamdır. Divan-ı Harplerden ve İstiklâl Mahkemeleri'nden yakasını kurtarmasını bildi!” dediği söylenir!.... 

1947 yılından sonra, ülke siyaseti yönünü ABD'ye çevirdikten sonra, o da görece özgürlüğe kavuşmuş, Demokrat Parti'yi destekleyen politikalar üretmeye çalışmış, en yakın müridlerinden birini Kore Savaşı'na göndermiştir!... 

Süleyman Demirel'in de vurguladığı gibi, ‘Said Nursî büyük âlimdir, büyük Kur’ân müfessiridir’... Ancak onun düşünce ve görüşlerinin artık siyasetin içinde fiilen yer aldığı ve bu coğrafyada üretilmek istenen yeni siyasi politikalara da taraf haline getirilmek istendiği, bu gün tescilli RTE'nin söz ettiği ''İleri Demokrasi''yle çelişki oluşturduğu da, yadsınamaz bir gerçektir!... 

Modern İslami tecdit (canlanış) sürecinde ağırlıklı bir gücü olan Said-i Nursi ve onun bu yüzyıldaki güncel müridleri, AKP'nin yarattığı sinerjiyle ve müsamahayla ve dış dinamiğin inanılmaz katkılarıyla, demokratik ölçü ve kabulün dışında, abdestli burjuva ve abdestli devlet kapitalizmi yaratma yolunda, gizli-açık bir şekilde, kendileri dışında biat etmeyen sermaye ve sosyal katmanları eritip, diğer İslamcı çıkar gruplarıyla birlikte, ilerlemeye devam ediyorlar...'' 

Evet notlar da bu kadar. Umarım yararlı olmuştur... 

30.aralık.2010 / Tarabya 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekçi ve objektif uzun soluklu bir değerlendirme... Bilgileri tazelediğiniz için teşekkür eder; esenlik, mutluluk, başarı dolu nice yıllara erişmenizi dilerim. kaleminiz daim olsun...

Ayten Dirier 
 07.01.2011 1:07
Cevap :
Aynı dileklerle, teşekkürlerimle ve dostça selamlarımla.  07.01.2011 14:29
 

Muharrem Bey'le tartıştığınız sermayenin belli ellere kayması konusuna ben de sizin gibi bakıyorum. Holdinglerin küçük işletmeleri ne ölçüde ezdiğini değil ama şu anda faaliyette olan ticarethanelerin hepsinin renginin birbirine çok yakın olduğunu görmekteyim... Selamlıyorum sizi...

vakayinüvis 
 05.01.2011 22:24
Cevap :
Teşekkürler, bizden de dost selamlar.  05.01.2011 23:55
 

Evet; İslam uygarlığında birinci sınıf merkez-lider ülke olmanın daha uygun olduğunu belirtiyor!..Ve, kuzeyden gelebilecek kızıl tehlike artık olmadığından, güneyden gelecek olası küçük tehlikeler için ''stratejik ortak'' tır diyor!... Ortadoğu petrolleri için misyon; onların lisanından anlayan, bir tür''İslamcı müstahdemlik''... Artık bu kutsal vazife, çakma AB üyesi olarak mı, yoksa İslam lideri olarak mı sürecek!...Sisli... Şimdi Said-i Nursi *Kürdi* ısıtılıyor... İşte bütün mesele!...Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 04.01.2011 22:32
 

... XXI.yüzyılda İslam'ın siyasal işlevini yeniden kazanması için ''yeni'' şeyler yapılmak isteniyor!...Said-i Nursi gibi siyaset ve düşünce insanının Enver Paşa yanında Almancıyken(!), sonradan İngilizci ve Demokrat Parti döneminde de Amerikancı olması da, bu coğrafyaya özgü bir hacıyatmazlık olsa gerek!... Onun cumhuriyet dönemindeki şanssızlığı, Kürt kökenli olması ve Kürt İsyanları içinde kalmasıdır...Amerikalı sosyal bilimci Samuel P. Huntington, küreselleşme sürecinde artık tarafların değil, uygarlıkların sözkonusu olacağını vurgular!...Bunlar; Batı, Sind ( Çin ve çevresi), Japon, İslam, Hind, Slav-Ortodoks, Latin-Amerikan ve Afrika... Ve artık, ''Uygarlık temeline dayalı yeni bir dünya düzeni kurulmaktadır...'' Ve Huntington'a göre asıl etkileşim ve çatışma, Batı, İslam ve Çin dünyaları arasındadır!.. Kemalizmin karşısında olan Huntington Türkiye için, Batı'da ikinci sınıf bir ülke olmaktansa, İslam uygarlığında birinci sınıf merkez-lider ülke olmanın daha uygun olduğunu beli

zeki etferat 
 03.01.2011 18:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4550
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster