Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
21770
 

Hürrem'den önce, Hürrem'den sonra

Hürrem'den önce, Hürrem'den sonra
 


Tesadüfler Takvimi – 24 Eylül


Altı asırlık Osmanlı İmparatorluğu tarihini, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi olan; Hürrem Sultan’dan önce ve Hürrem Sultan’dan sonra diyerek, ikiye ayırmakta hiçbir beis görmemek lazım. Neden mi? İşte yine, Tesadüfler Takvimi’mizin tozlu ve enteresan yapraklarında cevapları...


Bundan tam 442 yıl önce, yine böyle bir 24 Eylül günü, 1566 senesinde; On birinci Osmanlı padişahı olan 2.Selim tahta çıktı. Kanuni’nin Hürrem Sultan’dan doğma oğluydu. Sarhoş Selim ya da Sarı Selim olarak da anılmış olan bu hükümdar, aslında çok silik bir kişilikti. Hele hele babası Kanuni Sultan Süleyman’dan, dedeleri Fatih ve Yavuz’dan sonra esamesi bile okunmayacak kadar havada kalmıştı. Ama gelin görün ki çok kuvvetli tarih tezlerine göre, 24-Eylül-1566 günü yaşanan bu olayla Osmanlı’nın kaderi değişecekti.


2.Selim’in annesi olan Hürrem Sultan, Osmanlı tarihinde çok önemli roller oynamış bir kadındı. Bir Osmanlı padişahıyla nikahlanmak suretiyle evlenmiş olan tek kadın olarak bilinir. Kimi tarihçilere göre Leh asıllı, kimilerine göre ise Karay Türkleri’nden olduğu iddia edilir ancak Yahudi bir ailede doğduğu konusundaki kanaat ortaktır. Hürrem Sultan'ın asıl adı Roxelanne'dır.


Kırım Hanı tarafından Osmanlı sarayına sunulan Hürrem Sultan, haremde özel bir eğitime tabi tutulmuştur. Güzelliği, dişiliği, zekası ve becerisi ile Muhteşem Süleyman’ın dikkatini çekmeyi başarmış, saray ileri gelenleri arasında da kendine yer edinmiştir.


Kanuni Sultan Süleyman’ın özel haremine girmeyi başardıktan sonra akıl almaz bir iktidar mücadelesine başlamıştır. Bazı tarihçilere göre hem de haremde, bir Yahudi ile birlikte olmuş ve doğurduğu, safkan Yahudi kanına sahip oğlunun, yani Sarı Selim’in iktidar mücadelesine önderlik etmiştir. Yine aynı tarihçiler, bu tezlerine dayanak olarak; haremdeki hadımlık müessesesinin yanında, "<ı>cariyelerin padişah harici halvetlerinin önlenmesi, velev ki önlenemedi, doğan çocuğun padişahtan olup olmadığının tespiti hakkında kanun" gereğince kaydedilen, cariyelerin aybaşı günleri ile padişahla birlikte oldukları gecelerin bilgilerinin bulunduğu harem kayıt defteri problemini çözmek için de Hürrem’in başka bir yola başvurduğunu yazmaktalar. Bu tezlere göre, Hürrem Sultan, Yahudi şahısla girmiş olduğu cinsel ilişkinin akşamı, padişahla çeşitli cinsel fanteziler yaşamış ama bilinçli olarak ilişkiye girmemiştir.


Bu tezin sonuç cümlesi “<ı>Osmanlı Hanedanı, Kanuni Sultan Süleyman'la birlikte sona erdi” olarak noktalanır. Pek tabi ki bu, tarihçilerin bir tartışmasıdır. Ve galiba doğruluğu da kesin olarak hiçbir zaman anlaşılamayacaktır.


Aslında Hürrem Sultan olayına temel olan tarihi tezin sahibi, çok ünlü bir tarihçidir. Arthur Koestler'in, Orta Avrupa Yahudilerinin 8. yüzyılda bu dine geçen Hazaryalılar olduğu teorisi, kendisine hatırı sayılır bir yandaş bulmuştur. Hazaryalılar, Kırım-Kafkasya-Hazar bölgesinde yaşamış olan tek Musevi Türk topluluğudur. Karay Türkleri ya da Karayimler olarak da anılırlar.


Romancı Cahit Ülkü, “<ı>Son Hazaryalı” adlı kitabında bu konuları, nefis bir üslupla, roman tadında okuruna ulaştırır. Hazarya Yahudi Türkleri, devlet kurmak ve bekalarını devam ettirmek için Osmanlı Sarayı'na, kendisi de safkan bir Hazarya Yahudisi olan Hürrem Sultan'ı sokmuş ve II. Selim'in tahta geçirilmesine kadar olan tarihsel süreç işlemiştir.



(Konunun devamı, bir sonraki, “Nurbanu, Hürrem’den El Almıştı” başlıklı yazımda: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=134181 )

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cahit Ülkü'nün bahsettiğiniz kitabını geçen yıl okumuştum... Fakat bir tek kitaba ya da yazara göre karar vermek de pek sağlıklı olmuyor. Osmanlı tarihin bu yönü beni hep düşündürmüştür. Okuduğum bir kitap beni Osmanlı'nın harem anlayışından tiksindirse de, bir başkası bu hissimi kaybetmeyi başarmıştı... Halen okuyorum ama kesin bir karara varamadım... Sanırım tarihte bazı yerler belirsiz kalmaya mahkum...

abcde 
 24.09.2008 10:47
Cevap :
Aynen öyle Zeynep Hanım. Bir de "tarih yazılmaz, tarih yapılır" diye bir söz vardır. Galiba bu da doğru. Çünkü tüm dönemlerde ve toplumlarda, tarih yazıcıları arasında maalesef ki aynı olayları taban tabana farklı yönlerden değerlendirenlere rastlarız. Bu da konunun tamamen sosyal ve duygusal tarafıyla ilgili olsa gerek. Bir de menfaatlerle tabi. Değerli katkı ve ilginizin devamını dilerim.  24.09.2008 23:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 929
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3511
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster