Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
362985
 

Hürrem’in çocuklarına ne oldu?

Hürrem’in çocuklarına ne oldu?
 

Kanuni Sultan Süleyman’ın:

Mustafa, Mehmet, Selim, Bayezit ve Cihangir adlı beş oğlu vardı.

Bunlardan dördünün annesi Hürrem Sultan’dı.

Birinin annesi; Mahidevran sultandı…

Bu tarihte:

· Mustafa 39,

· Mehmet!

· Selim 30,

· Bayezit 28

· Cihangir 23 yaşındaydı.

Dün akşam Muhteşem Yüzyıl’ı izlerken, o zamanda yaşamadığımız için,

O dönemdeki saraylarda olmadığımız için,

Hele – hele de bir sultanın eşi olmadığımız için halimize binlerce kere şükrettik.

Neydi o sıkıntı Allah’ım.

Biz ekran karşısında hop oturup hop kalktık.

Düşününki, biz dizi izliyoruz.

Düşünün ki biz bir nevi şov izliyoruz.

Buna rağmen bu kadar etkileniyoruz.

Nasıl bir düzenleri varmış anlamak mümkün değil.

Bir gün önce çok önemli iken bir gün sonra ölüm korkusundasın.

Üstelik günahın yok.

O sabilerin ne günahları olabilirki. Suçları Kanuni’nin ve Hürrem’in çocukları olmaktan başka!

Oysa bundan büyük lütuf olabilirmi diye düşünmektende kendimizi alamıyoruz.

Yedi cihan padişanının çocukları olmak!

Diziyi izlerken merak ettim.

Kanuni’nin ya da Hürrem’in çocuklarına ne olmuş?

Araştırdım.

Edindiklerimi sizlere de aktarıyorum.

Şehzade Mustafa Hürrem’in çocuğu değil ama taht kavgasında olduğundan ondanda söz etmek gerekir diye düşündüm…

Şehzade Mustafa:

1515 yılında babası Sultan Süleyman’ın şehzadeliği sırasında Manisa’da dünyaya geldi.

Dedesi Yavuz Sultan Selim’in 1520’de hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasını yanında İstanbul’a gitti.

Hürrem Sultan’ın babasının sarayına girmesinden sonra annesi Mahidevran ile Kanuni’ye dört şehzade daha doğuran Hürrem Sultan arasında, Kanuni’den sonra kendi oğullarının tahta çıkmasını sağlamak için büyük bir mücadele yaşandı.

Şehzade Mustafa, 1533 -1541 arasında Saruhan Sancak Beyi olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer kabul edilirdi.

1541’de Amasya Sancak beyliğine atandı; Saruhan Sancak Beyliğine ise kardeşi Şehzade Mehmet getirildi.

Şehzade Mehmet’in beklenmedik şekilde 1543’te ölümünden sonra Saruhan Sancak Beyliğine Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise Konya Sancak beyliğine atandı.

Taht yarışında Mustafa’yı bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar ürettiği düşünülür.

Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktiğini gösterir niteliktedir.

Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni, Nahçiven Seferi’ne çıktığında Konya Ereğlisi tarafında (bugünkü Akhüyük Köyü) konakladığı sırada el öpmeye gelen Şehzade Mustafa’yı orada boğdurdu.

Şehzade’nin saray hademelerinden Zal Mahmut Ağa’nın arkadan saldırması sonucu hayatını kaybettiği düşünülür.

Cesedi çadırın önüne asılmış, cenazesi daha sonra Bursa’ya gönderilerek II. Murat türbesi yakınına defnedilmiştir.

Şehzade Mustafa’nın türbesi, 1555 yılında kardeşi Şehzade Selim tarafından yaptırılmıştır.

Mehmet:

Mehmed: 1521'de İstanbul'da doğup, 22 yaşında 1543'de Manisa'da çiçek hastalığından vefat etti…

1543’te Manisa’da sancak beyi iken vefat etmiş, yeniçerilerin eski odaları karşısına defnedilerek üzerine bir türbe ve yanıbaşına Şehzade camii adıyla bilinen bir cami yapılmıştı.

Sultan Süleyman, tahtını, Şehzade Mehmet´e bırakmak istemektedir. Memleketin en iyi hocalarından dersler alarak yetişen Şehzade Mehmet, Fransız ve İtalyan hocalardan da yabancı dil, Avrupa görgüsü ve kültürü üstüne eğitim almıştır. Haris değil, mütevazıdir. Nazenindir ama sözünü dinletir. Oturmasını kalkmasını, saltanatın adabını ve töresini bilir.

Manisa´da rahatsızlaşan şehzade yataklara düşer ve bir daha asla kalkamaz. Bir seferden dönmekte olan Kanuni acı haberi Edirne´de duyar ve rivayet odur ki kendini dışarı atıp kafasını toprağa gömerek saatlerce ağlar.

Takvimler, 18 Şaban 950´yi (16 Ekim 1543) göstermektedir.

Daha sonra adı Şehzade Külliyesi olan eserin yapımına Mimar Sinan, Sultan´ın emriyle bu kara günlerin arefesinde başlamıştır. Cenaze namazı sonrası Kanuni, çok sevdiği oğlunun türbesinin bu külliyede yapılmasını ve külliyenin adının Şehzade olmasını buyurur.

Selim:

o II. Selim Sarı Selim

o (28 Mayıs 1524 – 15 Aralık 1574),

o 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslam halifesidir.

o 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür.

16 yaşına kadar sarayda kalıp derin bir saray eğitiminden geçirildi.

1542'de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı.

1544'de Manisa Sancak beyi olarak tayin edildi ve Manisa Sancak beyi olarak 1558e kadar görev yaptı.

Manisa'da zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir.

1558'de tekrar Konya Sancak beyliği'ne ve 1562'ye kadar orada kaldı.

Şehzade Selim babası Kanuni Sultan Süleyman hayatta iken, özellikle 1553'den sonra, babasına varis olabilecek diğer şehzadelerle taht mücadelesine girişti.

Kanuni'nin şehzadelerinden Mustafa, Mahmud, Murad, Mehmed, Abdullah ve Cihangir, babaları sağken ölmüşlerdi.

Kanuni'nin çok bağlı olduğu karısı Hürrem Sultan kendi oğullarından Selim veya Beyazid'in taht varisi olmasını istemekteydi.

Ağustos 1553'de Kanuni Nahcivan Seferi'nde iken Konya Ereğlisi'nde o sefere katılan Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan'ın yakın adamı olan Sadrazam Rüstem Paşa'nın tavsiyesine uyan, babası Kanuni tarafından idam ettirildi.

Tahta varis olarak Hürrem Sultan'in iki oğlu Şehzade Beyazıd ve Selim kaldı.

1558'de Hürrem Sultan ölünce bu iki kardeş birbirleriyle açık mücadeleye giriştiler. Amasya Sancak beyi olan Şehzade Beyazıd daha atak ve isyancıydı.

Sabırlı ve sağduyulu davranışlı görünen Şahzade Selim babasının desteğini kazandı. 29 Mayis 1559da iki şehzade taraftarları ve kendi sancak orduları ile birlikte Konya yakınlarında bir muharebeye giriştiler.

Babasının desteğini almış olan Şehzade Selim bu çarpışmadan galip çıktı.

Selim kaçan Beyazid'ı Hınıs'a kadar kovalayıp Konya'ya geri döndü.

Beyazıd, oğulları ile birlikte, önce Amasya'ya ve sonra babasının kendi üzerine gelmek üzere Üsküdar'da ordugâha geçtiği haberini alınca, 2.000 kişilik ordusuyla İran'a Safavi devletine sığındı. Onun ve oğullarının ölümlerinden sonra;

1561'de, Konya Sancak beyi olarak bulunan Şehzade Selim, Kanuni'nin rakipsiz tek veliahtı olarak kaldı.

Bu nedenle 1562de devlet başkentine daha yakın olan Kütahya Sancak beyliğine atandı.

Şehzade Selim babasının son seferi olan 1566 son Avusturya Seferi'ne katılmadı. Selim Kütahya yakınlarında Sıçanlı sahrasında avda iken, babası'nın Sigetvar kusatması sırasında 7 Eylul'de öldüğünü, bu ölümü herkesden gizleyen Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa'nin güya fetihname olarak gönderdiği, gizli mektubundan öğrendi.

Hemen lalaları Huseyin Paşa, Hoca Attaullah ve muhasibi Celal Bey ile birlikte bir alayla İstanbul'a hareket etti.

30 Eylul'de Üskudar'a vardı.

Herkes babasının ölümünden habersizdi.

Üskudar İskelesine saltanat kayığı ile gelen Bostancıbası Davut Ağa Sultan Selim'e ilk biatı yaptı ve onu saltanat kayığı ile Topkapı'ya geçirdi.

Sırada Tersane ve Tophane'den saltanat topları atılıp yeni sultanın tahta geçtiği halka ilan edildi.

Sultan Selim Köşk İskelesinden şehir kapısına kadar özel murassa giyimle at üzerinde alayla geçti ve yolda etraftan gelen halka paralar saçıldı.

Saraya gelen Selim tahta oturtuldu ve İstanbul'da bulunan devlet ricali (İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Şeyhülislam Ebussuud Efendi vb) tarafından biat edildi.

Bu sırada yapılan harcamaları karşılamak için, özel tören isteyen devlet hazinesi açılması yapılmadı ve ablası Mihrimah Sultan tarafından borç verilen 50.000 altın kullanıldı.

Sultan Selim hemen iki gün sonra orduyu ve babasının cenazesini karşılamak uzere İstanbul'dan ayrıldı.

Edirne, Filibe, Sofya üzerinden (genellikle 30 gun çeken yolu) çok hızla geçerek 15 günde Belgrad'a ulaştı.

Kanuni'nin ölumu seferden geri dönmekte olan orduya Belgrad'a dört menzil kala açıklandı ve Sultan Selim üzüntüden perişan orduyu Belgrad'da karşıladı.

Belgrad'da kılınan cenaze namazından sonra Kanuni'nin naaşı acele İstanbul'a gönderildi.

Belgrad'da kalan Sultan Selim orada yeniden bir cülus töreni yapılmasını redetti. Askere dağıttığı cülus bahşişi de kapıkulu askeri tarafından az görülüp kızgınlıkla karşılandı.

Sultan Selim Kasım ayında Edirne'ye vardı ve orada bekledikten ve yollarda kapıkullarının yaptıkları isyankâr hareketler altında Aralık'ta İstanbul'a gelebildi.

II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmihan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı.


Beyazid:

Bayezid: 1525'de do­ğup, 1562'de Kazvin'de İran Şahına verilen talimat üzerine idam edildi…

Şehzade Bayezid’in mezarı, Sivas Yukarı Tekke Mezarlığındaki Abdulvahabi Gazi Camisi’nde yer alıyor.
Bayezid’in kabri, oğulları Orhan, Osman ve Abdullah ile birlikte camideki Abdulvahabi Gazi Türbesinin yer aldığı alanda bulunuyor.

Şehzadeler Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Bayezid ve oğulları Osman, Orhan, Abdullah…

Bayezid’in taht kavgası yaptığı ağabeyi Selim ve onun tarafını tutan babasıyla mücadele ettiği, daha sonra yaşanan çeşitli gelişmelerin ardından oğullarını alarak İran şahına sığındığı kaydediliyor.

İran’da Şah Tahmasb tarafından büyük bir törenle karşılandığı ifade edilen Bayezid’in, onun aracılığıyla babasından affını dilediği, Kanuni’nin de bir ara onu affetmeyi düşünse de Selim’in ve Tahmasb’ın tutumları karşısında bundan vazgeçtiği, bu çekişmeden yararlanmak isteyen Tahmasb’ın bir bahaneyle Bayezid’i ve oğullarını hapse attırdığı belirtiliyor…

Kanuni, Selim ve Tahmasb arasında Bayezid’in teslimi konusunda yazışma ve pazarlıklar başladığı, anlaşma sağlanınca Kazvin’e giden Osmanlı elçilerinin 25 Eylül 1561 tarihinde önce Bayezid’i, ardından da oğullarını boğarak öldürdükleri kaydediliyor. Bayezid ve oğullarının cenazelerinin Sivas’a getirilerek defnedildiği, Bayezid öldüğü zaman 36, en büyük oğlu Orhan’ın ise 16 yaşlarında olduğu bilgisi yer alıyor.

Bayezid’in ölümünden sonra İstanbul’a getirilen eşinin de bir kale içinde tutulduğu ve yanında bulunan 3 yaşındaki oğlunun da öldürüldüğü tarihi kaynaklarda aktarılıyor.

Cihangir:

· Cıhangir: 1531'de İstanbul'da doğup, ağabeyi sehzade Mustafa'nın ida­mında geçirdiği şoka bağlı olarak olaydan 21 gün sonra 27 Kasım 1553'de vefat etti…

Şehzede Cihangir, küçükken geçirdiği bir hastalık nedeni ile kambur kalmıştı.

Kanuni bu neden ile Cihangir’e düşkündü.

Cihangir ne fiziksel ne de ruhsal açıdan tahta uygun değildi: sakattı, şiirden hoşlanıyordu ve savaşa karşıydı. (alıntı)

Okuduklarımdan sonra anladım ki, biz çok huzurluyuz, biz taht kavgasını iyiki bilmiyoruz, bilmeyelim de…

Biz laik bir devlette yaşamalıyız.

Biz Cumhuriyet’le idare edilmeliyiz.

Kardeşlerimizden korkmalıyız, babalarımız bizi gözünden sakınsın, annelerimiz bizi baş tacı yapsın…

Biz bırakalım taht kavgasını, biz yarım ekmeğimizi kardeşimizle, oğlumuzla, kızımızla, yakınlarımızla paylaşalım.

Onların zamanı çok zormuş.

Çok zor…

Nazan Şara Şatana

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

Sema Bekmez, Tülin ULUTAŞ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanirim gunumuzun humanist anlayisi/ hissiyati ile tarihi gecmisi yorumlamak bir yanilgi, gunumuze gelirsek ,evet cumhuriyet ve demokrasimiz biricik olmalidir fakat soyle bir yakin tarihe goz atarsak idamlar, darbeler, suikastler, faili mechuller, katliamlar, bunlarin toplami cok ciddi bir rakam ve adeta kan golu, ne icin ? ve kim yaptirdi? ne ugruna? karsimiza hep birseylerin IKTIDAR savaslari cikiyor, tedavisi olmayan tek hastalik sanirim kanserden ote IKTIDAR hastaligidir., bu sadece siyasi anlamda degil iktisadi alanda'da oyledir.. TARIH konusuna gelince son sozu unlu ingiliz tarihci tonybee'ye birakalim.. insan hep ayni insandi fakat ZAMAN ZALIMDI...!

PuPaYelken 
 19.04.2012 16:48
 

Çok teşekkür ediyorum tarihimizi bir kez daha anımsattığınız için. İyi ki de yaşamamışız demekten de kendimi alamadım. Nasıl bir zihniyet, nasıl nasıl diye tekrar etmekteyim. Aklım almıyor, almayacak da...Bu vesile ile sizide tanımış oldum... Sevgiler.

sündüs akkaya 
 13.04.2012 16:36
Cevap :
Bende sizi tanıdığıma sevindim. Güzel yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın...  16.04.2012 1:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2147
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster