Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
74390
 

Hürrem Sultan'ın Kanuni Sultan Süleyman'a gönderdiği mektuplar ve Kanuni'nin kişilik yapısı..!

Hürrem Sultan'ın Kanuni Sultan Süleyman'a gönderdiği mektuplar ve Kanuni'nin kişilik yapısı..!
 

Muhteşem Yüzyıl'dan bir sahne.


Kanuni Sultan Süleyman’ın sefere gittiği zamanlarda Hürrem Sultan (Roksalan ya da Roza) Osmanlıcayı çok iyi bilen birisini karşısına alarak padişaha etkileyici mektuplar yazdırıyordu.

Bu mektuplardan bazı örnekleri aşağıda yazıyorum..

“ Canımın ta kendisi Sultanım:

“ Yüce Tanrı’ya yalvarıyorum ki, artık sizi benden ayırmasın. Mübarek yüzünüzü çok geçmeden göreyim.  Bizi ayrı kalmaktan kurtarsın ulu Allah’ım.

“ Bütün denizler mürekkep ve bütün ağaçlar kalem olsa, bu ayrılık hasretinin acısını yine de anlatamazlar. Sultanım, melek yüzlüm; gece yoktur ki hasret ahımın ateşinden ve yüreğimden kupan kıvılcımlardan Dünya tutuşmasın. Ağaran gün yoktur ki güneş yüzünün hasretiyle ben feryat ettikçe felekler parçalanmasın..

“ Sultanım, beni yakan ayrılık ateşinin sınırı yoktur. Siz de bu dertliyi düşünerek mektup göndermekte gecikmeyiniz. Yüzünüzü görmekten uzağım bari mektubunuzla içime ferahlık gelsin.

“ Benim Sultanım, buyurmuşsunuz ki: ( eğer yazdıklarımı okuya bilse, o’na olan hasretimden daha çok bahsederdim.) Bana bu kadarı da yeter, canıma değdi. Mektubunuzu okurken oğlu Mehmet ve kızım Mihrimâh da ayrılık acısıyla ağlaştılar. Onların ağlayışları beni deli ediyor. Hep birlikte yas tutar gibiyiz.

“ Her iki cihanda mesut olunuz, Sultanım.”

Hürrem’in, Kanuni seferdeyken yazdırdığı bir başka mektubu:

“ Ayağınızın bastığı toprağı yüzlerce öptükten sonra, benim güneşim ve saadetimin sermayesi Sultanım:

“ Eğer siz bu ayrılık ateşi ile yanmış, ciğeri kebap, sinesi harap olmuş, gözleri yaşla dolmuş, gecesini gündüzünden ayıramayacak kadar hasret denizinde boğulmuş biçareyi; aşkınızla, Ferhat ve Mecnundan beter olmuş aşk kölenizi sorarsanız, Sultanımdan ayrı olduğumdan beri bülbül misâli âhım ve feryatlarım dinmemiştir. Öyle bir hale düştüm ki, bu hasretin verdiği kahrı ve acıyı, Tanrı düşmanlarıma bile vermesin.

“ Benim devletli Sultanım, düşününüz ki bir buçuk aydır sizden bir haber alamamıştım. Allah bilir ki gündüzden geceye ve geceden gündüze kadar ağlıyordum. Yaşamak haram oldu, Dünya daraldı. Gözlerim kapılarda, sizden gelecek bir haberi beklerken çok şükür, zafer haberi yetişti.

“ Tanrı sizi inandırsın; benim Padişahım, Sultanım. Sanki ölmüştüm de, taze can gelip dirildim. Tanrıya şükür olsun gözümün nuru Şâhım, Sultanım.”

Hürrem Sultan bu mektubunun sonuna dört satırlık bir beyit eklemeyi de unutmamış:

“ Sultanım hazretleri,

“ Eğer benim nasıl olduğumu soruyorsanız, vallahi benim canım, ne gecem gece, ne gündüzüm gündüz. Padişahımın sohbetlerinden ayrı kalınca benim halim nice olabilir? Vallahi ve tallahi ayrılık ateşinde gece gündüz yanıyorum. Benim derdimi Tanrıdan başkası bilmez.

“ Benim canımın parçası, gözümün nuru ve iki cihanda tek sahibim. Vallahi bütün dileğim yalnız sizsiniz. Benim halim ne dil ile anlatılır ne kalemle. Yazılır.”

“ Vay ne müşkül dert olmuş Padişahın firkati,

“ yaktı yandırdı beni nâr-ı hicrin mihneti,

“ Kimseyi kılmaz nazar devleti Sultanım benim,

“ Bir dahi görmek nasip ola mı Âlem de seni?”        

Hürrem Sultan, aşağıda yazdığım bu son örnekte, Mekke’den dönen hacılarla gönderdiği mektuptan bahsediyor..

“ Hazreti Sultanım,

“ Yüzünüzden ayrı kalmanın hasretiyle selamlar, dualar ederek ellerinizi öptükten sonra, benim devletli Sultanım; eğer hasretiniz ateşi ile yanan bu cariyenizin ne halde olduğunu öğrenmek isterseniz, söyleyeyim,

“ İznik’te dikili taş yanına gelip, Mekke’den dönen hacılarla size mektup gönderdim. Bütün dileğim sağlığınızın haberini alıp sevinmektir.

“ Şimdi benim canım, devletlim, saadetim, bildiresiniz: Sıhhatiniz nicedir? Zira yüreğim hasretten kanla dolup taşmıştır. Gece gündüz Tanrıdan dileğim, güzel yüzünüzü görmek ve ayağınızın toprağına yüzümü sürmeği nasip etmesidir.”

( Çağatay Uluçay: Harem'den Mektuplar, İstanbul 1959.)

Görülüyor ki Hürrem Sultan, Kanuni’yi sefere çıktığında da boş bırakmıyor ve yazdırdığı mektuplarla etkisi altında tutmaya çalışıyordu. Tabii ki bunda da başarılı olduğu kesin. Öyle ki Kanuni’nin çocukluk arkadaşı ve can dostu Pargalı İbrahim Paşa’yı, hatta öz oğlu Şehzade Mustafa’yı ve ondan doğan torununu, Kanuni’ye öldürtecek kadar.

Demek ki Kanuni etki altında kalabilen zayıf karakterli kişilik yapısına sahip bir insandı diye biliriz. Çünkü Tarihçiler koca imparatorluğu Pargalı İbrahim Paşa’nın idamından sonra perde arkasından Hürrem’in yönettiğini hatta krallara Padişahın ağzından mektuplar yazdığını, Padişah adına ihsanlar ve hediyeler dağıttığını yazarlar.

Hürrem’in zamansız ölümünden sonra da Kanuni, kızı Mihrimah Sultan ve onun kocası Veziri-azam yaptığı, Damat Rüstem Paşa’nın etkisine girmiş ve devleti perde gerisinden karı koca birlikte yönetmişlerdir.

Demek ki Kanuni Sultan Süleyman, oldukça zayıf karakterli bir kişilik yapısına sahipti. Hatta öz evladını ve torununu etki altında kalarak öldürecek kadar.

İşte bu insana bir de Muhteşem derler.

AHMET ELDEN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 5465
Kayıt tarihi
: 05.10.11
 
 

1968 Afyon doğumluyum Antalya'da yaşıyorum. Antalya end. meslek. lisesinden sonra Anadolu Ünivers..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster