Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '13

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
423
 

Hüseyin Düzgün ile son sergisini konuştuk…

Hüseyin Düzgün ile son sergisini konuştuk…
 

Zeliha Demirel - Hüseyin Düzgün


Resimlerinde geometriyi parametre olarak alan ve ışığın çok karakterli olduğunu duyumsatan çalışmaları ile Hüseyin Düzgün Resim Sergisi Tünel Sanat Galerisi’nde.  

Uzun uzun bakmaya çağırıyor resmin içine açılan kapıdan ve ufuktan yükselen ses. Melodik bir dökülüşü var renklerin, tonların, zamanın ve mekanın. Sanki görünmez bir el salona henüz tamamlanmamış bir duyumla çokgen taşı bırakıverir ve taştan yayılan renk ve ışık ait olduğu zaman ve mekandaki yerlerini alırlar tualde. Renk ve ışık zaman zaman kaçışlar ve geçişler arasa da bu yolculuk da demlenmiş olarak görünürler.  Farklı renk katmanlarıyla hem ayrılmış, hem de bütünmüş izlenimi veren düzlemler farklı evrenleri imler.  Bu mekansal ve zamansal geçişler aidiyetsizlik ve göçebe olmayı da çağrıştırır. Geçmiş ve gelecek buradadır bütünüyle, içinden geçer insan zamanın ve mekanın.  

Hüseyin Düzgün ile galeride kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sergi Tünel Sanat Galerisi’nde 1 Şubat 2013 tarihine kadar açık ( 10.00 – 19.00 saatleri arasında gezilebilir.)

Zeliha Demirel:Sevgili Hüseyin Düzgün öncelikle kutluyorum serginizi. Sergi salonuna girer girmez resimlerden yayılan ışığın enerjisi beni çok heyecanlandırdı.

Önceki çalışmalarınızı bilmiyorum, resim serüveninizden bahseder misiniz?

Hüseyin Düzgün:İnsan resme başlarken çevresini dikkatle gözlemler ve diğer insanlardan farklı görür. Evrene diğer insanların bakmadıkları yerden bakmayı örneğin, kuşbakışı bakma, kurbağa bakışı bakma,…yı resmi bilmeden önce doğadan edindiğim izlenimlerle kavradım. İçinde yaşadığım coğrafyada insanların doğaya yükledikleri anlamlar, gökyüzüne, yeryüzüne, yıldızlara, aya, güneşe yükledikleri anlamlar, yaradılışa yüklenen anlam, evrenin oluşumuyla ilgili her şey bu serüvende beni besledi. Bir kayaya ya da bir yıldıza verilen anlamların içine doğduğumuzdan, çocukluktan bu yana soyut ama akli bir bakış açısı ile bakma anlayışına sahiptik. Sonraki süreçler eğitim süreci. Bu süreç eğitimle birlikte başka bir anlam kazandı. Plastik değerler ile ifade etmenin yollarını aradım.

Zeliha Demirel :İlk bakışta geometrik formlardan ve geometrik dünyaya açılan mekanlardan çok etkilendim. Aslında doğada geometri kendi içinde var. Sanki bir prizmadan yayılan enerji gibi, optik bir evrenden saçılan ışık gibi resimler. Geometriyle ilişkinizi anlatır mısınız?

Hüseyin Düzgün : Geometrinin resim yapılan yüzeyle bir ilişkisi var mesela tuvallerin yüzeyi dikdörtgen, kare, üçgen, dairesel olabilir. Geometri insan aklının ürettiği akli bir biçimdir. Soyut resim de akli bir resim anlayışıdır. Dolayısıyla bu akli anlayışı geometrik şekilleri kullanarak bir ifade yolu arıyorum. Bahsettiğiniz ışık, içsel bir ışık. Samimi içten gelen bir ışık, size yansıyan bu olmalı.

Zeliha Demirel :Bu optik evrenin hem içindeyiz  hem dışında algısı da yarattı bende ışığın dağılımı, yayılımı, açılan pencereler, kapılar, soyutlanmış diğer elemanlar, figürler… sanki senkronize bir varoluşun içinden geçiyoruz.

Hüseyin Düzgün :İçinde yaşadığım coğrafyanın, inancı, düşünce biçimi, evrene bakışı resmimde var. Kapı bir çıkış yoludur bir başlangıçtır. Pencere bir bakış ve aydınlanmadır, evrene bakış, bilgilenmedir pencere, her yere bir pencereden bakarsınız.

Evrende her şey birbirine bağlı ve bir boşluk yok her şey birbiriyle ilişkili, bu ilişkilendirmede de biz ancak yer ve zaman bildirerek anlatabiliriz söylemek istediğimizi.

Zeliha Demirel : Diğer evrenlere açılan kapıların ötesi aydınlık, içinde bulunduğumuz düzlemden daha  aydınlık… Yeni bir başlangıca adım attığımızda önümüze açılan yol her zaman aydınlık mı?

Hüseyin Düzgün :Bir manzara gördüğünüz zaman resim gibi manzara dersiniz. Resmi bir manzara resmi gibi değil de olması gerektiği  gibi çizer ressam. Kapılar da bu anlamda. Olması gereken aydınlık, olması gerekir, anlatmak istediğim bu.

Zeliha Demirel :Etkilendiğiniz ressamlar…

Hüseyin Düzgün :Rembrant resmi içsel ışık kullanma anlamında çok etkilemiştir, Kandinsky, Picasso gibi ressamlara yakın hissediyorum kendimi.

Zeliha Demirel :Resim yapmak söylemek istediğiniz sözler, evrene ulaştırmak istediğiniz duygular için yeterli mi?.

Hüseyin Düzgün :Her şey değişim halindedir, insanlar değişik yollarla ifade ederler, kendimi ifade etmeye çalışıyorum, ilerde daha iyi ifade edecek bir yol bulursam o da olur…

Zeliha Demirel :Kavrama ve kavramsal sanata nasıl bakıyorsunuz?

Hüseyin Düzgün : Sanat kavramıyla birlikte vardır, kavramsız bir sanat olmaz. Resimde de hep bir kavram olmuştur, Rönesans’tan bu yana. Burada kavram dediğim şey evreni kavramakla ilgili. Evreni kavramak isteğimiz ve onu anlama, anladığımız şeyi anlatabilmedir aslında resimle yaptığımız şey. Tabi bunu farklı dille anlatan anlayışlar var. Daha yalın, daha minimalist, tek söz, tek harf, tek rakam, tek çizgiye kadar indirgeyen anlayışlar da var.

Zeliha Demirel : Sizinle resimler üzerine daha uzun soluklu bir sohbet yapmayı dileyerek çok teşekkür ederim.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 84
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 591
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster