Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
577
 

Hüsnü de Gitti

Türk televizyonları neredeyse gün boyunca Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndan naklen yayına geçmişlerdi. 

Hüsnü gidiyor muydu, gitmiyor muydu? 

Asker, Hüsnü’nün yanında mıydı, yoksa Hüsnü’ye karşı mıydı? 

Allâme yorumcularımız günler boyunca Ortadoğu hakkındaki engin bilgilerini izleyicilere bir cakayla sunarken… 

Balyoz Davası yeniden başladı. 

Ama bu kez güçlü kanıtlara ulaşmıştı savcılar. Yeni kanıtlar… Hepsi döşeme altına gizlenmiş dijital CD’ler!... 

Hüsnü, “Benden buraya kadar” deyip teslim bayrağını çekerken Türk televizyonları “flaş, flaş” anonslarıyla Hüsnü’nün gittiğini duyuruyorlardı. 

Hüsnü’nün gittiği günün akşamı başka bir “flaş, flaş” anonsuyla inliyordu ekranlar. 

Balyoz savcıları elde edilen yeni kanıtlara dayanarak 163 askerin tutuklanmasını, mahkemede bulunmayanların yakalanmasını istiyor ve… 

Mahkeme de bu isteği haklı bularak askerleri tutuklayıp Silivri ve Hasdal cezaevlerine yolluyordu. 

Eski kuvvet komutanları, orgeneraller, korgeneraller, tümgeneraller, amiraller, albaylar, emekliler, muvazzaflar… 

Kimisi yılgın, yorgun, pes etmiş görünümde… 

Kimisi paltosunun yakasıyla yüzünü gizleyerek… 

Otobüslerin, minibüslerin içinde en acınası yolculuklarına çıkıyorlardı. 

Hüsnü gitmişti. 

Mısırlılar Tahrir Meydanı’nda bayram yapıyorlardı. 

Bizim komutanlar da gitmişti aynı gün… 

Topluca cezaevine… 

Televizyonlarda iki haber anonsu birbiriyle yarışıyordu. 

Flaş… Flaş… Hüsnü gitti! 

Flaş… Flaş… 163 asker tutuklandı! 

Haberler havada uçarken başka bir gelişme de yaşanıyordu. Sessizce… 

Bu ülkenin geleceğini çok yakından ilgilendiren bir yasa, gönderildiği Cumhurbaşkanlığı makamınca onaylanarak yürürlüğe girmesi için Resmi Gazete’ye son hızla uçuruluyordu. 

Günlerden pazarken… 

Cumhurbaşkanı’nın önünde daha on günlük inceleme yetkisi varken… 

Yargıtay ve Danıştay başkanları Cumhurbaşkanı ile görüşerek bu yasa maddesinin sakıncalarını kendisine bir bir anlatmışlarken… 

Baro başkanları “Sakın yapmayın bunu sayın cumhurbaşkanı!” diye uyarmışlarken… 

AKP’nin oylarıyla seçilen Abdullah Gül, Yargıtay ve Danıştay’ı da hükümetin emrine bağlayacak yasayı onaylayıveriyordu. 

Anayasa Mahkemesi ve HSYK’dan sonra Yargıtay ve Danıştay da hükümetin emrine giriyordu. 

Böylece yüksek yargı tümüyle AKP’nin eline geçmiş oluyordu. 

Fakat bu haberi hiçbir televizyon kanalı “flaş, flaş, flaş” anonsuyla duyurmuyordu! 

Hüsnü’nün gitmesi AKP’nin yüksek yargıyı tümüyle fethetmesi haberinden daha mı önemliydi? 

Ya da Abdullah Gül’ün pazar günü jet hızıyla onayladığı yasa, “Sevgililer Günü ve Kandil aynı günde kutlanır mı?” tartışmasından daha mı önemsizdi? 

Ben en çok neye gülüyorum biliyor musunuz? 

Ettiği cumhurbaşkanlığı yeminine bağlı kalarak Abdullah Gül’ün hâlâ tarafsız bir cumhurbaşkanı olduğunu düşünenlere… 

Abdullah Gül yasal yollardan seçilmiş meşru cumhurbaşkanıdır, evet… 

Ama kimlerin, hangi cumhurun başkanıdır? 

İşte asıl soru ve sorun bu! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir hüsnü gider başka bir hüsnü gelir.

mersinli kamil 
 16.02.2011 15:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 704
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

Emekli öğretmen... Yayımlanmış yedi kitabı var. Orhan Pamuk'la birlikte Nobel alma umudu kalmadığı i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster