Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
28
 

Hüzünlerin Mevsimi

Mevsimlerin hüzünlüsü sonbahar… Doğa elbisesini değiştiriyor, tişörtlerini, şortlarını çıkarıp, kısmen kalın, kısmen uzun, aslında ne giyeceğini bilememenin altında ezilircesine hüzünlü elbisesini giyiyor. Kış gelmeden, ağaçlar yapraklarını dökmeden, son bir defa hüzün dolu renklerine bürünüyor. Yapraklar birer birer, yaşamlarının en güzel dansını yaparak, nazlı nazlı toprağa düşüyor. Yılın son günlerinin tadını çıkarmak için parklarda, deniz kıyılarında, meydanlarda oturanlar; belki üşürüm diye yanına aldıkları hırkalarına, şallarına, ince kazaklarına bir başka bürünüyorlar. Yazdan kalma güneşli günlerde yüzlerini güneşe dönüp, biraz ısınmak, kısmen bulutlarla kaplı gökyüzüne bakmak, derin ve rahatlatıcı bir nefes almak için her fırsatı değerlendiriyorlar.  Ancak sokaktaki dostlarımız güneş gören yerleri insanlara bırakmak niyetinde değiller.

Bu sonbahar benim için daha da hüzünlü geçti. Zaten uzun zamandır sonbaharın yaprakları gibi sapsarı olan, hüzün kaplı gönlümden çok büyük bir parça koptu. Annemi kaybettim. Ben dünyaya geldiğimde, annem daha reşit bile değilmiş. 17 yaşındaymış. Annemle, bir abla kardeş gibi hayatımız oldu. O nedenle sadece annemi değil; ablamı, yarım asırlık yol arkadaşımı, sevgilimi, dert ortağımı sonsuzluğa uğurladım. Bir daha görmemek üzere yüzüne baktım, elveda niyetiyle uzanan titrek parmaklarımı alnına dokundurdum. Dudaklarımdan belli belirsiz dökülenleri de hayal meyal hatırlıyorum; ‘’ uğurlar olsun annem ‘’, ‘’ hatalarım olduysa beni affet’’.

Ölüm yaşamın yadsınamaz bir gerçeği. Bırakın insanoğlunu, ağaçların, dağların, taşların, gökyüzündeki yıldızların bile bir sonu var. Bilinen bu gerçeklere rağmen, hiç kimse bu çok üzücü olayı öyle kolay kolay kabullenmez. Zamanlı ya da zamansız, erken ya da geç, ne olursa olsun, hiç kimse sevdiklerinden ayrılmak istemez.

Gönlümün kocaman bir parçasını koparıp atan bu sonsuz ayrılık; ister istemez, yaşanan yılların muhasebesini yapmama, bazen üzüntü ve anlaşmazlıklar dolu, bazen sevgi ve mutluluk dolu günleri anmama neden oldu. Geride bıraktığım altmış yıla rağmen, netlik kazanmamış düşüncelerimle yüzleştim. Şöyle ki; eğer kendinize bir ders çıkartamıyorsanız, yaşanan yıl sayısının artması hiç önemli değil. Sevgi hiç yoktan yaratılamaz, sevgi karşılıklıdır. Herkesi sevemezsiniz, herkes de sizi sevmez. Sevgiye bir çiçek gibi ilgi göstermek, suyunu vermek, çiçeğin yerini sevmediğini hissettiğinizde, yerini değiştirmek zorundasınız. Karşılıksız sevgi deyince, hayvanların insanlara gösterdiği sevgi örnek gösteriliyor. Bana göre, onların sevgisini kazanmak için de çaba göstermeniz gerekiyor. Ürkmüş, mutsuz olmuş, fiziki olarak zarar görmüş bir sokak köpeğine yanaşabilmenin çok kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, her şeye sevgiyle yaklaşalım, duygudaşlık ilkemiz olsun; ancak, bin bir emekle, sizin içinizde büyütmeye çalıştığınız sevgi çiçeğinizden suyu esirgeyenlerle, yara bere içinde kalan kalbinize ilaç olacak davranışları göstermeyenlerle boşuna uğraşmayın…

  

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 794
Kayıt tarihi
: 23.01.11
 
 

1981 yılında Eğe Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden mezun olmuştur.1984-1992 yıllarında Türkiye Z..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster