Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
208
 

Huzur aşında tuzumuz olabilir mi?

Huzur aşında tuzumuz olabilir mi?
 

Ülkemizde meydana gelen; çok büyük boyutta ve bütün toplumu dehşete düşüren terör saldırılarından sonra dün de malumunuz olduğu üzere, Belçika'nın başkenti Brüksel'de terör saldırıları yaşandı. Ölenler masum siviller de, içinde insan özelliği taşıyan herkesin yüreğini acıtır her zaman.

Bu arada, tabii ki devletlerin ve şahısların hiçbir zaman "benim teröristim iyi senin ki haksız ve kötü" şeklinde terör örgütüne romantik şirin bakış açısıyla yaklaşmaması, desteklememesi gerektiği de unutulmamalıdır.

Her neyse. Gelelim Türkiye'ye....

Terör maalesef bildiğiniz üzere sarı alarm noktasını çoktan geçmiş durumda. Bir İşid, bir pkk bir Dhkpc. Ankara'da, İstanbul'da son aylarda sık sık patlayan bombalar, hepimize iyice illallah dedirtiyor. Çok masum canımız gitti. Rabbimden tekrardan hepsine rahmet diliyorum öncelikle ve yakınlarına sabır.

Son durum gösteriyor ki  kamu kurumlarının  kısa vadede bu çok yönlü terör savaşında yüzde yüz yeterli tedbir almalarını düşünmek pek gerçekçi değil. Böyle diyorum çünkü, terörü tamamen ortadan kaldırmak, canını ortaya koyan,  beyni yıkanmış bir insanı engellemek çok çok zordur.

Burada artık önemli olan patlamaların olabildiğince az gerçekleşmesini, can kaybının yaşanmamasını, en azından,  engellenebilenlerin sayısının azami olmasını sağlayabilmek. Düşünelim bir kez. En güzeli terör patlamalarının olmadığı bir hayat tabii ki ancak bu olamıyorsa, yılda bir kez terör saldırısına uğramakla her ay hafta her 15-20 günde bir uğramak aynı olabilir mi?    İnşallah bir daha hiç terör felaketi yaşamayalım ancak,  bu pek te  gerçekçi bir beklenti değil gibi görünüyor şu anda.

O halde, sorun ortadayken, artık işin biraz da başa düştüğünü anlamamız,  "acaba biz vatandaşlar olarak bu konuyla ilgili nasıl daha etkili olabiliriz?" sorusunun cevaplarını da bulmamız gerekiyor. Güvenlik ve huzur ortamında katkımız olsun istiyorsak.

Asker - polis üzerine düşeni yapmakla mükellef. İlgili Bakanlıkların politikaları - talimatları doğrultusunda bu onların görevleri zaten.  Onlar,  konusu insan canı olan bu işlerini en iyi şekilde yapmalılar. Allah hepsinin yardımcısı olsun. 

Peki ya biz vatandaşlar? Acaba huzur ve can güvenliği konusunda,  çorbada tuzumuz bulunabilir mi? Ne yapabiliriz?

Bence bizlerin de yapabileceği pek çok yararlı davranış tarzı, alabileceğimiz çeşitli şahsi önlemler olabilir.

Şu an aklıma gelenleri doğaçlama olarak sıralıyorum.

Bir insan ister terörist olsun, ister öğrenci, can kurtaran bir cerrah, ister bir emekli vatandaş. Herkesin bir anne babası büyük çoğunlukla da kardeşi arkadaş çevresi vardır.

Her insan beslenmek için yiyecek temin etmek bakkala markete, restorana, vs. gitmek zorundadır.

Banka işlemleri yapmak, tedavisi için hastaneye, ilaç almak için eczaneye gitmek zorundadır.

Ulaşım için otomobil kullanmak, bunun için benzin ya da gaz satan bayilere gitmek, ya da toplu taşımayı, minibüs, otobüs metroyu veya taksiyi kullanmak  zorundadır.

Her insanın barınmak için bir eve ihtiyacı vardır. Evi yoksa, bir ev kiralamak için ev sahibiyle  ve sıklıkla emlakçıyla, satın alacaksa satıcıyla muhatap olması gerekir. 

Burada sıraladığım gibi her insan mutlaka insanlarla az ya da çok iletişim halinde olmak zorundadır. Bütün bireylerin, hayatını geçirdiği sosyal ortam ve şartlara bağlı olarak, az ya da çok bir çevresi, yakından tanıyan birileri illa ki vardır.

İşte güvenlik konusundaki katkı da burada başlayacaktır.

Masum bir  insan canından daha kıymetli herhangi bir prensip, ya da hak yoktur. Şahsi görüşüme göre de olmamalıdır. Toplum olarak uyanık ve pür dikkat olmak zamanıdır.

Buradaki bize rehberlik edecek hususlar; "şüpheli değişik şahıslar ve davranışları, tanıdığımız kişilerin son zamanlarda değişen hal ve tavırları, bizim bu kişi ve olaylarla ilgili hislerimiz ve tabii ki mantığımız" olmalıdır. Yani "normal dışı bir durum mu var" değerlendirmemiz. Bu sonuca göre bir yol izlemeli, önemsiz şüpheleri silip atmalı ancak dikkate değer olanlara göre en başta kendimizin ve yakınlarımızın canını korumak üzere ve toplum huzuru açısından sorumlu birey davranışının gereğini yapmalıyız. 

Hepimizin sıfatları var anne baba, kardeş, arkadaş, ev sahibi, minibüs-otobüs şoförü, yaya vs. Bir hayatımız var. Bu hayat içinde  çevremizde olup bitenlere tanıdığımız ya da tanımadığımız kişilerin hareketlerine, yüz ifadelerine giysilerine eskisinden çok daha fazla dikkat etmeliyiz.

Tanıdığımız ya da tanımadığımız kişilerde, her zamankinden ya da rutin  bir insani ölçüye göre endişeli hareket ve yüz ifadeleri var mı? Bizi rahatsız eden bir değişiklik var mı? Hislerimize, mantığımıza göre kırmızı alarm ya da dikkat sinyaline yol açan, huzursuz eden.

Evlatlarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız,  nereye kimlerle gidiyor nasıl vakit geçiriyor, hangi kitapları okuyor, giyiminde değişiklik var mı, internette radikal politik gruplarla bağ kuruyor mu?

(Bu arada tesadüfen, bütün teröristlerin anne babalarının "kızımdan ya da oğlumdan üç yıldır haber almamıştım. En son üniversiteye kaydolmak için gitti bir daha da aramadı" beyanlarını hiç gerçekçi bulmadığımı, eğer gerçek durum bu  ise ebeveynlik anlayışıma  ters bulduğumu belirtmeliyim.Bu genç hayatta mı? Nerede, kimlerle ne yapıyor? Nereden para kazanıyor? Hırsızlığa, teröre, uyuşturucuya  ya da cinayete bulaşmış olabilir mi? Bunları 2-3 yıl bilmeyen, merak etmeyen, araştırmayan  bir anne baba olabilir mi? Allah korusun büyük te konuşmak istemem elbet.)

Aynı şekilde apartmanımıza giren satıcılar ya da tanımadığımız kişiler, komşularımıza gelen misafirler, minibüste, otobüste tanık olduğumuz sohbetler  ya da gergin karanlık yüzlü kişiler... Bu kişilerde dikkat çekici, davranışlar var mı? Giysilerinin detayları, yüzlerinin neye benzediği? Ayırdedici giyim ya da görünüşleri var mı?

Bir kaç kişinin sokakta neden 3-4 kez turlayıp durduğu, çevreyi gözlediği. Kimin elinde kocaman çanta-poşet  taşırken pat diye yola bırakıp hızlı adımlarla uzaklaşıp gittiği. Kimin çevreye defalarca kuşkulu bakışlar attığı. Kimin zayıf olduğu halde karnının, garip ve suni bir şekilde -çok şişman- göründüğü.

Kimin bir ev kiraladıktan sonra defalarca kalabalık ve esrarengiz misafirleri ağırladığı. Ya da tam tersi hiç kimseyle olağan sohbet ve ilişki kurmadığı...

Uzayıp gidebilecek bu listeyi herkes hayal gücüne göre oluşturabilir. Mesele "dikkat" meselesidir ve çok şüphelendiğimiz olay ve kişileri güvenlik birimlerine bildirmek. Bu iş başıma bela açar diye çekiniliyorsa da isminize kayıtlı olmayan meydanlardaki halka açık  telefonlardan polise bilgi vermek. O da mümkün olmuyorsa mutlaka birileriyle paylaşmak, çevremizi uyarmak.

Sözün özü, kişiler ve hareketleri hakkında azami dikkatli olmak ve kuşkumuzu somut şekilde mutlaka paylaşmak.

Tabii çok küçük konuları sosyal medyadan paylaşıp ta durduk yere kaos ortamını genişletmekten bahsetmiyoruz. Buradaki ince çizgi "dikkate değer, ciddi ve somut veri, tanıklık ya da gözlem" üzerine olmalıdır. Zaten boş ve yanlış bilgilerle güvenlik birimlerini meşgul etmek te suçtur. Bu ayrım dikkatle yapılmalıdır.

İngiltere de Eye witness sistemi içinde mahallelerde yaş, konum ve adli sicil açısından güvenilir kişilerden gönüllülerin seçildiği bir sistem vardı ve bu kişilerin görevi mahalle çerçevesinde olup bitenleri  "gözlemek"ti. Dikkat çekici kişi ve hareketleri polise bildirmek. 

Biz de vatandaşlar olarak, kendiliğimizden dikkatli gözlem yapmaya yönelmeliyiz. 

Bunu muhbirlik olarak değerlendirenler de çıkabilir ancak; konuya,  vatan savunması ve çıkarları için kurtuluş savaşında yabancıları öldüren kahraman atalarımıza baktığımız açıdan bakarsak, bunun da terör örgütlerine karşı bir vatan savunmasından farksız olduğunu düşünürsek, kamu can güvenliği için yapılan bu tür bireysel katkıların da klişeleşmiş muhbir yaftasıyla değerlendirilemeyeceğini zaten anlarız.

Aksini düşünmek, bazen de, içimizde biriken büyük üzüntüler ve ülkemizdeki hükümete yönelik eleştirilerimiz nedeniyle yukarda örneklediğim tedbirlerden kaçınırsak, kaybeden daha çok zarar gören de yine,  hiçbir koruması, özel muazzam güvenlik önlemleri bulunmayan, hayatın işleyişinde illaki kalabalık yerlere, avm lere gitmesi gereken korunmasız,  sizler bizler oluruz ve klişeler üzerinden böyle tedbirlerden kaçınmak ta şu anki ülkemiz ortamında  bedelinin can ya da daha fazla can kaybıyla ödendiği bir hata olur.

İnşallah Allahım ülkemizin güzel insanlarını, sevdiklerimizi, ciğerpare evlatlarımızı bu terör belasından korusun. Yapanlara da cezasını versin.

Milyonlarca göçmen ülkemizde yaşıyor. Kimlikleri adları nereden geldikleri sanmam ki bir yerlerde kayıtlı olsun

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evimizi dışardan gelebilecek tehlikelerden korumak için önce kapıyı, pencereleri sağlama alırız öyle değil mi? Ülkenin güvenliği de öncelikle sınır güvenliği ve ülkeye giren çıkanların sıkı kontrolü ile sağlanmalı diye düşünüyorum. Milli Güvenlik, bir devletin en önemli ve üzerinde en hassasiyetle durması gereken, disiplin, eğitim, ciddiyet isteyen alanı. Elbetteki yazınızda belirttiğiniz üzere her birimizde dikkatli ve sorumlu olmak durumundayız ancak balık baştan kokar. En küçük birimden en üst birime kadar iyi istihbarata, görevini titizlikle yürüten uzman kadrolara ihtiyaç var. Zayıf halka olmamalı ki, zincir sağlam olsun.Önerdiğiniz tedbirlere ve vatandaşlık bilincine tamamen katılıyorum. Benim de dikkatimi çeken, bütün canlı bombaların eylemden önceki kamera kayıtlarında ellerini ceplerinin içinde tuttukları. Brüksel' de havalanındaki saldırı öncesinde de teröristlerin bir ellerinde siyah eldiven var. Düzeneği gizlemek için eli bir şekilde kamufle ediyorlar. Teşekkür ve selamla

Çiğdem Timur 
 24.03.2016 10:20
Cevap :
Haklısınız ama şu andan sonra -zaten her ülkenin yapması gerektiği şekilde- sınırlarımızı kontrol etsek sadece zarardan karımız olacak. Oysa ülke içinde mülteciler dahil İşid ve Pkk taraftarlarının da aralarında olma ihtimali nerdeyse %100 olan 4 milyon yabancı var değil mi? Yazımda ilave edilecek konular vardı onları da ayrıca yazabilirim. Ben şahsi önlemleri yazdım ve bizi yönetenlerin Kamu kurumlarının görevinin parçası da zaten sınırları azami kontroldür. Geldiğimiz noktaya bir bakın zaten vatandaş her türlü zaafiyeti biliyor yaşıyor. Çok yazık. Bence mültecilerin ve terör sempatizanı grupların yoğun bulunduğu şehirlerden diğer yerlere seyahatte azami önlem gerekiyor. İstanbul'da en çok siyasi suç işlenen semtler haritası vardı bir ara. Emniyette kanımca her semtin sosyo politik ve suç oranı yönünden analizi vardır. Bunlara yoğunlaşılmalı.  24.03.2016 15:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 158
Toplam yorum
: 210
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 396
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster