Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '11

 
Kategori
Doğal Tedaviler
Okunma Sayısı
1623
 

Huzurlu hamilelik programı bir lüks değil bir gerekliliktir.

Huzurlu hamilelik programı bir lüks değil bir gerekliliktir.
 

huzurlu hamilelik


Yakında, İstanbul’da kurduğumuz Ana-Dolu Akademisinde Huzurlu Hamilelik Programı(HHP) adı altında bir çalışma başlatıyoruz. Benim doğum uzmanlığı geçmişimde hamilelerde hamilelik dönemi boyunca klasik tıbbi izleme ek olarak daha farklı bir şeyler yapılması gerektiği düşüncesi ve buna bağlı çalışmaların tarihi oldukça eskidir. Bu çalışmalarımın başlangıcı 1994 yılında İzmir’de bir Psikolog arkadaş ile benim o zamanlar ortağı olduğumİrenbe Kadın Doğum Merkezinin birlikte oluşturduğu Sağlıklı Yaşam Kulüpleri projesine dayanır. O zamanlar İzmir’de hamilelerimize hizmet veren bir merkez oluşturmuştuk. Bu merkezde hamilelere hamilelik eğitimi, diyet desteği, hamilelik egzersizleri, psikoloji destek gibi hizmetler veriyorduk. Yine aynı dönemde SSK Tepecik Doğumevi'nde başhekim yardımcısı olarak çalışırken hamilelere ağrısız doğum programı başlatmıştım. 1 yıl kadar süren bu projede gerçekten çok olumlu sonuçlar aldık. Ama o zamanki yoğunluk içinde ve bir takım siyasi başhekim değişiklikleri yüzünden bu çalışmaları bilimsel bir çalışma haline getirip yayınlama fırsatı bulamadım. 

Şimdiki bilgilerimle o dönemde yapmaya çalıştıklarımızı mukayese edince o zamanlar vermeye çalıştığımız hizmeti çok yetersiz görüyorum. Ama yaptıklarımız o zaman için Türkiye’de pek fazla örneği olmayan, çok ileri ve hatta uçuk olarak nitelenen çalışmalardı. Ama çok başarılı ve kalıcı olmadı. Çünkü o zamanki toplumsal anlayış ve iletişim olanakları bu çalışmaların farklılığını ve olumlu sonuçlarını geniş kitlelere duyurmaktan uzaktı. Ama o zamandan bu zaman geçen 15 yıllık süreçte gelişen neslin hem sağlık olaylarına bakışı değişti hem de bilgi çok hızlı paylaşılan ve tüketilen bir özellik kazandı. Televizyonların kadın programlarının da kadının bilinçlenmesinde ve bilgilenmesinde önemli bir payı oldu. 

Artık üreme çağına gelmiş ve hamile kalmış çoğu kadın standart tıbbi hamile izleminin yanında hamileliğinin hem daha sağlıklı geçmesi için hem de doğacak bebeğinin sağlıklı olması için daha fazla şeylerin yapılması gerektiğini biliyor. Daha sağlıklı beslenmesi gerektiğini biliyor. Daha uygun bir yaşam tarzı içine geçmesi gerektiğini biliyor. 

Ancak bilmekle yapabilmek arasında büyük bir uçurum var. Sigara içen kişilerin büyük çoğunluğu sigara içmemesi gerektiğini biliyor ama yine de içmekten kendini alamıyor. Yada aşırı kilolu bir şahıs daha sağlıklı beslenmesi gerektiğini ve düzenli egzersiz yapması gerektiğini biliyor ama yine de o düzeni tutturamıyor. Hamilelik dönemindeki kadınların çoğu da bildiklerini uygulayamıyorlar. Çoğu kadın olanakların yetersizliğinden bahsedebilir. Ama ben her zaman şunu söylerim. “Sabahları erken kalkıp temiz havada yarım saat yürümek içinde mi olanak gerekli?”. Tabiki gerekmez. Ama bunu bile yapan hamile kadın sayısı çok azdır. Çok az kadın hamileliği yaşam anlayışını değiştirmek için bir fırsat olarak görüyor. İlginç bir şekilde bazı kadınlar hamilelik sırasında sigara içmeyi bırakıyor ama bebeğin emzirmesi bittiğinde yeniden sigara içmeye başlıyor. Bunu kalıcı hale getirmiyor. Çoğu hamile kadın ise hamileliğinde bile bu değişimleri başlatamıyor ya da başlatsa da sürdüremiyor. 

Neden bu kadar basit ve sağlığı açsından yararlı çalışmaları yapamıyor insanlar?
Birinci neden bilinçaltındaki geçmişten gelen inançlar. Bu inançların gereği olarak bilinçaltı mevcut duygularla engelleyici bir güç gibi davranıyor. Bilinçatı sistemi her zaman mevcudu korumayı seçer. Tembel ve ekonomik çalışır. 

İkinci neden ise hamileliğin kadın için bir çok kazançlar ve yararlar sağlamasıdır. Çoğu hamile kadın hamileliğini bir takım sosyal ve fiziksel engellerin ve yasakların kalkması için bir fırsat olarak kullanıyor. Kimisi için daha özgürce yemek yeme fırsatı oluyor. Kimisi için daha fazla naz yapma fırsatı. Kimisi içinde daha fazla ilgi çekme fırsatı oluyor. Kocası onunla diğer dönemlerde ilgilenmediği kadar fazla ilgileniyor. Belim ağrıyor dediği zaman hemen arkasına yastık getiriyor vs. Hiç unutmam, İzmirde çalışırken hastalarımdan birinin kocası eşindeki aşerme nedeniyle İrandan özel erik getirtmişti. 

Çevresinin kendisiyle daha fazla ilgilenmesi veya daha özgür kalması bir kadının hamileliğini daha huzurlu geçirmesi için yeterli oluyor mu? Muhtemelen hayır. Hamilelik olayı zaten fiziksel olarak kadın bedenine yüktür. Tabi ki hamilelik döneminde oluşan fizyolojik uyum mekanizmaları bu yükü tolere edebilecek ayarlamaları yapıyor. Örneğin kan miktarı artıyor, akciğerlerin oksijen değişim kapasitesi artıyor, bel kemiklerinde karından binen fazla yükü zorlanmadan taşıyacak ayarlamalar oluyor vs. Ancak bu ayarlamaların hiçbiri kadın bedeninde hamileliğin getirdiği yükü karşılayacak kadar ideal değildir. Bu nedenle bir kadın hamileliğin başından itibaren hem bedeninde oluşan bu fazla yükün hem de bu fazla yükü kaldıracak ayarlamaların yarattığı fiziksel rahatsızlıkları yaşamaya başlıyor. İlk aylarda kasık bölgesindeki genişlemeyi kasık ağrısı veya sık idrara çıkma hissi şeklinde algılıyor. Bedende bebeğin tutulmasını sağlayacak hormonların mide bağırsak sistemi üzerine olan etkilerini bulantı olarak algılıyor. İlerleyen dönemlerde bedende biriken fazla sıvının ve maddenin nedeniyle yorgunluk, ağırlaşma, kasık ve bel ağrıları, bacaklarda şişkinlik, nefes darlığı belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor. Bu şikayetleri azaltacak değişik ilaçlar kullanıyor ya da tedbirler alıyor. Hekim kontrolünde olan kadınlar hekimlerinin tavsiyelerine uymaya çalışıyorlar. En azından bu yaşadıklarının doğal olduğunu öğrenip rahatlamaya çalışıyorlar. 

Çok uzun yıllar kadın doğum uzmanlığı yapmış bir hekim olarak şunu söyleyebilirim ki bu söylemler kadını çok fazla rahatlatmıyor. Sürekli doğum uzmanının takibinde olan bir kadın genellikle ayda bir kontrole gider. Bu kontrollerde ultrason yapılır. Bebeğin iyi olduğu öğrenilir. Tansiyon ölçülür, basit bir muayene yapılır. Standart kan testleri yapılır. Hamilelerin yüzde %95 inde hiçbir sorun çıkmaz. Kalan yüzde beşin yüzde doksan beşinde de kansızlık, idrar yolu enfeksiyonu gibi basit ve önemsiz sorunlar vardır. Hastaneye yatırılarak tedavi edilecek ciddi sorunlar hamilelerin ancak yüzde birinden azında ortaya çıkar. Bu hamilelerinde zaten hamile kalmazdan önce hastalıkları mevcuttur. Normal bir hamile takibinde doğum uzmanı gerekli tavsiyelerde bulunur, bir iki destekleyici ilaç yazar ve aileyi rahatlattığını düşünür. Hamile kadında muayene sonunda geçici olarak rahatlamıştır. Gerçekten de hem kendisinde hem de bebekte bir sorun olmadığını bilmek rahatlatıcıdır. 

Ancak rahatlatıcı bilgiye sahip olmakla gerçekten rahat hissetmek ve huzurlu bir hamilelik geçirmek kesinlikle ve kesinlikle aynı şey değildir. Tüm hamilelik boyunca fiziksel olarak bir sorunu olmayan, bebeğinin ultrason sağlığı da iyi olan kadınların büyük bir çoğunluğu o kadar da rahat hamilelik geçirmezler. Önemsiz olduğu söylenen kasık ve bel ağrıları yine rahatsız edicidir. Yine fazla kilo almıştır. Yine yorgunluk vardır. Yine çabuk sinirleniyor ya da duygusallaşıyordur. İlk aylardaki kasık ağrılarında düşük kaygısı yaşar. Bir parça kan gördüğü zaman panikler. 6. aydan sonraki her türlü kasılma erken doğum korkusu yaşatır. Bu nedenle sık sık doktorunu aramak gereği duyar. 

Hamileliğin yarattığı birçok olumsuz psikolojik faktörde vardır. Kadın çalışıyorsa işe gelip gitmek zorlaşmıştır. Doğumdan sonra işinde geri kalma riski vardır. Maddi sorunlar olabilir. Bebeğin ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılayamayacağını düşünerek kaygılanır. Doğumdan sonra tekrar işe başlayacaksa bebeğini terk edeceği için daha hamileliğinde peşin peşin suçluluk hissetmeye başlar. Eşinin kendisine yeteri kadar destek olmadığını düşünüyorsa için için eşine kızar. Eşiyle zaten bazı problemler yaşıyorsa, ilerde oluşabilecek muhtemel bir boşanma durumunda bebekle tek başına kalacağı düşüncesi nedeniyle kaygılanır. Doğumunda hayati bir tehlike yaşama kaygısı doğum sağlıklı sonuçlanana kadar zaten ortadan kalkmaz. Hem ev işleri hem de bebeğin yükünün kendisini zorlayacağını düşünerek kaygılanır. Bebeğinin ilerde ortaya çıkacak olası sağlık sorunları için kaygılanır. Bunlara benzer bir çok düşünce kadında hamilelik boyuca huzursuzluk ve stres kaynağıdır. 

Stres ve huzursuzluk arttıkça fiziksel sorunlarda artmaya başlar. Hamilelikteki stresin hamilelikte gözlemlenen birçok fiziksel sorunun nedeni olduğu bilinmektedir. Erken doğum, gebelik tansiyonu ve gebelik şekerinin ortaya çıkmasında stresin önemli bir katkısı vardır. 

Stres nedir?
Stres her hamile kadında aynı düzeyde oluşmaz. Bazı kadınlar daha aşırı kaygılıyken bazılarında stres algısı daha normal düzeylerdedir. Ama her hamile kadında belli düzeyde vardır. Neden bu kadar farklıdırlar? Stres bedende hissedilen bir histir. Kötü olarak algılana bir baskı hissidir. Stresi yaratan birçok olay olabilir ama sonuçta kişinin bu olaylara verdiği anlam düzeyi bedeninde stresin oluşmasına yol açar. Yani olayın kendisi değil de olayın algısı stresi yaratır. Aynı eğitim düzeyinde, aynı risk koşullarında olan iki hamile kadının aynı olaya verdiği tepkiler çok farklı olabilir. Gece yarısı oluşan bir karın ağrısını birinci kadın daha rahat tolere edip sakin bir şekilde karın ağrısının geçmesini beklerken ikinci kadın hemen telaşla doktorunu arar, kocasını uyandırır belki annesini arar. Her kadının çocukluktan itibaren yetişme tarzı, duygularıyla olan bağlantısı bu hissedilen stresin şiddetini belirleyen bir etkendir. Stresi bedende birikmiş duyguların oluşturduğu titreşimler olarak kabul edebiliriz. Çocukluğundan beri kaygılı, evhamlı yetiştirilmiş bir kadın tehlikeli olduğunu düşündüğü ya da öyle algıladığı olaylar karşısında peşin peşin kaygı hisseder. Bu kaygı geçmişininde etkisiyle olayın öneminden çok daha şiddetli hissedilir. Evet, stres dediğimiz durum bedende hissedilen bir histen başka bir şey değildir. Ama stresin kendisi değil bu stresi yaratan hislerin bedende yarattığı fiziksel değişimler hamileliğin seyrini bozmaya başlar. 

İyi kötü her doğum uzmanı stresin hamilelik üzerine olan olumsuz etkisin farkındadır. Bu nedenle de hastasına “stresten uzak dur” derler. Ben bu tip tavsiyeleri ilk okul çocuğuna “şu şiiri ezberle” demeye benzetirim. Çocuk ezberleyecek de nasıl ezberleyeceğini bilmez. Her hamile kadın hamileliğinde stres yapmak istemez ama bir türlü bunu beceremez. Bir de bu yüzden suçlanır. “Sen de her şeyi kafana çok takıyorsun”. Ama doktorun görevi burada bitmiştir. Stresten uzak durması gerektiği tavsiyesini yapmıştır. Artık bundan sonra sorumluluk hastadadır. Burada hekim arkadaşları eleştirmiyorum. Gerçekten gerek tıp fakültesinde gerekse uzmanlık eğitiminde böyle bir ders yoktur. Hastaya stresten nasıl uzak durması gerektiğini öğreten bir ders yoktur. Zaten doktorun kendisi de bu konuda fazla bir şey bilmez. Basmakalıp bazı önerilerde bulunabilir. “ Fazla kafanı takmayacaksın, düzenli uyuyacaksın, hobilerin olacak, olumlu düşüneceksin vs. “ 

Ben de kendi pratiğimde hastalarıma daha fazlasını söyleyememişimdir. Benim o zamanki anlayışım “hamileliğin gidişatında bir sorun yoksa kafaya takılacak bir şey yoktur” du. İrenbe Sağlıklı Yaşam Kulüplerini de hamileliğin stressiz geçmesinden daha çok daha sağlıklı geçmesine bir katkı ve biraz da şirketimize prestij katkısı sağlaması amacıyla kurmuştuk. O zamanki anlayışıma göre stresi ortadan kaldıracak olan şey yaşam koşullarıydı. Buna da tıbbın bir katkısı olamazdı. 

Basit gevşeme çalışması bile hiçbir şey yapmamaktan çok yararlıdır
Ama zihinsel düzeyde yapılan çalışmaların kişilerin ruhsal ve fiziksel sağlığına olan olumlu etkilerini gözlemlemeye ve deneyimlemeye başladıkça ne kadar yanlış bilgilere ve anlayışa sahip olduğumuzu anladım. Zihinsel iyileşme dünyasındaki 7 yıllık deneyimim hem tıbba, hem de stres meselesine bakışımı 180 derece değiştirmiştir. 7 yıl önce hipnoz öğrenmeye ve hamile hastalarımın basit sorunlarında uygulamaya başladığım zaman şaşkınlık içinde kalmıştım. Örneğin 6-7 aylık bir hamile hastam vardı. ( Bu arada hasta kelimesi hamile bir kadın için pek uygun bir kelime olmamakla birlikte burada hastalığı olan bir kadını değil de bir hekimin bilgisinden yararlanan kişi anlamına kullandığımı belirtmek isterim.) Babası kalp krizi geçirerek aniden vefat etmişti. Hemen akabinde çok şiddetli erken doğum sancıları başladı. İlaçlar sancılarını çok fazla kesmemişti. Ben de o dönemde daha yeni yeni hipnoz yapmasını ve uygulamasını öğreniyordum. Bildiğim basit gevşeme yaptırmaktan ve basit iyi hissetme telkinleri vermekten ibaretti. Bir akşam acilen yanıma gelen bu hastama da o anda aklıma gelen çare olarak hipnoz uyguladım. Gevşettim ve ağrılarının geçeceği telkinlerini verdim. Kendisine de basit bir otohipnoz tekniği öğreterek bunu sık sık yapmasını önerdim. Daha hipnoz seansı sırasında kasılmaları ortadan kalktı. Sadece kasılmaları ortadan kalkmakla kalmadı. Babasının ölümü nedeniyle hissettiği sıkıntıdan da kurtuldu. Bu deneyim beni o zaman çok şaşırtmış ve hipnoza başka bir gözle bakmamı ve daha derinine incelemeler yapmama sebep olmuş olaylardan biridir. Hamileler üzerinde daha bir çok deneyimim oldu. Daha sonra daha geniş çevrelere çalışmalarımı ve bilgimi yaymak için Ankara’ya geldim ve hamile hastalarla çalışmam büyük oranda kesildi. Ama eğitimlerimde talebelerime her zaman hipnoz çalışmalarında yapacakları en hayırlı işin hamilelerle çalışmak olduğunu söyledim. 

Kronik stres bebeğin gelişmesini geri bırakır
Tekrar stres meselesine dönecek olursak stres bedende birikmiş ve değişik olaylar karşısında titreşen bir enerji hissinden başka bir şey değildir. Sinir sistemindeki bu kayıtlı devreleri ortadan kaldırmadan stresten kurtulmanın mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Burada kritik olan bir bilgiden daha bahsetmek istiyorum. Duyguların titreşmesinin karşılığı olan stres hayali bir kavram değildir. Ya da zaman zaman devreye giren bir durum değildir. Sürekli stres hali dediğimiz bir temel durum vardır. Buna tıp dilinde kronik stres deriz. Kronik stres hali beyinde sürekli tehdit algısı yaratır. Bu algı böbreküstü bezlerinden adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi hormonların salgılanmasına neden olur. Bu hormonlar kalp damar ve bağışıklık sitemini olumsuz etkiler. Adrenalin bebeği içinde tutan uterusa giden kan damarlarını büzer ve bebeğin kanlanması azalır. Bu durumda bebeğin gelişmesi geri kalmaya başlar. Bağışıklık sistemini zayıflaması anne bedeninde olumsuz mikropların üremesine neden olur. Hamilelikte zaten bağışıklık sistemi, özellikle hamileliğin ilk aylarında zayıflamıştır. Bu zayıflığa kronik stresin yarattığı bağışıklık azalması da eklenince hem annenin hem de fetusun (anne karnındaki bebek) sağlığı tehlike altında kalır. Yine hamileliğin ilerleyen aylarında ortaya çıkan gebelik yüksek tansiyonunda (preeklampsi) kronik stres durumunda salgılanan adrenalin ve noradrenalin rol oynuyor olabilir. 

Anne karnında bebek annenin duygularından etkilenir
Bu fiziksel tehlikeler dışında klasik tıbbın pek bilmediği ama bilinçaltı regresyon çalışması yapan hipnoterapistlerin bildiği bir gerçek daha vardır. Anne karnı bebek için sadece fiziksel tehlikeleri içermekle kalmaz. Aynı zamanda annedeki olumsuz duyguların bir enerji dalgası şeklinde bebeğe de akmasına neden olur. Birçok olumsuz ve iyileşmeyen hastalıkta anne karnında alınan olumsuz duyguların rol oynadığı sıradan hipnoterapistin bildği bir bilgidir. Ben de 6-7 yıllık binlerce regresyon çalışmasından elde ettiğim deneyimlerle anne karnındaki bebeğin ne kadar tehlike altında olduğunu gördüm. Bir kadın doğum uzmanı olarak şaşırdım. Bu bilgiden hastalarımı eksik bıraktığım için üzüldüm. Bebeğin bedeninde anneden gelen olumsuz kimyasal maddelere karşı ciddi bir savunma mekanizması vardır. Çok ağır ilaçlar bile bebeğe kolay kolay zarar veremez. Bu engelleyici güce plasenta bariyeri denir. Ama anneden akan olumsuz enerjilere karşı hiçbir savunma mekanizması yoktur. Enerji akışı engel dinlemez. Anne karnındayken biriken bu olumsuz duygular doğumdan sonra da beslenmeye devam ederse ilerleyen yıllarda yaşama olumsuz bakan bir şahsın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Sadece olumsuz bakan değil kolay hasta olan bir yapıda ortaya çıkmaktadır. İşte yukarda bahsettiğim hamileliklerinde daha kolay strese giren kadınların geçmişleri de benzer öykülerle doludur. 

Anne örneğin sürekli depresyondaysa, bebeği için değişik kaygılar taşıyorsa, eşi ve eşinin ailesine karşı ezikse ve bu içinde öfke biriktiriyorsa annenin bedeni bu duyguların karşılığı olan bozuk enerjiyle titreşiyor demektir. Bu bozuk enerji bebek tarafından algılanır. Bebeğin bu bozuk enerjiyi engelleyecek hiçbir mekanizması yoktur. Anneden anne karnında akan bu olumsuz duyguları temsil eden enerji bebeğin enerji bedeninde iç bir tabaka olarak birikir ve aynı tipte duygular bebek doğduktan sonra ve büyüdükten sonra onu etkilemeye devam eder. Bazı kadınların hayatında her şey düzgündür. Ama bir türlü içinde bulunduğu depressif ortamdan kurtulamaz. Nedenini de bilmez. İşte anne karnından taşıdığı duyguların farkında olmadığı için, o duyguların kendisine değil de annesine ait olduğunu bilmediği için bir türlü sorununu çözemez. 

Düşünerek stresten kurtulamazsınız 

Bedende birikmiş duygular varken ve bunlar titreşirken sadece düşünerek ve stres yarattığı düşünülen olaylardan uzak durularak stresin bedendeki etkisi yok edilemez. Stresin bu etkisini yok etmek için sabırlı, ciddi ve ne yaptığını bilerek yapılan duygu bazlı çalışmalara gerek vardır. İşte Ana-Dolu Akademide sizlere sunduğumuz programın özü budur. Bedende geçmişten kaynaklı olarak birikmiş ve stres olarak titreşen duyguları dengeye getirmek ve stresin zararlı etkisini ortadan kaldırmak bu programın temel hedefidir. Gerek yurtdışında gelişmiş ülkelerde ve gerekse Türkiye’de birkaç merkezde hamilelere yönelik eğitim çalışmaları vardır. Bu çalışmalar daha çok hamilelik hakkında bilgi verici, doğal doğuma hazırlayıcı ve basit gevşeme tekniklerini öğretici çalışmalardır. Bu basit çalışmaların bile hamileliğin rahat geçirilmesinde önemli katkıları vardır. Ama bizim merkezimizde uygulayacağımız program bu basit çalışmaların çok ötesindedir. Hedefimiz sadece hamileliğin anne tarafını değil esas olarak bebek tarafını kapsamaktadır. Bu nedenle de annedeki olumsuz duyguları temizleyerek bebeğin geleceğini kurtarmak amacını taşımaktadır. Anne karnından olumsuz duyguları almamış bir bebeğin ondan sonraki yaşamı ne kadar zorluk dolu olursa olsun ben kolay kolay sırtının yere geleceğine inanmıyorum. Gelecek nesillere hem iyi bir çevre ve iyi bir ülke bırakmaktan bahsedilir. Bunlarda çok önemlidir ama şu anda acımasızca doğayı bozanlar, sadece kendilerini düşünerek kaynakları acımasızca harcayanların büyük kısmı ne yazık ki anne karnından itibaren olumsuz duyguları bedenine aktarmış ve bunun farkında olmayan kişilerdir. İçlerindeki olumsuz duyguyu ancak kendilerini önemli insanlar olarak kabul ettirerek bastırma çabası içinde olan kişilerdir. Bu nedenle hayata ve insanlara farklı bakan bir nesil yetiştiremezsek ne kadar iyi bir Ülke ve doğa bıraksak bile kalanlarda kötü duygularla dolu kişiler tarafından acımasızca harcanacaktır. Ben kötü doğmuş insan olduğuna inanmam. Her insan bu dünyaya iyi duygularla gelir. Yeni doğan bebekleri yıllarca gözlemlemiş bir doğum uzmanı olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ama biriken kötü duygular insanları kötü şeyler yapmaya zorlar. Özünde her insan iyidir. 

HHP orjinaldir ve Bebeğin geleceğini kurtarmaya yöneliktir 

Huzurlu Hamilelik Programı (HHP) değil Türkiye’de dünya’da bile bir ilktir. Anne karnındaki bebeği olumsuz duygulardan korumaya yönelik bir program bugüne kadar tanımlanmamıştır. Anne kendisini iyi hissetmek amacıyla uygulayacağı bu program hem annenin hamilelikteki fiziksel ve ruhsal sağlığını çok olumlu bir düzeye getirecek hem de karnındaki bebeğe büyük bir gelecek armağan edecektir. Bana “Çocuklarına onların tüm geleceğini garanti altına alacak mal mı bırakmak istersin, yoksa olumsuz duygulardan arınmış bir zihin mi bırakmak istersin?” diye sorsalar bir saniye düşünmeden ikincisini seçerim. Çocuklarınızı ilk 5-6 yılında olumsuz duygulardan uzak, karşılıksız sevgiye büyütün ve gözünüz arkada kalmasın. Hiçbir mal mülke ya da hayat sigortasına gerek bile yoktur. Aksine içinde olumsuz duygular besleyen bir kişi hiçbir mal mülk mutlu edemez. Sürekli daha fazlasını ister. Ama olumsuz duyguları olmayan ve kendini her daim her koşulda iyi hisseden bir kişi için samanlık seyran olur. Bu bir Polyanna oyunu değildir. Bir gerçektir. Kaldı ki Polyanna’da bizim küçümsediğimiz ama aslında yetişme tarzı olarak içinde olumsuz duygu beslemeyen bir kız çocuğudur. Kendine kötülük etmeye çalışan insanların içinde bile iyi tarafı gören ve onların içindeki işyi duyguları açığa çıkarmayı başarır. 

Sadece hamileliğinizi değil yaşamınızı değiştiriyorsunuz 

HHP 8 bölümden oluşmuş bir programdır. 3. Ayını doldurmuş hamileler bu programa katılabilir. 4 aylık bir dönemde yapılacak çalışmalarla hamilelik döneminde titreşen her türlü kaygıyla ve olumsuz duyguyla nasıl çalışılacağını bu programda öğreteceğimiz uygulamalı teknikler sayesinde öğreneceksiniz. Programın ağır topları EFT ve self hipnozdur. 

EFT basit ama etkin bir duygu boşaltma tekniğidir. Bilinçaltında yerleşmiş olumsuz düşünce ve inançların yarattığı titreşen olumsuz duyguları bu teknik sayesinde temizlemeyi öğreneceksiniz. EFT konusunda öğrenecekleriniz size sadece hamileliğiniz ile ilgili değil tüm yaşamınız boyunca işe yarayacak büyük ve kıymetli bir hediye olacaktır. EFT’nin farklı bir uygulaması olan PET yani provokatif enerji tekniği ile yaşama karşı gülümsemeyi, kendinizle barışmayı öğreneceksiniz. İkinci ağır topumuz olan self hipnoz sayesinde bilinçaltındaki hem olumsuz duyguları titreştirerek temizlemeyi hem de yerine olumlu telkin ve hayalleri yerleştirmeyi öğreneceksiniz. 

Self-hipnozun birçok farklı uygulamasıyla tanışacaksınız. Anında kendinizi hipnoz haline almayı ve kısa süre içinde duruma uygun bir telkin vermeyi öğreneceksiniz. Bir farklı uygulama ise olumsuz duyguları otomatik temizleyen bir programın harekete geçirilmesi olacaktır. 7-PATH oto hipnoz sisteminin hamilelikteki sorunlara uyarlaması olan bu teknik ile zihninizde hamilelik, bebeğin geleceği, doğumla ilgili olumsuz virüslerin temizlenmesini sağlayacaksınız. Yönlendirmeli imajinasyon sistemi ile geleceğe yönelik olumlu niyetlerinizin gerçekleşmesine yönelik çalışmaları yapmayı öğreneceksiniz. Bir başka öğreneceğiniz teknik ise mindfullnes meditasyon olacak. Bu teknik ile sürekli zihninizi şimdiki zamanda tutmayı ve içinde bulunduğunuz anın keyfini çıkarmayı öğrenmiş olacaksınız. NLP teknikleri sayesinde bilinçatında yerleşmiş olumsuz inançları hızlı bir şekilde öğrenmeyi ve çatışmaları ortadan kaldırmayı öğreneceksiniz. Gördüğünüz gibi bu teknikler sadece hamilelik dönemini değil tüm yaşamınızı farklı bir boyuta getirmeyi amaçlayan tekniklerdir. Bu teknikleri kullanmayı öğrendikçe çok önemli bir avantaj daha oluşmaktadır. Bu avantaj ağrısız, doğal doğum yapma şansını kazanmaktır. Türkiye sezaryanla doğumda Dünya şampiyonu olmuş durumdadır. Eğer sezaryan daha uygun bir doğum şekli olsaydı milyarlarca yıllık evrim sürecinde memeliler karından doğurma özelliğini kazanmış olurlardı. Ama birçok sosyal etken sanki normal doğum tehlikeliymişte sezaryan doğum sağlıklıymış izlenimini topluma yerleştirmiştir. Ama istatistiksel çalışmalar hep tersini ortaya koymaktadır. Sezaryan doğum normal doğumdan uzun vadede hem bebek hem de anne açısından çok daha fazla riskler taşımaktadır. 


HHP içinizdeki sevgiyi yeniden açığa çıkarır 

Olumsuz duygular temizlendikçe bebeğinizle sevgi bağınızı güçlendirmeye başlayacaksınız. Bilinçaltında birikmiş duygular sizin fiziksel bedeninizle ruhunuz arasına çekilmiş bir duvardır. Bu duvarı ortadan kaldırmadan ruhunuzun temsili olan sevgi enerjisini titreştirmeniz kolay değildir. Bu program bir tarafıyla yeniden ruhunuzla yani içinizdeki gerçek sevgi enerjisiyle buluşma çalışmasıdır. Esas iyileşmeyi sağlayacak olan sevgidir. Sevgi kendisine benzer olmayan her şeyi açığa çıkartır ve iyileştirir. Karnınızdaki bebeğin doğduktan önce değil esas doğmadan önce sevgiye ihtiyacı vardır. İçinizde yeniden açığa çıkacak olan sevginin enerjisi bebeğin dokularının gelişmesini olumlu yönde etkileyecektir. Sizin ruhunuzdan bebeğin ruhuna akacak sevgi bebeğinizin bu dünyaya güven içinde doğmasına neden olacaktır. En son çalıştığım hamile bir bayan bu felsefeyi gerçekten çok iyi benimsemiş ve uygulamıştı. Bebeği doğduktan sonra o kadar sakin ve huzurluydu ki, görenler bebekte bir sorun var zannediyorlardı. Ama bebek huzurluydu ve annesinin sevgi enerjisini her an hissettiği için ayrıca ağlayarak bunu test etmek gereğini duymuyordu. Evet, bebekler sadece acıktıkları ya da bir yerleri acıdığı için değil etrafında kendilerine bakan birisinin olup olmadığını anlamak içinde ağlarlar. Bir şekilde enerjik olarak yakınlarında onu sevenin enerjisini hissettikleri zaman bu ağlamaya gerek duymazlar. Bu tip duygular benim yaptığım değişik regresyon çalışmaları sırasında da ortaya çıkmıştır. Beşikteki bebek görmemesine rağmen kendisine doğru akan olumlu ya da olumsuz duygu enerjisini hissetmektedir. 

HHP birçok zihinsel iyileşme tekniğinin arasından 7 yıllık deneyimim sonucunda ortaya çıkmış ve yararlılığı bizzat denenmiş, damıtılmış bir programdır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 5013
Kayıt tarihi
: 27.08.06
 
 

1955 İstanbul doğumlu. Kadın Doğum Uzmanı. Hastalıkların zihinsel neddenlerive çözümleri üzerine ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster