Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '09

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
7714
 

Hz. İbrahim, Nemrut, Balıklıgöl ve çiğköfte

Hz. İbrahim, Nemrut, Balıklıgöl ve çiğköfte
 

Peygamberler diyarı olarak bilinen Urfa’da en çok ziyaret edilen yerlerin başında Balıklıgöl gelir. Şehrin neresinde olursanız olun otobüs ve dolmuşlar Balıklıgöl’e gidecektir. Balıklıgöl’ün olduğu kısım eski ve tarihi dokusu mümkün olduğunca korunan bina ve sokakların olduğu bir bölümdür. Gezerken kendinizi bir Ortadoğu kentinde geziyor zannedersiniz. Netice olarak Urfa da Ortadoğu coğrafyasının bir uzantısıdır. Urfa’ya gelen birisi yerli yabancı fark etmez önce Balıklıgöl’e gider. Balıkları görür, suyu şifalı diyerek mağaradan su içer, dua okur ve hemen yan taraftaki Hazreti İbrahim’in doğum yeri olduğu rivayet edilen mağaraları gezer.

Balıklıgöl yapısından çok hikayesi ile ilgi çeker.

Babil Krallığının hüküm sürdüğü yıllarda Nemrut adında bir firavun varmış. Nemrut zaman zaman Urfa civarında yaşarmış. Zalim bir firavun olan Nemrut bir gün gördüğü bir rüyayı yorumlatınca çok kızmış ve çok korkmuş. Çünkü yorumcular, ona tahtını yıkacak birinin doğmakta olduğunu söylemişler. Nemrut bunun üzerine yeni doğan bütün erkek çocukları öldürmeleri emrini vermiş. Hazreti İbrahim’in annesi ise hamile olduğundan ve emri duyduğundan gözlerden uzak olmak için bir mağaraya girmiş ve orada doğumu gerçekleştirmiş. Bebeğin erkek olduğunu görünce onu mağarada bırakmış. Daha sonraları sürekli gizlice mağaraya giderek çocuğunu beslemiş. Rivayet olur ki Hazreti İbrahim’i mağarada zaman zaman da bir ceylan emzirmiş. Hazreti İbrahim’in yıllarca o mağarada kaldığı söylenir. Daha sonra mağaradan çıkar ve halkın arasına karışır. Hatta saraya kadar girerek Nemrut’un adamı olur. O sırada Nemrut’un kızı Zeliha ile de tanışır. O yıllarda Babil halkı putlara tapmaktaymış. Hazreti İbrahim ise Allah’tan gelen emir ile onlara İslamiyeti anlatmaya başlamış. Bir gün putların ziyaret edileceği sırada gizlice girerek putları kırmış. Bu işi yapanın İbrahim olduğunu anlayan halk yakalayarak Nemrut’a haber vermişler. Nemrut güvendiği bir kişinin yaptığı bu işin cezasının yakılarak öldürülmek olduğunu söylemiş. Üstelik de normal bir ölüm olmayıp herkese ibret olması için de cehenneme karşılık olacak şekilde dünyanın en büyük ateşinde yakılmasını emretmiş. Nemrut’un kızı Zeliha ise İbrahim Peygambere gizli bir aşk yaşamaktaymış. Babasından onu öldürmemesi için yalvardıysa da Nemrut kızını dinlememiş. O günden itibaren bütün yöreye haber salınmış ve hiç kimsenin odun kullanmaması ve bütün odunların bir noktada toplanması emredilmiş. Urfa, Harran ve civardaki en küçük bir odun parçası bile yakılmayıp Urfa Kalesinin altındaki toplama alanına getirilmiş. Odunların yeterince biriktiğini düşünen Nemrut ateşi yaktırmış. Ancak ateş öyle büyük ve güçlüymüş ki kimse yanına yanaşıp Hazreti İbrahim’i içine atamamış. Nemrut bu nedenle kaleye bir mancınık sistemi kurdurmuş ve Hazreti İbrahim’i mancınıkla ateşin içine atmalarını emretmiş. İbrahim Peygamberi bağlamışlar ve mancınığın içine koymuşlar. Nemrut atılma emrini verdiği anda aşağıdaki devasa ateşe Allah katından bir emir gelmiş; “serin ol”. O anda mucize gerçekleşmiş ve ateş suya, odunlar da balığa dönüşmüş. İbrahim Peygamber böylece suya düşmüş ve hiç bir şey olmamış. Ortada bir pınar ve her taraf çiçek bahçesi olmuş. Aynı anda Zeliha da ağlamakta ve gözlerinden sel gibi yaş dökülmekteymiş. O sırada Nemrut, “Nemrut’un tahtı” diye bilinen yüksek yere çıkmış ve olayı izlemekteymiş. İbrahim’in yanmadığını görünce bozulmuş, sinirlenmiş ama netice değişmemiş. Bunun üzerine Nemrut sarayına kapanmış ve bir süre inzivaya çekilmiş. İnziva sırasında küçük bir sinek burnundan girerek beynine ulaşmış. Ağır baş ağrıları çeken Nemrut kafasını sağa sola vura vura ölmüş.

Bugün o noktada yani ateşin yandığı rivayet edilen yerde iki adet göl oluşmuştur. Biri “Ayn-i Zeliha” yani “Zeliha’nın gözü” ve diğeri de ”Halil-ür rahman” yani “Yaradanın dostu” olarak bilinmektedirler. İki göl birbiriyle bağlantılıdır. İçindeki balıklar da kutsal olarak kabul edilir yenmez.

Balıklıgöl’ün hikayesi böyle rivayet edilir.

Yine rivayet edilir ki, İbrahim Peygamber'in yakılacağı günler öncesinden ahaliye duyurulmuş. Bu arada bir karınca da ateşi söndürmek için yola çıkacağını söylemiş. Etrafındakiler de ateşin çok büyük bir ateş olduğunu ve taşıyabileceği suyun o ateşi söndürmeye yetmeyeceğini, boşuna yola çıkmamasını söylemişler. Karınca ise ona “Ben de biliyorum söndürmeyeceğini, ama hangi taraftan olduğumuz belli olsun” diye cevap vermiş.

İşte tam o günlerde, bütün odunların toplandığı ve evlerde odun yakmanın yasak olduğu dönemde, ava giden adam sırtında bir ceylanla dönmüş. Ailesini barındırdığı mağaranın önünde durmuş. Sırtındaki, o günün avı olan ceylanı mağaranın kapısının önüne bırakmış ve köye inmiş. Karısını almış bir düşünce; bu ceylanı ne yapacak? Öyle ya odun yok, ateş yakılamıyor. Eti de çiğ olarak yiyemezler. Düşünürken aklına bir fikir gelmiş. Ceylanın en kara ve yumuşak yerlerinden çıkardığı etleri bir taş yardımıyla iyice döğmüş. Daha sonra bu eti evdeki isot denilen pul biberle karıştırmış ve bir yerde dinlenmeye bırakmış. Bir yandan da bahçedeki yeşilliklerden toplamış. Bulguru da alarak etle karıştırmış. İyice yoğurduktan sonra içine yeşilliği de katmış ve akşam kocası ve çocuklarıyla bir güzel yemişler. Tadı çok hoşlarına giden bu yiyeceği daha sonraları sık sık yapar olmuşlar. İşte derler ki, böylece çiğ köfte o zamanlar bu koşullar altında icat olmuş.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2277
Kayıt tarihi
: 27.05.08
 
 

Yıl 1960. Adana. Çığlık çığlığa geldim bu dünyaya, niyeyse? İlk, orta lise ve Çukurova Üniversitesi...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster