Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '14

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
9
 

Hz.Ali Efendimizin Alevi mezhebinden beklediği bu mudur?!

Bizim basın mensubîninin hiç anlamadığı tek konu: Hiç anlamadıkları konularda dahî allâme-i cihan olduklarını zannetmeleridir. Bu kafa ile de Alevî mes’elesini tartışmaya açmış bulunmaktadırlar.

Özü açık net ve bilinir olan, Alevî mezhebi, nedense (?) ülkemizde hiç bilinmez kalemler zümresinden sayılmaya başlamıştır. Var sayalım ki; Zümre-i Alevî ile Meclis-i Mebbusan sınıfı, bu işi hiç bilmez. O zaman, Sen meclis-i dedegân sınıfına sor ki; Alevi mes’elesi, her babanın çıkarına  ve çarkına göre, kaç ayrı mezhep ve meseleden ibarettir?

Alevî mes’elesinde devletle Alevîler arasında yapılan, Bir düzineden fazla çalıştayın, gerçekçi bir neticeye varamamış olması, esasen muhtelif Alevî gruplarının, kendi aralarında dahî ciddi bir anlaşmaya, henüz varamamış, muhtemelen de varamayacak olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak İslâm için, bu konudaki esas mes’ele: Alevî babalarının, ibadethanelerini camiden ayırmayı istemeleridir. İbadethanelerin ayrılması ise, her din için, maalesef kitabın ayrılması anlamına gelir ki; böyle abes bir durum da, insanların istikbâl için ayrılmasının, tahmin edilemez ve akla ziyadesi ile zarar neticelerine, sebep teşkil eder. Bu ciddi ayırım ve ayrışmaya gerekçe gösterilebilir, hiçbir dinî, şer’i ve mezhebî sebep de mevcut değildir. Çünkü tüm Müsliman’ların ibadethanesi tektir. Orası da camidir. Bu tavırlarına göre: Alevî cemaati, yoksa Müsliman kalmaktan, Müsliman olmaktan, vaz mı geçmiştir, suali ortaya çıkar?!. Ancak, gavur için böl ayır ve kullan taktiği de tekdir. Ve neticesi de hiç değişmez. Netice: Tarafların birbirlerini öldürmesidir. Atmıyoruz. Başta Orta Doğu’ya sonra da Müsliman’ların toplumlarına bakıyor ve her yerde bu neticeyi görüyoruz. Bu gerçeğe rağmen, böyle akıl dışı davrananlara da, hayret ve ibretle şaşakalıyoruz.

Cem evleri esasen Bektaşi mezhebine ait tekkelerdir. Her Alevî Bektaşi değildir. Her Bektaşi de Alevî değildir. Böyle olması da, İlâhî sebeplerle, mümkün değildir. Tekkeler cami veya kilise ya da havra gibi, şer’î ibadetlere mahsus olan, yerler olmaktan ziyade, tariki ibadetlere zemin sağlayan yerlerdir. Bu itibarla: Herhangi Bir tekkeye, İsevî de, Musevî de, Muhammedî de, Ateist de, Budist de devam edebilir. Tekke yani Bektaşi’ler için cem evi, tarikî değil de, Şer’i sebeplerle Alevî ibadethanesi olduğunda; dînî akaide tamamen aykırı bir iş yapılmış olur ki; bu durumu, tarikat ehli olanlar da, şeriat ehli olanlar da, konunun ehli olanlar da, din alimleri de, hem kimseye izah, hem de kimseye müdafaa edemezler. Keza bu garip durumu, gerçek Alevî din ve tarikat ehli olan ulema da, zaten kabul edemez. Çünkü bu durum, ne mantıken, ne ilmen, ne dinen, ne şer’an, ne tariken, olabilecek Bir iş değildir.  

Çünkü işin İlâhî aslına gelindiğinde: Kâinat üzerinde doğan herkes, Müsliman doğar. Ve mutlaka bir tarikat ile birlikte doğar. Şahsın Müsliman’lığı Elhamdülillâh Kalûbeladan, tarikatı ise, ana rahmine düştüğü andan beridir. Herkesin doğal olarak Müsliman ve bir tarikattan olması sebebi ile ehl-i şeriat, şer’an SAV Efendimize, ehl-i tarikat, tariken Hz.Ali Efendimize bağlıdır. Ezcümle günümüzdeki kendi dini için, cahil bırakılmış Müsliman’lar, taşıdıkları bu müthiş mükemmeliyeti anlamasalar bile, tüm İslâm alemi, her ikisi ile de mukayyet ve müzeyyendir. Dolayısı ile de, prensipte tüm Müsliman’lar, dinleri sebebi ile Muhammedî, tarikatları sebebi ile de Alevî’dirler. İşin gerçeği bu olmakla birlikte: Turuk-u Ali’ye mensubiyetleri sebebi ile tariken Alevi’lik, sonradan ve siyaseten, mezhebe dönüşmeye başlayınca “Böl. Ayır.. Yönet... İslâm’ı Hallet!...” nifakı da bu aklın üzerine inzimam edince; mezheplere bölünen Müsliman’lar, kitabî gerçeği de bir yana bırakıp, bu günkü siyasî hallerine dönüşmüş, hatta bilinen hallerine düşmüşlerdir. Bugünkü Alevî mezhebi bile, bu akıl dışılık sebebi ile kendi içinde, bilinmez kaç ayrı fikir ve zikir içindedir?!.   

Bu zamana değin, millet ve ülkenin birçok mes’elesini çözmüş olan hükümet, bu manzaraya rağmen, Alevî mes’elesini çözebilir mi? Demokrasinin ya da lâik aklın, çözemeyeceği konular zümresinden olan, bu dinî ve İlâhî mes’eleyi, esasen ve esasına uygun olarak, çözmesi gerekli olan zümre, önce Alevî otoritelerdir. Önce Onların “Hangi Alevilik?!” konusunda, bir fikir etrafında buluşmaları gereği vardır. Fikir başka başka olunca, bu fikirler makabline şamil de olmayınca; hükümetin konuya getirebileceği pek fazla bir çözüm olamayacaktır. Zîra bir hükümet, mezhep şeklini dikte edemez. Önemle tekrar işaret edelim ki; İslâm’ın ibadethanesi tektir ve camidir. İbadethanesini ayıran, kitabını da ayırmış, yani dinini de ayırmış demektir. Tabiî herkes bunda serbesttir. Ancak o zaman ve asırlarca Bektaşi tarikine ait olan Cem evinin statüsü nasıl değişecektir? Hadi değişti diyelim. Bu ayrılık, ilerleyen zaman içinde, İslâm’a, millete, yöreye yeni taraflardan ve taze kandan başka, ne gibi bir avantaj sağlayacaktır?.. Oyun tüm İslâm dünyasında alenen oynanırken, bu kadar sığ olmanın, acaba bir izahı var mıdır?

Çoğu mes’eleyi tetkik etmediği için, kendi kafasına göre, doğru okuyamayan, bunun için de halka aktardığı bilgilerin, neredeyse 3/4 den fazlası, tamamen yanlış ve yalan, hatta nifak ve kasıtlı olan, basın mensubîni de, şu an arazi mafyasının D-HKPC iş birliği ile yapmakta olduğu, ateşli alevli ölümlü gösterileri, Alevî ağırlıklı, fakir halkın oturduğu bölgelerde, Onların gençliğini alet edilerek kullanılmasının neticesinde, Alevî vatandaşlarımıza ihale etmesi ise; tamamen analiz kabızlığı ve araştırmayan ama yakıştıran gazeteci cıvıklığıdır. Esasen Alevî halk, toplumumuzun en duyarlı ve bu işlere  bulaşmayı hiç sevmeyen ve sevemeyecek zümresindendir. 

Haydar Volkan

Kozyatağı:29.05.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 479
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster