Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
38
 

İç Dünyanın mücadelesi

İç Dünyanın mücadelesi
 

Mücadele


8 Mart 1920’de babam milli mücadele için Kuva-yi Milliye’ye katılmasının ardından dünyaya geldim. Annem benim doğumumdan 3 ay kadar sonra yaralıları iyileştirmek için evden ayrıldı. Dedem ve anneannem tarafından büyütüldüğüm bu yer Yozgat’ın Yerköy ilçesiydi. Anneannem ile dedem mi bana bakmıştı yoksa ben mi onlara tam olarak cevap vermek zor. Şu an tek dileğim onların iyi olması. Her yer mücadele kokuyordu.

3 ay kadar aldığım sevgiyle yarım kalmıştı hayata tutunma gücüm. Bu küçücük dünyamda kendi krallığımı kurmuştum. Kurduğum dünya belki yetersizdi ama ben onu yeterli hale getirmek için öyle büyülü sözler kullanıyordum ki inanmamak elde değildi. Anneannem ve dedem de bu dünyanın büyüsünü destekliyor, krallığıma uygun davranışlar sergiliyorlardı. Farklı dünyalar ile karşılaşmamak ve kendi egomu zedelememek için kaçıyordum insanlardan. Karşılaşmamak veya bir araya geldiğimde yanlarında çok durmamak için her seferinde onları küçümseyici nedenler buluyordum kendimce. Şımarıktılar, çocuksuydular, anlamıyorlardı.

Haber gelmişti. Babam canını bırakmıştı gittiği yerde. Babaannem ise kız olduğum için istememişti beni, sevmek için bile. Tercihler bize mi aitti. Annem gittiği yerde düzenini kurmuştu, babamın ölümünün ardından yanımıza gelmişti ve aldığı izinlerde yanımıza gelmeye devam edecekti. Ama hepsi o kadar.

Büyümüştüm. Okula dedem getirip götürüyordu. Krallığım içi boş bir şekilde sürüyordu. Dedem kadınların güçsüzlüğünden bahsediyor, anneannemi, annemi ve beni dayım veya kendisi olmadan bir yere göndermiyordu. Bir yandan onun gibi güçlü olmak için erkek kıyafetleri giyiyor, tabanca kullanma hayalleri kuruyor; bir yandan da kız olduğum için içten içe öfkeleniyordum. Hayata karşı erkek gibi durarak güçlü olduğumu kanıtlamak istiyordum. Ve bir gün onu gördüm…

Ve bir gün onu gördüm. Siyah kıvırcık saçlarıyla, gülerken yaydığı sıcaklığıyla hep aynı renk olan krallığıma diğer renkleri de getirdi. Evet, aşık olmuştum. 13 yaşımdaki ben 27 yaşındaki bir kadına aşık olmuştum. Anım, dünüm, yarınım oydu. Onun her hareketi benim her anımı şekillendiriyordu. Sanki sürekli andaydım. Sahi hayaller hep anda mı yaşardı.

Sır gibi gizli olmalıydı her şey. Ortaya çıkaramazdım. Kabul görmezdi yaşadıklarım içinde bulunan bu toplumda. Sakladıkça duyulacak öğrenilecek diye korkularım başladı. Saklamaya devam ettiğim her gün korkular şekil değiştirerek varlıklarını devam ettiriyorlardı. Önce rüyalarıma girmeye başladı. Hapishaneden kaçmaya çalışırken her defasında yakalanıyor ve terleyerek uyanıyordum. Sonra kapı, pencere, telefonlardan uzak durmaya başladım. Hatta kapattığımdan emin olmak için defalarca kontrol ediyordum. Sanki düşüncelerimi okuyacaklardı. Sanki gerçeği öğrenecek ve beni yine kabul etmeyeceklerdi. Yorulmuştum ve artık gitmenin vakti gelmişti. Dedim ya şuan tek dileğim anneannemle dedemin iyi olması.

Gitmek, kendimizden kaçmak için yaptığımız ancak kendimizle birlikte gerçekleştirdiğimiz bir hareketten başka ne ki… Korkularımızın, öfkelerimizin, düşüncelerimizin, kalıp yargılarımızın, önyargılarımızın da bizimle geldiği bir andan başka bir ana geçme çabası yalnızca. Yine de belki gittiğim yerde düşüncelerimden habersiz, beni olduğum gibi kabul edecek birini bulabilirim umudu taşıyorum. Hele de kız arkadaşım olursa, kim bilir belki bir gün onu tanıştırmak için geri dönerim. Kim bilir, belki…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 781
Kayıt tarihi
: 28.05.10
 
 

Herkese merhaba:) Gündelik hayatı mizahla birleştirmeyi seven bir psikolog olarak katılıyorum hay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster