Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
91
 

İç politika, dış politika ve din

İç politika, dış politika ve din
 

İç politikada din faktörünün tamamen sıfırlanması şart mı? Bence değil. Geniş kitlelerin gönlünü kazanmak için aşırı gitmemek kaydıyla onların dini duygularını, dini jargonunu paylaştığınızı göstermek anlaşılabilir hatta normal karşılanabilir. Açık söyleyeceğim, şahsen, Cuma namazlarına giden bir Cumhurbaşkanını, bir Başbakanı gitmeyenine tercih ederim, tabii (ceteris paribus) yani diğer faktörler aynı olmak kaydıyla (other things being equal).

Dış politikada din faktörü olmamalıdır diyebilir miyiz? Eğer dünyada hiçbir ülkenin veya ilişkimiz olan hiçbir ülkenin dış politikasında din faktörünün hiçbir etkisi yok diyebilseydik, o zaman bu soruya “evet olmamalıdır” diye cevap verebilirdim. Ama tarih boyunca hemen bütün imparatorlukların, devletlerin veya pek çoğunun dış politikalarında din etkili olmuştur. Bir iki kelime sizde yeterli çağrışımı yapacaktır; haçlı seferleri, İstanbul’un fethi, Romalıların Kudüs seferleri vb. Peki günümüzde dünyanın, batının, Avrupa’nın büyük devletlerinin, demokrasi, insan hakları savunucusu, ilimde, fende, sanayide, askeriyede, medeniyette en önde gelen devletlerin dış politikalarında dini mülahazaların yeri yok diyebilir miyiz? Bugün ABD’nin, İsrail’in, Almanya’nın, İran’ın vb dış politikalarında dini öğelerin, mülahazaların, endişelerin, hatta amaçların yeri veya etkisi yoktur diyebilir miyiz? Detaya girmeyeceğim; bazı devletlerin üst makamlarına kadar gelmiş evangelistlerin, evangelist yöneticilerin yürüttükleri dış politikalarda “evangelist” görüşlerin etkisi yoktur veya olmamıştır diyebilir miyiz? Evet, vardı veya vardır demenin de ispatı yok ama gelin biz olasılıklardan bahsedelim ve “muhtemelen vardı” diyelim.

Türkiye’nin de dış politikasında Müslüman alemiyle birlik oluşturmak, taraftar kazanmak, güç kazanmak gibi politikaları olabilir. Ancak Türkiye gibi süper güçler arasında olmayan, ekonomik gücü çok kuvvetli olmayan ve Müslüman olmayan büyük devletlerden o tarafta veya bu tarafta olanlardan birinin desteğini almaya ihtiyacı olan konumda olan bir devletin bu oyunu çok daha dikkatli oynaması gerekir. Hele hele dini faktörü dış politikasına karıştıracağı zaman dinen haklı olması veya aynı tarafta olma gibi faktörleri önde tutma yerine ülkenin menfaatlerini, kazanma kaybetme hesaplarını, olasılıklarını, önde tutmasının çok daha akılcı (rasyonel), daha az riskli, daha kazançlı ve netice itibariyle daha doğru olacağı kanaatindeyim. Örneğin dini veya sadece insani mülahazalarla, zulme uğrayan Müslüman hatta Müslüman olmayan bir milleti zulümden kurtarmak hem dini hem insani açıdan haklı görülebilecek hatta takdir edilebilecek bir davranış ve politika olabilir. Ama eğer bu politika ülkemizi ve milletimizi ciddi risklerin içine sokuyorsa, bu durumda böyle müdahaleleri daha güçlü olacağımız ileri tarihlere bırakabiliriz; çünkü ülkemizi yönetenlerin önde gelen sorumluluğu, başka ülke halklarını zulümden kurtarmak değil, öncelikle kendi halkının, kendi milletinin güvenliğini, refahını muhafaza etmek ve sağlamaktır. Kaldı ki politik, askeri ve ekonomik gücümüzün yetmeyeceği ve sonu hüsranla bitme olasılığı olan mücadelelere girmek, eğer bu mücadele kendi halkımız için değilse makul görülemez.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 915
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster