Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
540
 

İçelim, içelim hukukun ötesine geçelim

İçelim, içelim hukukun ötesine geçelim
 

İçenler


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Sağlık Verileri 2010, Eurostat İstatistik Veritabanı ve Dünya Sağlık Örgütü 30 Avrupa ülkesinin kişi başına alkol tüketim miktarını yayınlamış. 

Bu duruma göre, en çok alkol tüketen ülke 15.5 litre ile Lüxemburg'muş. Onu, 14 litre ile Estonya, 12, 6 litre ile Macaristan ve Fransa takip ediyormuş. 

Avrupalı 30 ülke arasında en az içen memleket te 1, 4 litre ile Türkiye imiş. Arkasında ise sırasıyla, 5, 3 litre ile Malta, 6, 8 litre ile Norveç, 6, 9 litre ile İsveç bulunuyormuş. Diğer ülkeler, Fransa ile Malta arasında bir yerde sıralanıyormuş. 

En yüksek alkol tüketicisi olan Lüxsemburg için, her litresinde 40 cc alkol bulunan bira üzerinden bir değerlendirme yapıyorum. Eğer hesabım doğruysa, 15.5 litre saf alkolden 250 cclik 1548 kutu bira üretilebiliyor. Bu, bir Lüxemburg'lunun bir yılda 250 cc.lik 1548 kutu bira içtiği anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle bu hesaba göre çoluk, çocuk kadın erkek her bir ferde düşen bira miktarı 387 litreyi buluyor. Sanırım, insan bir yıl boyunca bu kadar su içmiyordur. 

Kişi başı tüketim, daha yüksek alkol içeren içkilerle değerlendirildiğinde bu miktar azalıyor. Meselâ, muhteviyatında % 8 alkol bulunan birada 194, % 11lik şarapta 140, % 20 lik şarapta 75.5 ve % 45 lik viskide ise kişi başına tüketim 35 litreye düşüyor. 

Rapora göre 1980/2008 yılları arasında Avrupa ülkelerinde alkol tüketimi bir hayli düşüş göstermiş. Bunun yanında artış gösteren ülkeler de varmış. Meselâ, kişi başına alkol tüketimi, şarap üreticisi İtalya'da yüzde 50, Fransa'da yüzde 35, İspanya'da yüzde 36, Slovakya'da yüzde 34, Yunanistan'da yüzde 32, Almanya'da yüzde 30 oranında düşmüş. 

Buna karşılık, kişi başına alkol tüketiminde İzlanda'da yüzde 70, Kıbrıs Rum Kesimi'nde yüzde 50, Finlandiya'da yüzde 30 ve İrlanda'da yüzde 29 oranında artış olmuş. 

Avrupa ile kıyasladığımızda alkol tüketimi bizde oldukça düşük görünüyor. Kişi başına 1, 4 litre sınırında bulunuyor. Batı ülkelerinde olduğu gibi 1980/2008 döneminde bizde de tüketimde (%20 oranında) bir düşüş olmuş. Yani genel tablo, eğer doğruysa, alkol tüketiminin hatırı sayılır biçimde düştüğünü gösteriyor. Fakat içimizden bazılarının bundan memnun olmadığı görülüyor. 

Fakat alkol yönetmeliğinden şikayetçi olanlar, içki üreticileri veya ithalatçıları değil. Alkolün zararlarını en iyi bilen okumuş yazmışlar, yani elitler. Davalık hale getiren ise baro başkanı bir profösör. Yani bilim adamı. 

Metin Feyzioğlu'nun Başkanı olduğu Ankara Barosu cuma günü, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yönetmeliğinin iptali için Danıştay'a dava açmış. Niçin diye sorulduğunda ise şu cevabı vermiş: 

"Çünkü hukuka aykırı. Tütün ve alkolün aynı standartlarda kabul edilerek aynı yönetmelikte düzenlenmesi doğru değil. Sigarayı her saat, her yerde içebilirsiniz, çevredekilere zarar verirsiniz. Alkol farklıdır. Sosyal alkol alma kültürü vardır. Kontrollü içildiğinde kimseye zararı olmaz. İdare, yönetmelikle tütün ve alkol satışını denetlemek suretiyle tüketenleri, toplumu terbiye etmeyi amaçlıyor." 

Doğrusu, "Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu"nun adında ve görevinde bir anormallik görmeyip, onun yönetmeliğine takmak benim açımdan bir garabettir. Kuruluşun tütün ve alkolü birleştirmesine itiraz etmeyen bir hukukçu, bunu düzenleyen yönetmeliğini dava ediyor. Eskiler böyle durumlarda galiba, "Vah benim koca sakalım!" derlermiş! 

Vaziyete baktığımda karşımda, bir hukuk devletinde kontrolün, yasalar veya eşdeğer mevzuatla sağlandığını düşünmeyen veya düşünemeyen bir avukat görüyorum. 

Ayriyeten Feyzioğlu, alkolün sigaradan farklı olduğunu söylüyor ve "Alkol almanın bir kültürü vardır. Kontrollü içildiğinde kimseye zararı olmaz." diyor. Bir an için bu sözün doğru olduğunu kabul edelim ve çevremizdeki içicilerin durumunu muhayyilemizde şöyle bir canlandıralım. 

Adam karşı büfeden aldığı birasını, şarabını kaldırım kenarında veya parktaki kanepede içiyor. İşi bitince perişan bir vaziyette kendini rastgele biryere bırakıyor ve horul horul uyuyor. Bir kısmı böyle yaparken diğer bir kısmı kendini rambo görmeye, önüne gelene de gelmeyene de veryansın etmeye başlıyor. Onu farkedenler, belâdan uzak olmak için yolunu değiştiryor. 

Adam bir lokantada (şimdiki adı restaurant) içiyor, eğer yolda polise yakalanmazsa evine geliyor meşrebine göre ya kapıdan girer girmez sızıyor, ya da hane halkına kan kusturuyor. Bunlara, içkiliyken araba kullanıp kaza yapanları, alkolden aldığı cesaretle cinayet işleyenleri, gece vakti mahalleyi ayağa kaldıranları, kilidi bulamayıp kapı önünde sabahlayanları ve benzerlerini de ekleyelim ve Feyzioğlu'na soralım: 

a- Acaba bu davranışların hangisi kontrollüdür ve hangisi, "alkol kültürü"ne uygun düşmektedir? 

b- Alkol tüketimini düzenleyecek bir yasa veya yönetmelik olmayacaksa, denetimsiz alkol kullanmanın getirdiği telâfisi imkansız zararlar nasıl önlenecektir? 

c- Ülkemizde, "alkol alma kültürü" nerede verilir? Böyle bir yer var mıdır? Ben, "göbek dansından, bilgisayara kadar" sayısız kurs ilanı gördüm ama hiç bir yerde, "alkol alma kültürü verilir" diye tabelaya rastlamadım. 

Zaten mevcut duruma baktığımızda bunun bir standardı olmadığını herkesin kendine has, "bir alkol alma kültürü" geliştirdiğini görebiliyoruz. 

Anayasanın 58/2 maddesi şöyle diyor: 

"Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır." 

Yukarıda da görüldüğü gibi gençliğin korunmasının anayasal bir görev olduğunda şüphe yoktur. Mesele bu değildir. Mesele gençliğin hangi yöntemlerle korunacağıdır. Acaba anayasasında bu maddenin bulunduğu bir devlet ne yapmalıdır? 

1- Gençleri Alkol, uyuşturucu maddeler ve kumarın zararları hakkında uyarmalıdır. Bunlardan uzak durmanın akıl ve beden sağlığı açısından önemli olduğunu anlatmalıdır. En önemlisi de alkol düşkünlüğünü önleyecek hukuki düzenlemeler yapmalıdır. 

2- Gençlere, "Her şeyin azı karar çoğu zarardır. İçin ama çizmeyi aşmayın, hududu geçmeyin. Eğer çok içerseniz her şeyinizi kaybedebilirsiniz. İsterseniz deneyin!" şeklinde nasihatler vermelidir. İlâveten alkole giden yoldaki engelleri kaldırmalıdır. 

Feyzioğlu mevcut durumdan memnun olmayıp, şikâyet ettiğine göre artık yukarıdaki iki yöntemden hangisini uygulamamız gerektiğine Danıştay karar verecektir. 

Aslında Danıştay'ın, türbanlı kızların ALES sınavına giremeyeceğine, imam-hatip okullarıyla ilgili (daha önceki) katsayı engeline, kadın öğretmenin sokakta bile başını örtemeyeceğine dair kararlarına bakarak bir sonuca varmamız mümkündür. Fakat böyle bir ima, yargıya intikal etmiş bir konuda fikir beyan etme yani yargıyı etkileme manasına geldiğinden yasaklanmıştır. 

Sonuç, isteyen alkol kullanabilmelidir. Fakat alkol üzerinden çağdaşlık sorgulaması yapmamalı ve onu savunmamalıdır. Çünkü alkolün savunulacak bir tarafı yoktur. 

Kaynak: Milliyet ve Akşam
Resim: mailce.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 701
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster