Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
89
 

İçimdeki Gerçek

Kimi zaman burada böyle boş boş otururken, yani ben kılımı bile kıpırdamazken ve dünya, olan bunca aptal şeye rağmen, büyük bir coşkuyla dönmeye devam ediyorken diyorum, insanların birbirlerinin zihnini okuyabildiği bir dünyayı hayal ediyorum. Mesela beni buraya her getirişinde, burayı yeniden her görüşümde sana olan nefretimin kat kat arttığını bilsen... Ya da senin benden kaçırdığın o kızarık gözlerle etrafı, benimse kapkara gözlerimi bir saniye bile kaçırmadan seni izlediğim zamanlarda, zihnimden geçenleri okuyabilsen... Senin karşında zihnimin tüm bariyerieri düşse, kırılıp parça parça olsa yani ve seninle ilgili her şey oradan kurtulup, sana yüksek sesle 'içimdeki gerçek sen' i anlatsa. Ne yapardın acaba?

Biraz şaşıracağını hayal edebiliyorum aslında. Hatta biraz değil, çok şaşıracak ve muhtemelen büyük bir hezimete uğrayacaksın. Zira onca fedakarlıkla büyüttüğün, hayatını yok sayma pahasına baktığın, -güya- hayattaki herkesten çok sevdiğin, kimselere muhtaç olmasın diye onca uğraştığın birinin senden nefret ediyor olması mümkün değil, değil mi? Ne büyük bir nankörlük! Çünkü sana muhtacım. Ölümüne muhtaç! Ve ölümüne de borçluyum tabii.

Belki inanması güç ama, en çok da bu nedenle nefret ediyorum senden. Ne yapsam ödeyemeyeceğim bu borç yüzünden. Üstelik istemeden aldığım, senin zorla verdiğin bir borç bu. Bitmeyecek bir yaşam yükü.  Çoğu insanın; en azından nefes alıyor, en azından yaşıyorsun, dediklerini duyuyorum hep. İnsanların yaşamadıkları şeyler hakkında ahkam kesebilme özgürlüğü! Ne ahmakça! Tüm bedenini kendin kontrol edebiliyorken, başına konan sineği kendi elinle basitçe kovabiliyorken mesela, yemeğini kaşığını kendin tutarak yiyebiliyorken, hamburger yerken orana burana bulaşan ketçabı kendi elinle tuttuğun peçeteyle silebiliyorken,tuvalete gittiğinde aletini kendi elinle tutup daireler çizerek işiyebiliyorken,kapı çaldığında kimsenin bir şey demesine ihtiyaç duymadan kapıyı açıp, kimin geldiğini görebiliyorsan, sen, benimle ilgili ne anlayabilirsin ki? Benim, beni doğurana muhtaçlığım ve ona karşı nefretimi anlayabilmen için önce, tamamen kıpırtısız bir şekilde yatağında sırtüstü yatman, günlerce oradan kalkmadan girintili çıkıntılı bembeyaz tavana bakman, kulağında gezen sivrisinek vızıltısını bir çin işkencesine dönene dek dinlemen ve en önemlisi de, altını kirletip ortalığı bok kokusuna boğduğunda, annenin gelip senin yüzüne bile bakmadan bacaklarının üzerindeki örtüyü aldığını, üç yaşında bir çocukmuşsun gibi iki ayağını havaya kaldırmaya çalışıp, ıslak bezle önce önündeki sonra da götündeki boku sildiğini, bunu yaparken kusmamak için kendini tuttuğunu ama senin, onun öğürtülerinden bunu anladığını hayal etmen gerekir. Ayda bir kez traş bıçağını alıp, aletini bir sağa bir sola, bir öne bir arkaya yatırarak seni traş ettiğini, seni tek başına banyo yaptırmanın güçlüğü nedeniyle her gün, baştan ayağa ıslak havluyla sildiğini, haftada bir tırnaklarını kestiğini, iki haftada bir berber İdris'i çağırarak saç sakal traşı yaptırdığını da hayal etmelisin tabii. Ve bunca şeyin yanında, seni her pazar kucaklayarak tekerlekli sandalyeye bindirişini, elini ayağını öperek üzerini örtüşünü, kaldırımda sürekli tıngırdayarak ilerleyen sandalye yüzünden bir oraya bir buraya çevrilen boynunu tutmanın zorluğunu ve bunca yol boyunca yüzüne yansıyan titrek öfkeyi hiçe sayarak seni bu parka getirişini hayal etmelisin...

Söylesene, hiç bir zaman sahip olamayacağını bildiğin ama yine de çok istediğin bir şey oldu mu hayatında? Peki tam sahip olacakken onu ellerinden alan biri oldu mu? Benim oldu; annem! Daha beni doğurduğu anda, sahip olabileceğim her şeyi aldı benden. 

Ve işte tam bu nedenle, ne zaman bu güzel manzarayı izlemeye gelsek, ne zaman bu rüzgarın yüzüme vuran serin nefesini hissetsem, ne zaman bu masmavi denizin kokusunu burnumdan iceri derince çeksem, ona olan nefretim kat kat artıyor. Biliyorum, bunu ona açık açık söylemeliyim aslında. Galiba korkuyorum biraz. Neden mi? Onun gibi olmaktan tabii. Onun katili olmaktan korkuyorum. O beni doğuruken öldürdü ya, ben yine de bu hissettiklerimi yüzüne söyleyerek onu ,o anda  öldürmek istemiyorum. O benim katilim evet... Ama... Ben anne katili olmak istemiyorum...

Bu yüzden onun gözlerine bakarak, zihnimden hep aynı şeyi mırıldanıyorum;

Keşke hiç doğmasaydın anne, keşke hiç olmasaydık!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 114
Kayıt tarihi
: 20.03.16
 
 

Biraz ev hanımı, biraz iş hanımı, birazdan daha iyi bir eş, olabildiğimce iyi bir anne, olabildiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster