Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '11

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
9395
 

İçimizdeki boşluk nasıl dolar?

İçimizdeki boşluk nasıl dolar?
 

Her birimizin içerisinde görülmez boşluklar var!  Koşulsuz sevgi, onaylanma, takdir edilme, işe yaradığını hissetme, güvenlik hissi, yaşam motivasyonu büyüklü - küçüklü darbeler almışsa yaşamında, gemi işte o delikten su almaya başlamış demektir. İnsanoğlu, o koca boşluklarla sürdürüyor yaşam serüvenini... Çoğu, çocuk çağları kadar eski o delikler, oyuklara dönüşüveriyor; yılların marifetiyle... Ve insan çağın öğretilerine, baskın motiflerine kulak kesilip de "madde" ile doldurmaya çabalıyor; her birimiz için farklılık gösteren o kör boşlukları... İster, çocukluk çağlarından bize istemediğimiz yadigârlar olsun, ister sonradan edinilmiş olsun, o "boşluk"lar ne yapsak da maddeyle doldurulamaz! "Mana" varlığımızda var olular; en başından beri ve mana varlığımızı iyi kılmadan yok olmazlar! Herkes farklı tepki gösterir; o boşluğa... Bağımlılıklar ( insana, yemek yemeye, cinselliğe, bağımılık yaratıcı kimi maddeye, alışverişe vb.), belki takıntılar (temizlik vb.), aşırılık - fanatizm - düşmanlık (ırkçılık, cinsiyetçilik, inanç, siyaset, spor vb.), yoğun şüphe ve kıskançlık hali, aşırı sahiplenme duygusu, saplantılar, daha ileri boyutta ağır patolojik vakalar, suçlar... Herkesin cevabı farklıdır. Ve bütün bunlara yaşamın verdiği cevaplar da farklıdır... Öyle ki yaşamı kendine zorlaştırırken, yanıbaşında kendine eşlik edenlere de zorlaştırır kimileri. Kimi büsbütün yaşanmaz hale getirir! Söz ile şiddet ile incitir; yaşam hakkınızı gasp eder! Ve size büsbütün yeni boşluklar armağan(!) ederken, fark etmeksizin kendisininkini de büyütür! Ama işte ne yaparsak yapalım; en iyimizde, en dengeli olanımızda dahi, bir anlığına bile olsa iyi taraflarımızı yutma ihtimalini, içinde saklı tutan o "kara delik" dışarımızdaki somut dünyada var olan, hiçbir şeyle sıvanmaz! Yalnız ve yalnız, bizi biz yapan kodlarımızda saklı, manamızdaki o "öz" ile sıvanır... Bunun için felsefeden, dinden, (ruh)bilimden ya da hepsinden birden, hayatımız boyunca yardımcımız olacak sayısız referanslar edinmek mümkün. Bilginin bilinmeyene duyulan korkuyu, güvensizliği ve boyun eğmeyi ortadan kaldıracağı gibi... Edindiğimiz bu referanslar , hayatımıza iyi birer rehber ve eşlikçi olacaktır; hem de seve seve... Tıpkı iyileşmeye yardımcı olacakları gibi... Tabii ki beden varlığımızı, onun sahip olduğu enerjiyi disipline etmek için de spor ve benzeri araçlardan yararlanabilmeli. Tıpkı ruhumuza iyi gelen, yaşamdaki yüksek ayrıntılara dikkatimizi yönlendiren, kendimizi ifade etme imkanı sunan "sanat"ın her dalından ruhumuz adına yararlandığımız gibi. Namaz, yoga gibi ritüeller de hem ruhu, hem bedeni iyi kılmaya yardım eder... Yalnızca yemek, içmek, çiftleşmek, barınmak, mal edinmek kaygıları bütün yaşamı ele geçirmişse orada, gerçek bir var oluştan söz etmek imkansız hale gelir. Bu insanı, yeryüzünü paylaştığı diğer canlılar arasında, büsbütün sıradan ve değersiz kılar! Orada mana ölmüş demektir!  Mana varlığımızın mertebelerini, zaman içerisinde doğru süzgeçlerden geçirerek yükseltmezsek, var oluşumuz adına bir merdiven basamağına değil de boşluğa basmış oluruz. Ve varlığımız olduğu yerde sancılanıp, kıvranmaya devam eder! Bilgide ve manada zirveye doğru tırmanmaya devam ettiği sürece ve o ölçüde bütünü görmeye ve kavramaya yakınlaşır insan. Dinlerin, kadim felsefelerin, aklın yolu da bir özünde. Yaşamda herşeyde o doğru ortayı bulmak!  Yegâne denge formülü... Becerebildiğimiz ve yakınlaşabildiğimiz ölçüde. Sonlu olan hiçbir şeyi (anne-baba, çocuklar, dostlar, eşler, sevgililer, mülkler, para vb.) yaşamımızın ortasına, tam merkezine oturtmadan, sonlu ve geçici olana tümüyle bağlanmadan, onların geçici eşlikçiler olduğunu aklımızdan çıkarmadan, değişmez değerleri yaşamın merkezine koyarak yaşarsak, acı da kendiliğinden ve büyük ölçüde yok olmaya yüz tutacaktır. Karşılıksız iyilik yapma, koşulsuz sevme biçimi, sahip olduğu varlığı ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, yoksa bilgisini paylaşma... Ve daha niceleri mana varlığını iyi kılan ilaçlar... Doğru ilaçların varlığını keşfedebilelim; bir noktadan sonra da olsa yeter ki. Ve içerimizde dengemizi bozan, yaşamda elimizi zayıflatan, o boşluklar nihayetinde dolmaya yüz tutsunlar ki... İşte o zaman, bir yerlerde açılmış sayısız delikler marifetiyle su almış, almakta olan gemimizi onarıp, bize en uygun olan rotamızda, güvenli ve güçlü bir biçimde yaşamlarımızın seyrini sürdürebilelim...
 

Çimen Erengezgin bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanlar hep ruhlarındaki boşluğu maddiyatla, sporla, ilaçlarlarla doldurmaya çalışıyorlar. Oysa ruh ancak imanla, Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla mutlu olur. Hücrelerimizin ekmek gibi, su gibi Allah sevgisine ihtiyacı var. Bu olmadığı zaman ne yaparsanız yapın o ruhu mutlu edemezsiniz. Mutlaka blog sayfama sizi de beklerim. Hürmetler

ErkanArkut 
 30.11.2011 9:38
Cevap :
Tabii ki "ilahi aşk" aşkın en yüksek mertebesi... O mertebeye ulaşmak için de ruhun, aklın, sezgilerin belirli aşamalardan geçmesi gerek... Bir korku-ceza sistemi ile değil aşkla öğretilmeli yeni nesillere... Saygılar...  30.11.2011 15:29
 

Aslında paylaşarak, vermeyi öğrenerek, sevgiyi filizlendirebiliyoruz. Akıl ile bilimi, gönül ile ilimi öğrenebiliyoruz. Bırakmanın, mana ile dolmamıza yardımcı olduğunu keşfediyoruz. Yazınızı çok beğendim. Teşekkürler.

Çimen Erengezgin 
 30.11.2011 9:16
Cevap :
Çok teşekkür ederim... Tanımadığı akıl ve gönül arkadaşlarının biryerlerde olduğunu bilmek çok güzel... Sevgiler...  30.11.2011 15:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 13.10.10
 
 

Doğal yaşamın korunması, evrensel insan hakları, felsefe, arkeoloji, tarih, sosyoloji, kişisel ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster