Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1458
 

İçimizdeki deniz

İçimizdeki deniz
 

Benim objektifimden...


Sevgili Melek Çoruh'a...

Ben kendimi en çok; başkaları bana, beni anlattıkları zaman tanıdım; Koyu gri bulutların Toroslar'ın uzantısı Beydağları'nın tepesini en çok sardığı günlerden birinde, sevgili arkadaşım Nural'a ' Şu bulutların güzelliğine bak! ' dediğimde tanıdım örnekse. ' Nasıl utandım Tülin ' demişti Nural. Meğer içinden şöyle diyormuş o anda; Allah kahretsin, gene yağmur yağacak!. Her baktığım şeyde nasıl güzellik bulabildiğimi sormuştu bu konuşmanın bir yerinde. Güzellik aramıyordum ki aslında, zaten güzeldi her şey, aramama ne gerek vardı?

Sonraları uzun uzun düşünmüştüm bu konuyu. Yetinmeyi bilen insanlar kolayca mutlu oluyorlardı. Sahip olamayacağım, ya da şartları değiştiremeyeceğim bir durumda sürekli mutsuzluk üretmenin bana ne faydası olabilirdi ki, ruhumu daraltmaktan başka?

Bırakın dış etkenleri, içinize bakın, orada ne gördüğünüz önemli. İçinizde yaşama sevinci, coşkusu var mı? Gün içinde ters giden şeyler içinizdeki o sevinci ve coşkuyu azaltıyor, umutsuz ve mutsuz mu hissediyorsunuz kendinizi? Bir hafta sonra, bir ay sonra o andan eser kalacak mı peki? Zaman; kimi zaman önüne geleni sürükleyen çamurlu seller gibi, kimi zaman da billûr ırmaklar gibi akıp gitmektedir. O an sizi bunaltan, mutsuz eden her ne ise, bir süre sonra başka bir mutsuzluk sebebi yaratıp o anı unutacağınıza iddiaya girerim.

Sevmek nasıl ki öğretilebilir bir kavram değilse, mutluluk da öyle bir kavram işte. Bu anlamda mutlu olabilmenin bir yeti olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlar doğuştan bu yetiye sahip oluyor, ömrü boyunca da her koşulda o yetiyi koruyor. Sözün özü; mutluluğu bilmeyene öğretemiyorsunuz nasıl mutlu olabileceğini. Bu durumun en klâsik örneği bardağın dolu, ya da boş tarafına bakmaktır. Boş tarafa bakmaya alışkın insanlar, içlerine bakmayı bilmeyenlerdir. İçlerine bakmayı bir öğrenseler, asıl boşluğun içlerinde olduğunu görecek, o andan sonra da bardaktaki boşluğu farketmeyeceklerdir bile.

Mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz bir gün kendinizi sokağa atın, yaşamın taa içine. Çevrenizdeki her şeye sanki ilk kez görüyormuşsunuz gibi bakın. Ulu ağaçların gövdelerine dokunun ellerinizle. Onca fırtınaya, yağmura, sıcağa ve soğuğa karşın nasıl da dirençle toprağa kök saldığını düşünün bir kez. O ağacın size anlatacaklarını dinleyin, duymayı gerçekten isteyerek. Kaldırımın kenarına birikmiş minik toprak kümesinde yeşeren sarı çiçeğe bakın dikkatle. Genetik kodlarına işlenmiş şifreleri doğayla nasıl bütünleştirdiğini, koşulları nasıl lehine kullandığını görmeye çalışın. Karıncaların ölü bir sineği yuvalarına taşırken gösterdikleri çabayı seyredin sabırla. Denize bakın uzun uzun, derinleştirerek düşüncelerinizi. Dedeniz, babanız, siz, çocuğunuz, torununuz; aynı denize baktınız, aynı sularında serinlediniz, ayın şavkı vurup gümüşe döndürdüğünde o güzelim maviliği, benzer duygularla tazelediniz ruhunuzu.

İçinizdeki denize çok daha dikkatle bakın şimdi. Doğanın kendini her koşulda tazelemeyi başardığını gördünüz. Kendi içinizi tazelemek, mutlulukla doldurmak; karıncanın, ağaçların, denizin, çiçeğin başardığından daha zor olabilir mi? Farkındalık gerekiyor en başta. Sonrasında yaşama bağlılık, umut, neşe ve coşku. Bütün bunları içinize yerleştirecek olan sizsiniz, bir başkası değil.

İçinizdeki denizin her hareketi size bağlı, bunu unutmayın. Ruhunuzda fırtınalar kopuyorsa nasıl dinginlik bekleyebilirsiniz içinizdeki denizden? Karıncanın su içeceği sakinlikte bir deniz bulmak istiyorsanız, ruhunuzu sakinleştirin önce. Öfkeden, hırstan, bencillikten arınmış bir ruhla tutunun yaşama. Bir kuşun yüzlerce çöpü nasıl sabırla taşıyıp yuva yaptığını seyredin. Sabır, dinginliktir aynı zamanda. Telâş öldürür insanı en çok. Ama sabır içinizde, telâş dışınızda ise huzurlu ve çalışkan bir insan olursunuz. Aksi olursa içinizdeki deniz çalkantılı, dış görünüşünüz dingindir. Size bakanlar mutlu olduğunuzu sanır dingin görünüşünüz yüzünden. Oysa deli dalgalar vuruyordur gönlünüzün kıyılarına, görmezler.

Sık sık yinelediğim bir Çin Atasözü vardır; Yüreğine yeşil bir dal yerleştirirsen, şarkı söyleyen kuş, gelecektir...Yüreğinize o yeşil dalı yerleştirmezseniz, içinizdeki sakin denize rağmen gene de gelmeyecektir şarkı söyleyen kuş. İşte o eşsiz dengeyi kurmak sizin elinizde. Dengeyi kurmayı başardığınız gün, illâ ki gelirler; değerli arkadaşım Haşmet Ahmet Şenses'in şiirinde anlattığı gibi;

Birazdan bir yağmur başlar
tüm o akşam kuşlarının
geldiği saatte
hüzünlere evrilirken bir gün daha
bir yağmur başlar birazdan ve
çiçeklenir içimiz
her şeye karşın yine

biz biliriz anca bunu
başkası değil
biliriz özenle varettiğimiz
o ara kesiti
neler girmez ki
bakışlarımızın kesiştiği
her yerde beliriveren
saydam prizmasından içeri
bir biz biliriz
sen ve ben
diğer her şey
kendiliğinden gelip geçer
içinden

sarman kediler tekirler
rengarenk bilyalar
kırk küsür yıl öncesinden
yaşamın kıyısında unutulmuş
pervazlarda mırıl mırıl
düşlerin gölgesinde
akşam sefaları geçer

çocuklar geçer illa ki çocuklar
çiçeklerini kuşanmış bir bahar
gibi kız çocukları
oğlan çocukları
çilli kızıl sarı esmer

tam ortasında kentin
kendi kuytusuna sığınmış
yaşamlarıyla roman mahalleleri
tuvaline sığmayan eski zamanları
düşlere açılan
bir sokağa taşıyan resimler

birazdan bir yağmur başlar
sırf biz istedik diye belki
yalnızca bize görünen prizmasına
kesiştiği yerde bakışlarımızın
bir gökkuşağı gelir yerleşir

ve akşamın tüm o kuşları
tüm ağaçlarına parkların
ıslak tüyleriyle
ve yağmurun
sessizliğini kuşanmış dilleriyle
illâ ki gelirler
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kaç kez okudum yazınızı, o kadar duygulu, insanın içeine işleyen sıcacık bşr yazı olmuş ki. Gönlünüze sağlık. Ve fotoğrafla çok bütünleşmiş yazınız.

mea culpa 
 15.07.2011 22:19
Cevap :
Teşekkür ederim:) Ben de çok sevdim bu yazımı:) Fotoğrafı yazımdan da çok sevdim ama:)  18.07.2011 17:55
 

Tebrik ederim Tülin Hanım, yazınız oldukça etkileyiciydi... Ve bende bir dizi çağrışım yaptırdı, minnettarım. 24 yaşımda Londra'ya göç ettiğimde, tanıştığım ve dost olduğum İngiliz arkadaşlarım bendeki özellikleri, beni birine tanıştırdıktan hemen sonra sıralamalarıdır beni içimdeki hazineleri aramaya yönelten ve bir ara "Vay canına, ben neymişim!?" dedirten. Başta hepsini olağan övgü olarak kabul ettim; ama sonra farkında olmadığı yeteneklerimden söz edildiğine ikna oldum ve kendimi hızla geliştirmeye başladım en az 7-8 yıl geç kalmış olarak. Ülkemizdeki eğitim ve toplum yapısı büyük ölçüde yetenek cellatlığı yapıyor; Batı'da ise yetenek avcılığı var. İzninizle bir dip not olsun bu enfes denemenizin dibinde... Gıptayla, selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 12.07.2011 19:41
Cevap :
Değerli Mehmet bey, güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Siz gene 24 yaşında öğrenmişsiniz, ben daha geç öğrendim:) Yazları kampta kaldığımız süreçte, hemcinslerim uyurken benim işim biterdi, yemek de dahil:) Herkesi kendim gibi bilirdim oysa ben. Elbette övünmek babında yazmadım bu yazıyı. Ama güzellikleri her zaman görebildiğim konusunda da tevazu göstermem:) Kişi kendin bilmek gibi irfan olmazmış hem:) Saygı, sevgi ve dostlukla...  13.07.2011 16:27
 

Yüreğinde yeşil dalların en güzeli olan kadın....Hayata dair sevginiz kadar bilgeliğiniz de artmış ben bu caddelerde yürümeyeli..... Biz içimiz ve biz keşfedilmesi en zor deniziz.....

Mezopotamya Prensesi 
 10.07.2011 10:09
Cevap :
Ne güzel ve enerji dolduran bir yorum bu:) Teşekkür ederim gerçekten. Keşfetmek isteyen bilir ancak kadrimizi diyeyim ben de:) Sevgilerimle...  12.07.2011 16:32
 

Güzel bir deneme... Ama "deneme"... "Yetinmek" mutluluk mudur? Yoksa "yetmediğin" karşısında kendini avutman mı? Bir başka bir şey : "Güzellik, objede mi subjede mi?" Bahçedeki ağacın güzelliği, sen de mi agaçta mı? Senin pek beğendiğin ve seyretmekten mutlu olduğun ağaç "Yahu ben her mevsim böyle açarım, benim işim bu..." diye sana gülmektedir mi yoksa. Bu yazdıklarım da bir deneme... Ama sadece "deneme"... Sevgiler, saygılar

UFUK KESİCİ 
 09.07.2011 8:42
Cevap :
Avutmak saymadım hiçbir zaman. Örnekse ülkemin bütün şehirlerini görmek isterdim, ama yapamıyorum. Bu yüzden sürekli sızlanmam ne kadar doğru olurdu sence? Selamlarımla...  12.07.2011 16:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2080
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster