Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
22
 

İçimizdeki Diderot

Gelişen teknolojinin önce ihtiyaçlarımızı karşılamayla başladığını, ardından ihtiyaçlar üretip, bu ihtiyaçlara gerçekten de muhtaçmışız gibi davrandığını önceki yazılarımda belirtmiştim. Yani, yaşanan gelişmeler bize ayak uyduruyordu, şimdi ise biz gelişmelere ayak uyduruyoruz. Artık icatlar keşfedilmiş gibi değiller de, onlar orada hep varmış, biz farkedememişiz, şimdi ise onları hayatımıza entegre etmeye, hatta ve hatta hayatlarımızı onlara entegre etmeye çalışıyormuşuz gibi. Hatta gibi bile değil. Durum böyleyken, bunca gelişmenin ve yeniliğin arasında biz neredeyiz? Sahiden de bunca gelişmeyi, bunca kolaylığı(!) istiyor muyuz? 
Bu satırlar, teknoloji karşıtı, mektuplaşma aşığı bir insanın fikir gölgeleri değildir. Yaşadığı zamanın farkında olmaya çalışan her insanın, aklından geçen, sonu soru işareti ile biten cümlelerin, yukarıdakilerden en az biriyle aynı olduğu, bir tahmin değil gerçektir.
Şu an bu yazıyı okurken, evinizdeyseniz etrafınızdaki eşyalara, değilseniz üzerinizdeki kıyafetlere, daha basit ve zahmetsizce; telefonunuzun duvar kağıdına bakın. Eşyalarınızın, kıyafetlerinizin, duvar kağıdınızın, kendinize ait olduğunu gerçekten hissettiğiniz nokta neresidir? Neden tüm bunları kendimize ait oldurmaya çalışırız? Sanırım, en temel ilk soru tam olarak bu. Düşüncenin tam bu noktasında, literatürde 'Diderot Etkisi' olarak geçen bir meseleden bahsetmek istiyorum.
Diderot (fransız yazar, filozof) büyük borç altına girer ve paraya ihtiyacı en üst düzeye çıkmışken 1765 yılında Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, sanat ve bilimin koruyucusu olarak, Diderot’nun kütüphanesini satın alır ve hemen sonra o kütüphaneyi yine Diderot’ya bırakır. Böylece Diderot’nun eline önemli bir miktar para geçmiş olur. Catherine bununla da yetinmeyip 25 yıllık maaşını peşin vererek Diderot’yu kütüphanecisi olarak işe başlatır.   
 
Diderot, eline geçen bu büyük parayla öteden beri almayı düşünüp de alamadığı kırmızı pahalı bir sabahlık alır. Sabahlık o kadar görkemlidir ki Diderot evdeki eşyaların ona uymadığını fark eder ve eşyalarını sabahlığına uygun olacak yenileriyle değiştirmeye başlar. Her değiştirmede diğerleriyle uygunsuzluk daha da artar ve ötekileri de yenilemeye başlar. Sonunda kendisini, evdeki bütün eşyaları yenileriyle değiştirmiş ve yeniden borçlu duruma düşmüş olarak bulur.
 
Diderot, bütün bunlardan sonra “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” başlıklı bir yazı yazar ve içine düştüğü tüketim çılgınlığını anlatır.
Hayatında en az bir kere de olsa, Diderot gibi davrandığımız bir gerçek. Telefonumuzun üzerindeki elma resmine uygun bir kılıf almış olmak, o pantolonun altına bu ayakkabıyı giymek, bunlardan sadece bir kaç tanesi. Bunları yapmakta bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Asıl sorun içimizde doymak bilmeyen 'Diderot'ta. 
Tüketim dediğimiz şey bizimle o kadar içli dışlı ki, hem biz tüketiyoruz, hem de tüketim bizi tüketiyor. Tüm bunların, maalesef engellenemeyeceğini düşündüğüm, sadece ve sadece bilinçlenerek şekillendirilebilecek alışkanlıklar ve davranışlar olduğu kanaatindeyim. En temel ilk soruyu yukarıda zaten sorduk, ikinci soruyu da öyle;
Tüm bunları gerçekten istiyor muyuz?
 
 
 
Kaynak: Mahfi Eğilmez/Kendime Yazılar-Tüketim Çılgınlığı ve Diderot Etkisi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 61
Kayıt tarihi
: 02.01.19
 
 

Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İktisat 3.sınıf öğrencisiyim. Düşünce yazıları ve edebi yazıla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster