Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
185
 

İçimizdeki Haklı Çıkma Tutkusu

Haklı olmayı, kendimizi haklı çıkarmayı seviyoruz. Hep haklı çıkmak istiyoruz. "Ben söylemiştim, ben demedim mi?, Yine Haklı Çıktım! Ben sizi uyarmıştım! Zaman yine beni haklı çıkardı...vb" değerlendirmelerin büyüsü hepimizi kendine çekiyor. Bu tarz sözler ve değerlendirmeleri siyasette, spor camiasında, toplumsal yaşamda, ticarette, yani neredeyse her alanda görüyoruz. Haklı çıkmanın büyüsü ve sarhoşluğu çok etkili. Özellikle de siyasette çok popüler. Her şeyi eleştirerek fakat hiç bir işe ve hiçbir projeye el atmayarak, elini taşın altına koymadan sadece konuşarak en kolay eylemi seçen, sonra da "Ben ta en başından söylemiştim, ben uyarmıştım." diyerek puan toplamaya çalışan siyasetçi figürü ve profili ile çok sık karşılaşmaktayız.
Bireysel olarak da, kendi gittiğimiz yolu en doğru yol zannediyoruz. Hep kendimizi haklı çıkarma peşindeyiz. Sürekli olarak kendimizin ne kadar doğru düşündüğümüz ve doğru yaptığımız konusunda ikna etmeye çalışıyoruz. Örneğin, kendi ideolojilerimizi en doğru görüp, kendi yolumuzu hep en doğru ve gidilecek yegane yol olarak görüyoruz. En basitinden, kendi tuttuğumuz takımı bile en iyi takım olarak görüyoruz. Tarkan'ın şarkısında olduğu gibi kendimizden yana yüreklerimiz hep. Kendimize karşı çok yüksek bir tolerans barındırıyor iken başkalarına karşı oldukça toleranssız, tavizsiz ve acımasız olabiliyoruz. Kendimize karşı affedici, olup, küçük bahaneler ile kendimizi haklı çıkarabiliyor iken başkalarının en küçük hatalarına dâhi çok acımasız ve sert olabiliyoruz. Bir tartışmada, karşı tarafı anlamaya çalışmak yerine, sadece karşı tarafı susturmak ve cevap vermek amacıyla dinliyoruz. Hepimiz kendi yolumuzu, fikirlerimizi, ideolojimizi, yaptıklarımızı haklı çıkarıp,karşımızdakine kendi tezlerimizi zorla kabul ettirmeye çalışıyoruz.
Haklı olma tutkusu o kadar güçlü ki, bazı insanlar haklı çıkabilmek için kaybetmeyi dahi göze alırlar. Dediklerinde haklı çıkmak İçin veya sözleri dikkate alınmadığı için ülkesinin ve toplumun kaybetmesini isteyen siyasetçilere, takımının kaybetmesini göze alan teknik direktörler yada başkanlara, şirketinin zarar etmesini göze alan yöneticilere, haksız çıkmamak için her şeyi göze alan insanlara rastlamak bizi hiç şaşırtmaz. Haklı çıkma tutkusu da ego ürünüdür. Haklı çıkma kaygısı ve bitmek tükenmek bilmeyen haklı çıkma kavgalarını Eckhart Tolle bilinçaltındaki ölüm korkusu ile açıklıyor. Yani bazı insanlar için haksız çıkmak, ölüm ile eşdeğer. O yüzden televizyonda siyasetçilerimiz, entelektüellerimiz, gazetecilerimiz, spor yorumcularımız medeni bir şekilde tartışamıyorlar.
 
 
Stephen R. Covey ölümsüz eseri,”Etkili insanların 7 Alışkanlığı”nda “Biz dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. Ya da nasıl görmeye koşullandırılmışsak, öyle görürüz. Gördüklerimizi tanımlayabilmek için ağzımızı açtığımız zaman aslında kendimizi, algılarımızı ve paradigmalarımızı tanımlarız. Başkaları bizimle aynı fikirde olmadıkları zaman hemen onlarda bir aksaklık olduğunu düşünürüz." diyor. İnsanlar olarak genellikle kendi seçimlerimizi yüceltme ve kutsama gibi bir eğilimimiz var. Kendi görüşümüzü, kendi fikirlerimizi haklı çıkarmak peşindeyiz. Hatta Bazen sırf "ben demiştim işte!" demek için olayların bizim zararımıza olacak şekilde gelişmesinden dahi memnun oluyoruz (Stephen Covey bu durumu kaybet-kaybet paradigması olarak açıklıyor). Kendi seçimlerimizi sürekli olumlayarak, hep en doğru kararları kendimizin aldığını ispatlamaya çalışıyoruz. “Bak iyiki bunu böyle yapmışım. Ben yine haklı çıktım." diye söylemeyi seviyoruz. Bu durum, Daniel Kahneman'ın insan beyninin kendi kararını haklı çıkarmak için bahaneler üretmesini kanıtlaması teorisini (aşağıda) açıklıyor. Kendi mutluluğumuzu, yaptığımız seçimlere bağlamayı seviyoruz. Kendi mutluluğumuzu maksimize etmek için de hep haklı çıkmak istiyoruz. İyi ki böyle yapmışım, iyiki böyle olmamış türü değerlendirmeler ..vb
 
Daniel Kahneman adlı psikolog bilim insanı, insanların, kendilerini haklı çıkarma konusunda bazen, kendi aleyhlerine olacak şekilde davranabileceklerini deneylerle kanıtlamıştır. Ne gariptir ki Daniel Kahneman’ın tespitleri psikoloji alanında olmasına rağmen, çalışmasının yankıları ve etkileri ekonomi bilimi alanında çok daha büyük olmuştur. Hatta bu bulgular, ekonominin aktörleri olan alıcı-satıcı, şirketler ve bireylerinin ekonomi konusunda kendi lehlerinde her zaman rasyonel davranacağı kabulüne dayanan olguları ve teorilerini de derinden sarsmıştır. Buna en güzel örnek, "görünmeyen el" kuralıdır". "Görünmeyen el kuralı", piyasanın adil ve çoklu alıcı-satıcı rekabetine dayalı olma şartı ile, ekonomi aktörlerinin yani alıcılar ve satıcıların her zaman kendi çıkarına davranacaklarının kabulüne dayanır. Teori, bu kabullerle arz ve talep dengesinin buluştuğu noktanın optimum fiyat noktası olacağını açıklayan teoridir. Daniel Kahneman bu tespitlerin nasıl çürütüldüğünü “Hızlı Düşünmek - Yavaş Düşünmek” adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu tespitlerdeki en önemli nokta; bireylerin ve şirketlerin her zaman kendi yararına rasyonel kararları almadıkları, bazen önce karar alıp, sonra kendilerini haklı çıkarmaya çalıştıkları yapılan deneylerlerle kanıtlanmıştır. Bunu bir kadının satın aldığı 20. çift ayakkabıya neden çok ihtiyacı olduğunu kendine, eşine ve çevresine açıklarken de görebiliriz. Yada bir erkeğin neden daha büyük ekranlı ve özellikli televizyona veya yeni model cep telefonuna ihtiyacı olduğunu açıklarken ne kadar haklı olduğunu, kendine, ailesine ve çevresine yaptığı açıklamalardan anlayabilirsiniz. İşte Daniel Kahneman’ın "Hızlı Düşünmek-Yavaş Düşünmek" adlı eseri, insanın benliğindeki karar verme mekanizmalarını muhteşem bir biçimde açıklıyor. Kahneman'ın çalışmaları aynı zamanda insanların gerçekleri nasıl kendine göre çarpıttığını ve insanların kendince tutarlı olmak adına nasıl da inanmayı seçtiği şeye inandığını da net bir şekilde ortaya koymuştur. Merak edenlere okumalarını şiddetle öneririm.
 
Ben, kader dairesinde, Allah katında hakkımızda her şeyin yazılı ve belirli olduğunu düşünüyorum. Ancak günlük ve değişken her durum için, kendi seçimlerimizi ve kararlarımızı haklı çıkarmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlar sırf haklı çıkmak için adeta canını veriyorlar. Fakat hiç kimse mezar taşımıza “evet o haklıydı” yazmayacak! Yazılsa da zaten bunun bize hiç bir faydası olmayacak! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 193
Kayıt tarihi
: 28.01.17
 
 

Blog yazarlığına kişisel gelişim, hayat menkıbemizi bulmak ve farkındalığımızı artırmak için başl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster