Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
242
 

İçimizdeki mucize

Arabada giderken camdan ardınızda kalan dağlara, bulutlara bakarak hiç hayal kurduğunuz oldu mu? Kimi karlı kimisi ağaçlıklı dağlar; kimi kaplumbağa gibi kimisi papatya olan bulutlar size hiç fısıldadı mı ruhunuz da olan o sımsıcak enerjinin, sevginin, nasıl yüce bir his olduğunu? Mucize misali kalbimizin an be an aynı şekilde nasıl attığını, sizin sadece hayatta kalmak için attığını sandığınız kalbinizin aslında toprakta, kuşlarda, dağlarda, bulutlarda, yağmurda var olan o yoğun duygu aşk için çırpındığını hiç fark ettiniz mi? Nasıl anlatsam hani çok hoşlandığınız biri olur pek muhabbetiniz de yoktur ama bir gün gelir ve beklemediğiniz an da size merhaba der ya işte tıpkı o an içinizden taşacakmış gibi olur yüreğiniz, tırtıllar bir an da kelebek olur uçar ya midenizde, bir an da susuz kalıp yutkunamazsınız onun gibi bir şey işte. Aslında bu anlattığımdan pek farkı yok sadece beşeri değil bu bendeki. Esasen sadece bende olan değil sizlerde de olan fakat henüz bazılarımızın keşfedemediği bir sevgi. Tüm insanların, hayvanların, çiçeklerin özündeki bir aşk bu. Tıpkı ormanda yürümeye çıktığınızda toprağa attığınız o ilk adımınızda gözlerinizi bir an kapayıp toprakta saklı olan yağmur kokusunu içinize çekip ciğerleriniz ferahlarken kulağınıza usulca fısıldanan kuş cıvıltıları zihninizi tazelerken açtığınız gözlerinizin gördüğü yemyeşil ağaçlar, sarılı mavili çiçekler ve kalbinizin huzurlu çırpınışı… İşte benim hissettiğim, içinde kaybolup kendi benliğimi keşfettiğim ve ruhumun sevgiyle dolmasına; yüzümün gülümsemesine vesile olan sevgili O. Tıpkı rüzgârın usulca yanağımı okşayıp gitmesi gibi, göremiyorum ama hissedebiliyorum. Hani demiş ya Yunus Emre “ beni bende demem, bende değilem. Bir ben vardır bende, benden içeri.” Evet, biri ya da bir şey var bana, tüm canlılara bu güzelliği sunan ve yaşatan. Aslında kimisi gibi bende fark edememiştim içinde olduğum maneviyatın, dinginliğin. Fakat bir zaman öyle bir anım oldu ki şu zamana kadar olan yaşantımın sadece vakit öldürmekten, yaşamak telaşının akışına kapılmaktan olduğunu idrak ettim. Meğer ben hiç benliğimi, ruhumu keşfedemeden, etrafıma bakıp göremeden yaşamışım. Ve emin olun bunu fark etmek insanda tıpkı boş bir kuyunun içine düşmüş hissiyatı uyandırıyor. O an beliriyor zihninde bir ışık ve diyorsun ‘bence hala bir şansım daha var, olmalı.’ bu düşüncelerle uykuya daldığım bir gece o kadar güzel ve anlamlı bir rüya gördüm ki… İşte o an çözümü bulmuştum, benim için inandığım dinimi yaşamaktı ruhumu temizleyecek olan. Ve bunu anladığım an bana bir başka esti yaz rüzgârı, bir başka güzel koktu ansızın yağıp hemen kesilen yaz yağmuru. Sanki kalbim bir başka çırpınışa geçmişti. Daha anlamlı, daha sevgi dolu, daha çok İrem gibi atmaya başlamıştı. Etrafımın sadece ailemden, arkadaşlarımdan oluşmadığını etrafımın ağaçlardan, hayvanlardan, uzaylılardan, var olan tüm insanlardan oluştuğunu gördüm. Liseden bir arkadaşım benim çok iyimser olduğumu söylerdi bana ama ben pek öyle olmadığını düşünürdüm meğer yanılmışım. Bende var olan o iyimserliği ben dinimi tüm bilincimle, yüreğimle, ruhumla yaşadığım an hayata geçirebilecekmişim. Keza da öyle oldu, kimisine göre özgürlüğümü kısıtladığımı düşündükleri örtüm, yeni hayat tarzım meğerse benim asıl özgürlüğe, sevgiye, sonsuzluğa açılan kapımmış. O zamana kadar bir anlamı eksik okumuşum Mevlana’nın nasihatlerini, Yunus’un şiirlerini. Hiç tahmin edememiştim bir şeye tam olarak inanmanın insanın gönlünü genişletebileceğini, korkularını yok edebileceğini ve daha çok umutla doldurabileceğini. Aslında çok derinlerde olduğunu zannettiğim o gerçek sevginin bana şah damarımdan da yakın olduğunu o an en güzel şekilde anladım. Etrafımı o Sevgili’nin gözünden görmeye başladığım gün daha çok umutla doldu kalbim. Uçsuz bucaksız okyanusun içinde minicik bir damlaymışım sadece ama ben olmayınca da olmazmış o okyanus. Aslında ben senmişim sende ben gibi bir şey. Karşındakinin gözlerinde o aşkın katrelerinin ışığını görebilmekmiş gönlünü ebedi aşka, imana açabilmek. Meğer her bir kar tanesi Elif Elif diye tozarmış da önceden göremezmişim sadece bembeyaz berfu zannedermişim. Sadece inanmak yetmiyormuş tam olarak dinini hissedebilmek için, içinde olmak lazımmış kuşların cıvıltısının sana O’ndan gelen bir günaydın demek olduğunu anlayabilmek için. Ben bana sunulan bu hediyeleri, maneviyatı İslam dinine inanarak, örtünerek keşfedebildim belki sen ya da o Budizm’e inanarak, Hristiyanlık’ı, Musevilik’i, Şintoizm’i, Bahailik’i benimseyerek keşfedersiniz O’nun varlığını, bilemiyorum ama gönlünde var olan inancın seni umut ve ümit içinde yaşattığını; usanmadan kurduğun hayallerinin peşinden gitmenin O’nu hissederek olabileceğini anlarsın. Kalabalıklarla çevrili etrafında ruhunda saklı olan o hissiyat sayesinde güvende olduğunu o inanç ile hissedebilirsin. Velhasıl ona ya da buna inanmak herkesin kendi kalbinin rotasıdır bense sadece benim kalp pusulam Müslümanlık’ı gösterdiği için kendi penceremden görebildiklerimi Farid Farjad ezgilerini dinleyerek yazabildim. Yağan yağmurun, açan güneşin, kayalıklara çarpan dalganın, mis gibi kokan yaseminin aslında bir anlamı olduğunu anlatabilmek, o anlamında kalplerimizdeki sevgide saklı olduğunu fark ettirebilmek ve esasen tasavvuf denilen bu olayın insanın kendisini anlamasında en anlamlı yol olduğunu göstermek istedim. Topraktan yayılan her bir Elif katresinin özünde biz olduğumuzu hiçbir zaman unutmamak içinmiş meğer aldığım her bir damla nefes.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 101
Kayıt tarihi
: 06.12.16
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster