Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '21

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
109
 

İçimizdeki Mutluluğu Keşfetmek

 

Ufak şeylerden zevk alabilmek 
Lüks yerine zarafet aramak 
Saygı istemek yerine değerli olabilmek 
Zengin olmak yerine kimseye muhtaç olmamak 
Sıkı çalışmak, sessizce düşünmek.
Dürüst, samimi ve içten olmak, 
Yıldızları, kuşları, kelebekleri ve bilgeleri  
Açık kalple dinlemek. 
İşte benim gerçek senfonim!

William Ellery Channing

 

Günümüz dünyasında mutlu olmak için sürekli bir tüketimin olması gerektiğini empoze eden ve sonsuz mutluluk vadeden kapitalist sistem nedeniyle gün geçtikçe ruhsallıktan uzak bir yaşam tarzına sahip ve mutluluğu hep dışarıda bulacağına inanan mutsuz bireyler hâline geldik. Sahip olamadığımız şeylere ulaşmak için çabalarken ne yazık ki elimizde var olanları unutarak mutsuz oluyoruz. Oysa mutluluk bir tercih meselesidir, bizim olay ve durumlara karşı bakış açımıza göre şekillenir. Her olumsuz durumda şikâyet ederek, mücadele etmeyi bırakarak mutsuz olmak da bizim seçimimizdir; her kötülüğün içinde mutlaka bir iyilik vardır diyerek mutlu olmak da bizim seçimimizdir. Çünkü mutluluk, bizim düşüncelerimizin bir armağanıdır. Bu bağlamda mutluluğa giden yolun, ihtiyacın olandan fazlasını talep etmemekten yani az şeyle yetinmekten geçtiğini söylememiz mümkündür. 

''Birçok insan mutluluğu, burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar'' der Friedrich Nietzsche. Ardından William Shakespeare’in şu soneleri yankılanır kulaklarımda:  

''Bazen mutluluk gelip konar kirpiğine.  
Sen, onu hep uzaklarda ararsın.''

Bu gerçekten böyledir. Sahip olamadıklarımızın hayaliyle yanıp tutuşurken elimizde var olanların kıymetini bilmeden koskoca bir ömür yitip gider. Her insan yaşamında mutlu olmak ister. Fakat gerçek şu ki hiçbir şey sizi gerçek anlamda mutlu edemez, siz kendi özünüzde saklı duran mutluluğu keşfedemedikten sonra.. Sizi sizden başka hiç kimse ya da hiçbir şey mutlu edemez. Sizi ancak bizzat kendiniz mutlu edebilirsiniz. Buna karşın, siz istemedikten sonra hiç kimse sizin mutluluğunuzu, içsel huzurunuzu alıp götüremez. Çünkü kendi mutluluğunuzun kaynağı yalnızca sizsiniz.  
 
Günlerden bir gün Buddha bir köyden geçerken adamın biri yanına gelip ona ‘Ben mutluluk istiyorum. Onu nasıl bulabilirim?’ diye sorar. Buddha şöyle cevap verir: ‘Sen öncelikle ‘Ben’i yok etmelisin çünkü o, senin egondur. Sonra da ‘İstiyorum’u yok etmelisin çünkü o, senin arzularındır. İşte bak gördün mü, şimdi geriye sadece ‘Mutluluk’ kaldı.’ 

Gerçek mutluluğa ulaşmanın asıl yolu, kendini bilmek ve farkındalıktır.  
 
Soruyor musunuz kendinize; Ben kimim? Neden buradayım? Niçin yaşıyorum? Gerçekten ne istiyorum? Yaşamımın anlamı nedir?.. 
 
Her birimizin bu dünyada var olma amacı vardır. Mark Twain bunu şöyle tanımlar: ''Hayatında iki önemli gün vardır; biri doğduğun gün, diğeri de neden doğduğunu keşfettiğin gün.'' Çok doğru değil mi? Çünkü bu dünyada var olma sebebimizi anlamaya başladığımızda, mutluluğun anahtarını da keşfetmiş oluruz. Öyleyse diyebiliriz ki yaşamının amacını bulabilen insan mutlu olur. İngiliz müzisyen John Lennon’a küçükken annesi hayatta en değerli şeyin mutluluk olduğunu söylermiş. Okula gitmeye başladığı zaman, bir gün sınavda ona ‘Büyüyünce ne olmak istiyorsun?’ diye sormuşlar. O da ‘Mutlu olmak istiyorum’ diye cevap vermiş. Ona soruyu anlamadığını söylemişler. John Lennon ise ‘Hayır, asıl siz hayatı anlamadınız’ diyerek cevap vermiş. Bir diğer örnek de tüm dünyayı kucaklayan, ''Uyan ve Sevdiğin Hayatı Yaşa!'' diyen sevgi dolu, pozitif insan Bob Marley. Kendisi ''Eğer insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan onları tedavi edebilirsin'' sözleriyle aklımıza kazınmıştır. Ona ‘Bu fakirlikte gitar senin neyine?’ diyenlere karşılık müzik onun için tek mutluluk kaynağı olmuş.  

Mutlu olmak için illaki büyük şeylere ihtiyacımız yoktur. Çünkü mutluluk her şeye sahip olmak değil, sahip olduklarımızın kıymetini bilmektir. Nefis kör bir kuyu gibidir, elde ettikçe her zaman daha fazlasını ister. Doyumsuzdur, hırslıdır. İsteklerini elde etmek için her şeyini feda etmeye hazırdır. Oysa bir şeye duyulan haz ve heyecan yalnızca ona sahip olana kadar sürer. O hep hayalini kurduğumuz evi, arabayı veya muhteşem partneri elde edene kadar şevkle çabalar dururuz. Onu elde ettiğimizde bu zaferin bir süre tadını çıkarırız ancak sonrasında bizim için sıradanlaşır. Sonsuza dek kalıcı olacağına, kimi zaman yaşamımızı bütünüyle değiştireceğine inandığımız şeyler hevesimiz geçince bir anda anlamsızlaşır çünkü bunların her biri koşullara bağlı, kısa süreli yaşanılan hislerdir. Beklentiler istediğimiz şekilde karşılanmadığında mutsuzluğumuz bir o kadar artar. Ve insan, nefsinin onu yönelttiği anlık, gelip geçici duygularla gerçek mutluluğa asla erişemez. Tam aksine, duyusal hazlara, dünya nimetlerine duyulan aşırı bağımlılık, insanı kendi benliğiyle bütünleşmekten ve içsel olarak mutlu bir ruh olmaktan git gide uzaklaştırır. Öyleyse bu durumda nefsani eğilimlere karşı vicdan duygusunun üstün gelmesi bizi mutluluğa ulaştırır. Nefsaniyetini susturarak vicdanının sesine kulak veren insanın tekâmül olarak da bir üst noktaya atılım yapması ruhu için büyük bir mutluluk olacaktır. 

Elbette yaşam, sonsuz göklerin kalbine uzanan bir merdiven gibidir. Her basamak bir kademedir ve orada çok sayıda deneyimler elde edilir. Bu yolculukta hata yoktur, yalnızca deneyimler vardır. İnişler ve çıkışlar vardır. Başımızdan geçen olaylarda almamız gereken dersi alamadığımızda bulunduğumuz basamaktan aşağı düşeriz ama öğrenilememiş dersler için üzülmeye gerek yoktur. Çünkü burası bir dünya okuludur ve her şeye yeniden başlamak için daima bir şans daha vardır. Bir bakıma belirli bir tekâmül seviyesine ulaşmak için bu deneyimlerden çıkarımlar yaparak bir farkındalığın oluşması gereklidir. Zaten gerçek mutluluk da bu farkındalıklar oluşmaya başladığında belirir. Çünkü farkında olan insan, mutluluğun dışarıda değil, en başından beri kendi içinde olduğunu anlar. Buddha’nın da ifade ettiği gibi: ''Huzur içeriden gelir, onu dışarıda arama. İçinde renk yoksa, dışarıda gökkuşağı arama.''

Sürekli beklenti içinde olmak, belirsiz bir geleceğe dair planlar yapmak, hayaller dünyasında yaşamak yerine, enerjiyi serbest bırakarak içinde bulunduğumuz anın tadını çıkarmak gerekmektedir. Amacımız mutluluğun peşinde koşmak değil, anın içinde mutluluğu yaratmaktır. Çünkü An’da Kalmak, An’ın Farkında Olmak en büyük Mutluluktur. Belki de sırf bu yüzden ünlü Romalı şair Horatius’un şu meşhur özdeyişini aklımızdan çıkarmamalıyız: 

''Carpe diem, quam minimum credula postero''
''Günü yakala, yarına olabildiğince az güven''

Son olarak ben de kendi içsel yolculuğumdan yola çıkarak yaptığım çıkarımlar sonucunda kendi mutluluk tanımlamamı yapmak istiyorum. Belki bu size mutluluk tanımlamanızı yaparken biraz olsun ışık tutabilir. 

Bana göre Mutluluk; kendi hâlinde küçük, sade ve erdemli bir yaşamdır. Meditasyon ve doğa yürüyüşü yapmak, kitap okumak, şiirler yazmak, kahve içmek, bembeyaz kır papatyaları toplamak, yağmurun sesini ve kuşların cıvıltılarını dinlemek, yağmurdan sonraki toprak kokusunu içime çekmek, geceleri yıldızlı gökyüzünü seyre dalmaktır benim gerçek senfonim. 

Mutlu olmak için ne çok sebep vardır aslında. Fakat bu sebepleri görmek, dünyaya nasıl bakmayı tercih ettiğimize bağlıdır. Diyeceğim o ki ulaşması imkânsız isteklerin sizi tüketmesine izin vermeyin. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin ve sevin. Çabalamanıza rağmen başaramadığınız, değiştiremediğiniz şeyler için üzülmek yerine onları kabullenin. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin çünkü mutluluğunuz diğer insanlara ya da durumlara bağlı değildir. Küçük şeylerden mutlu olabilmeyi deneyin ve her şeyden önemlisi de sahip olduklarınız için binlerce kez şükredin. Çünkü Tolstoy’un da söylediği gibi ''Şikâyet ettiğiniz yaşam, belki de başkasının hayalidir.''

Sevgi ve Işıkla Kalın 

ÖZGECAN BERDİBEK

Nesrin Öz, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 24.12.20
 
 

Hüzünlü bir sonbahar gecesi Dersaâdet'te doğdum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarihönce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster