Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
684
 

İçinden deniz geçen yaşamlar

İçinden deniz geçen yaşamlar
 

Bazı insan ruhlarının denize kıyısı var sahiden.

C.Süreya

Teknenin pruvasını Tavşanlı Ada arkasındaki açıklığa çevirecek şekilde dümeni kırdı. Pancar Motor oturtulmuş tekne arkasında kıpırtısız denizde uçları Paşalimanı Adası ucundan batmaya durmuş güneşin son ışıklarında kızıl yalkımlarla harelenen ve bir birinden giderek açılan köpükten bir iz bırakarak zamanı arkasına takmış, ileri atılarak akışa geçti. Motorun güçlü pata pata sesleri arasında, bu sesi bastırmak için neredeyse bağırarak konuşan ikisinin sesi de bir süre sonra sessizlik içinde duyulmaz oldu. Asılı kaldı havada. Tekne arkasına takılmış, dalıp çıkarak uçuşan bir martı kalabalığıyla birlikte giderek ufaldı; görünmez oldu inen akşamın içinde.

Her zamanki voli yerlerine geldiklerinde güneş batmış, tüllenen bir ilk yaz akşamı sahilden zeytin çiçeği kokuları taşıyan bir serinlikle birlikte denizin kıpırtısız serinliği üzerine iniyordu. Mora kesen Edincik tepelerinin üstünde gece mavisine dönen gökte ilk dördün bir yarım ayın ışıkları, denizin koyu mavisine düştü, salındı. Motoru boşa alıp kısa bir süre rölantide akışına bırakıp stopladı. Kalktılar, birisi küreklere geçerken diğeri kıç üstünde istiflenmiş yeni aldıkları, ilk defa kullanacakları ağın brandasını açtı. Arkadan kürek hızına uygun, "ya  Bismillah" deyip denize sağmaya başladı. Suyun üstünde mantarlardan oluşan bir yarım ay çizerek ağ, denizin içinde yerini almaya başladı. Sona geldiğinde ikisi birden kalkıp ağın faril ipini gererek ışıklı şamandırayı bırakıp bir birlerinin omuzlarına vurdular sertçe. Hadi hayırlısı dercesine. Ya nasip...

Dönüşe geçtiklerinde iyiden bastırmıştı akşam. Karşılarında körfezin en ucunda solda Karabiga'nın, arkalarında Musakça'nın ışıkları göz kırpıyordu. Büyük Ayı gelmiş, kepçesinin açık ağzı yukarıda Kapıdağ'ın üzerine oturmuştu. Çolpan Yıldızı iyice yükselmiş, ışığı denize düşmüş dost parıltısıyla yol gösteriyordu. Mendireğe girip her zamanki yerlerine yanaştılar. Baştankara edip bağladıklarında tekneyi, çay bahçelerinde yayınlanan maçı seyretmekte olan kalabalığın gecenin sessizliğinde patlayan "gooolll" sesi doldurdu ortalığı. Gürültüden çınarlara tünemiş bir sürü kuş havalanıp, havada ürkek ve karmaşık daireler çizerek ses sönüklenirken aynı yerlerine tünediler yeniden. "Gördün mü lan, bizim takım attı golü. Bu sefer kesin, işler iyi gidecek." "Ya nasip" diye cevapladı diğeri.

Onlar karadaki küçük dünyalarının küçük hayallerini, denizin engin dünyasına taşıyan iki balıkçıydı. Deniz onların ekmek tekneleriydi, yoktu başka yolu. Göbekleri denize kesilmiş, kuruduğunda göbek kordonları denize atılmış, ruhları denize nikahlı deniz adamlarıydılar. Denizin ninnileriyle büyümüş, onun verdiği nimetlerle karınlarını doyurmuş, kahvelerde Yavuz Zırhlısı resimlerinin altında onun menkıbelerini dinlemiş, ruhlarını denizin terbiye edip olgunlaştırdığı, askerliklerini bahriyeli olarak yapmış insanlardı. Yıllardır denizin şekillendirdiği iri ellerinde bir kırık dünyanın büyük yükünü taşıyorlardı. Denizin dalgaları vuruyordu nabızlarında küt küt, tuzlu. Çay bahçelerini önünden geçerken içeriden maça kendini kaptırmış heyecanlı kalabalığın küfürlü, bağırmalı çağırmalı, o topa öyle mi vurulur, ulan hakem, ah vah sesleri karmaşasında yükselen gürültüsü yankılanıyordu. Maçı seyretmek geçmedi içlerinden. Güneş doğmadan buluşmak üzere "hadi hayırlısı" deyip ayrıldılar. Evlerinin yolunu tuttular, düşünceli. Borç harç almışlardı yeni ağı, ceplerinde neredeyse para kalmamıştı. Sonrası, sonrası yoktu. Deniz vardı...

Rüyasında akşam serdikleri ağı topladıklarını görüyordu. Sıkıntı içinde, ümiteri kırık. Bir tek balık bile yoktu ilaç için. Çektikçe boş geliyordu koca ağ. Sıkıntıyla ter içinde uyandı. Rüyaymış diye sevindi. Hayırdır inşallah, rüyalar tersine çıkarmış diye avuntuya durdu. Mutfak penceresini araladı, bir sigara yaktı. Kibritin titrek ışığı gözündeki endişe ışığını şöyle bir yalayıp söndü. Dışarıda bir baykuş ötmesi yankılandı, uğursuz derler ama, uğurlu kuştur aslında baykuş diyerek büyüyen endişesini söndürmeye çalıştı.

Doğu ufkunun aydınlanmaya duran yüzü yavaştan yükseltilerin siluetlerini canlandırmaya başlamıştı denizde. Yüzeyin biraz altında hepsi aynı anda aynı hareketi yapan, eğilip bükülen, kısa kavislerle sağa, sola dönen büyük bir balık sürüsü devasa bir deniz yılanı gibi akıp, karanlık suda ışıklar içinde yakamozlanarak hızla gelip akşamdan serilen ağa çarptı.

Sözleştikleri gibi buluştular teknenin başında, mendirekte. Sessizliği bozmaktan korkarmış gibi bir yarım yol tutturdular voli yerine. Bütün gertirdikleri ve bütün götürdükleri ile aynı, tarihsiz bir şafak söküyordu. Anlık renk geçişleri değişiminde hızla boyanıyordu gök ve deniz. Kayığın gölgesi gölgelerini ve umutlarını taşıyarak uzaklaştı. Işıklı şamandıra yanıyordu hala. Ağı çekmeye başladılar. Ağırlığı arttıkça ağın, yüzlerindeki ikircik kıvrımları yerlerini hızla bir neşenin tatlı çizgilerine terkediyordu. Teknenin içi lüfer doldu, ağırlıktan küpeşteleri hizasına suya oturdu. Hayır kalmayan, tamiri imkansız ağı kaldırıp suya attılar. "Gördün mü, ben sana dememiş miydim. Verir güzel mevlam. Kul sıkışmayaınca yetişmezmiş Hızır." "Ağın parası çıktı, bir yenisini alırız, üstüne üstlük borç harç bile temizlendi sayılır.

Bu deniz adamları karada nedense sırtları denize dönük oturur hep. Belki de yürekleri denize açık olduğundan, gönül gözleriyle gördükleri için onu belki de, kim bilir. Uzun zamandır deniz kıyısında balıkçı kahvesinde oturmuş çay içiyorlardı. "İşte böyle doktor, inanamazsın ağda ne kadar göz varsa hepsinde bir balık takılıydı."  Bana müsade deyip kalktı, onca itiraza rağmen parayı ödedi. "İşin yoksa akşam üzeri gel çapariye çıkalım, iyi istavrit yapıyor Zeytinli'nin arkası." dedi ve gitti. Arkasından bakakaldım. Deniz uysal bir kedi gibi ayak uçlarıma sessizce sokulup uzaklaşarak mırıldanıyordu...

Akın Yazıcı

26/12/04 İZMİT

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 426
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 366
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster