Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '22

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
14
 

İçinden Volga Akan Kazan

İÇİNDEN VOLGA AKAN KAZAN
 
Kazan, Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti. Tataristan’ın nüfusu 3,78 milyon ve yüzölçümü 67,800 kilometrekaredir. Nüfusun %53’ü Müslüman Türk Tatarlar, %39’u Ortadoks Ruslar, %3.4’ü Çuvaşlar ve %4,6’sı ise Başkortlar’dır.  9. yy’dan beri bu coğrafya’da yaşayan Tatar Türkleri, bölgede istikrar ve barışın güvencesi olmuşlar... Tolstoy ve Lenin gibi ünlü kişilerin yaşadığı ve Üniversiteyi okuduğu kültür kenti Kazan, Sovyetler Birliği döneminde de en başarılı isimleri yetiştiren bereketli topraklardır. Rusya coğrafyasının Sibirya’ya açılan kapısı olan Tataristan, petrol ve doğalgaz başta olmak üzere; ülkenin en önemli gelir kaynaklarının bulunduğu tahıl, sebze, meyve, orman, hayvancılık, otomotif ve ağır sanayinin de merkezidir...    
 
31 Ağustos 1991’de Özerk Cumhuriyet olan Tataristan’ın Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, Rusya Devlet Konseyi Prezidyumu’nun yedi üyesinden biridir. Türk-Tatar ilişkilerinde dostluğa önem veren Başkan Şaymiyev, Kazan başta olmak üzere, Tataristan’ın öteki kentlerinde son 10 yılda yapılan inşaatların %80’ini Türk yatırımcılara yaptırmış ve onlara memnuniyetini her defasında dile getirmektedir. Özellikle; Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Merkez Bankası, Opera, Bale, Hipodrom, Metro, Kul Şerif Camisi, Pramit Eğlence Merkezi, Basketbol Sahası, Akbars Bankası, Safar Oteli, Devlet Üniversitesi restorasyonu, Hükümet Binası, İçişleri Bakanlığı Binası, büyük super marketler ve toplu konut inşaatlarını kısa sürede bitiren Türk Yatırımcılar, Kazan’da el üstünde tutuluyor...  Kazan’da Kemalizm ve Leninizm yükselen değer...  Kazan Lenin Üniversitesi’nde ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde 300’den fazla burslu öğrenci okuyor... Bu bölgede Türkiye vatandaşı toplam 9 bin Türk bulunuyor. Türkiye-Tataristan ilişkileri her geçen gün daha iyiye gidiyor... 
 
Kışın donan ve üzerinden tırlar geçen Volga nehri, öteki mevsimlerde ise toplu ulaşım ve petrol tankerlerine nakliye hizmeti veriyor. Dünyanın en uzun ve en geniş nehirlerinden biri olan Volga, aynı zamanda turizm potansiyeli olarak da ülke ekonomisine katkıda bulunmanın dingin ve mağrur akışı ile insanlığa binlerce yıldır dostluk elini uzatıyor... Volga’nın kıyısında bulunan tüm kent ve köylerde rengarenk evlerde ve bereketli topraklarda yaşayanlar, tüm farklılıklarına karşın; birlikte yaşama kültürünün örmeğini sergiliyor...  
 
Volga şehirlerinden biri olan Kazan, Müslümanlığın Rusya’daki merkezidir ve Tataristan Cumhuriyeti’nin başkentidir. Tatar Türk Devleti’nin temellerinin atıldığı ve İslam dininin kabul edildiği, XIV. yy.da kaybolan küçük bir yerleşim yeri olan Bulgar’ı ziyaret eden turist sayısı her yıl daha da fazla artmaktadır. Kazan’dan İdil Bulgar köyüne gitmek için deniz otobüsüne binmek ve 7 ile 42 km. genişliğinde, adeta bir denizi andırın Volga nehri kıyısında bulunan doğa harikası manzaranın büyüsüne kapılarak 2 buçuk saat yol almanın dayanılmaz hafifliğini yaşarsınız. Özellikle güz aylarında nehir kıyısındaki ağaçların ve bitki örtülerinin rengarenk yapraklarının sudaki aksı  görülmeye değer. İdil Bulgar köyündeki elma ve lahana bahçeleri arasında bulunan özgün Sibirya ahşap evlerinin renkli kapı ve pencere pervazları bir başka güzel. İdil Bulgar Türk Devleti’nin eski başkenti olan Bulgar, Han’ın sarayı, türbesi, hamam, mescit, ak ev, kara ev, tekke içindeki müze, 13. yy.da yapılmış Camik Medresesi ve hemen yanında buluna 1847’de yapılmış olan Rus Kilisesini mutlaka görmelisiniz... 147 basamaklı minarenin merdivenlerinden yukarı çıkıp, fotoğraf çekmeyi unutmayınız... Organize edilen turlar buraya yalnız Müslümanları değil, Ortodoksları da çekmektedir. Kazan Kalesi, Eski Tatar Köyü, Raifski Bogoroditski Manastırı, Sviyanjsk ve Yelabug şehirleri ve yakınlardaki M.S. 1000 yılında Volga kıyılarında yaşayan toplulukların birine ait yerleşim merkezinin kalıntılarının bulunduğu harabeler önemli tarihi yerlerdir.
 
Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç İvan’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve… Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, Kazan’ı yaktı... (Sürecek)
 
 
 
KAZAN Kentini Türk Mühendisleri yeniden yaratıyor
 
     2005’de 1000. kuruluş yılını büyük törenlerle kutlayan ve Volga üzerine yapılan Milenyum köprüsü ile taçlandırılan başkent Kazan, Türk yatırımcıların, teknik elemanların ve işçilerin özverili ve başarılı çalışmaları ile yeniden inşa edilen ve eski tarihi dokusu korunan Kazan, geleneksel ile çağdaş mimari dokunun birlikte yükseldiği bir cennet dünya kenti... Kazan’ı yeniden yaratan Türk yatırımcılardan biri olan Kristal Plus’un patronlarından Metin Yıldırım (14 yıldır Kazan’da iş yapıyor) başta olmak üzere, Odak ve AGM-Akol İnşaat çalışanlarının yanı sıra; Kazan’da bulunan Türk lokanta ve işyerleri de kaliteli ve çağdaş hizmet sunuyorlar...
 
“Türkler bizim öz kardeşimizdir...” diyen Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyer ve  “Kazan, içinden su akan İstanbul’un kardeşidir..” diyen Merkez Bankası Başkanı Yevgeni Bariseviç Bugaçov başta olmak üzere, Başbakan, Belediye Başkanı ve öteki tüm yetkililer, “Tatar, Rus, Türk işadamları Derneği” Başkanı Ahmet Altop ve ikinci Başkan Metin Yıldırım’ın öncülüğünde başlatılan “Türkiye Cumhuriyeti Kütüphanesi”nin bir an önce bitirilmesi için destekliyorlar. Bu konuda T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği sözde durmayışından da şikayet ediyorlar... Tüm bu güzelliklerin resmi boyutta gelişmesine katkıda bulunan Türkiye Kazan Başkonsolosu Kemal Demirciler’in de iyi bir diplomasi trafiği yürüttüğüne tanık oldum...  “Çılgın Türkler” Kazan başta olmak üzere, tüm Rusya Federasyonu topraklarında övgüye değer işlere başarıyla imza atıyor... Ak Umut Öğrenci Yurdu hocalarının konukseverliği bir başka güzel... V.İ.U. Lenin, Hukuk Fakültesi öğrencisi iken ilk öğrenci boykotunu burada yapmış ve okuldan atılmıştı. Kazan-Lenin Üniversitesi Türkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Jamil Zainullin, öğretim üyeleri ve öğrencilerinin Türkiye sevdası alkışa değer... Türklerin yoğun olarak gittikleri Cafe To Go, Antalya Restorant, Joker Restoran, Miraj Hotel gibi yerlerde Türk mutfağının en leziz yemeklerini Tatar böreği ile birlikte yiyebilirsiniz... İstanbul’dan Kazan’a THY ile tarifeli uçuşlar yapılıyor. 
 
İçinden Volga akan tarihi ve modern kent Kazan’ın gezilip görülecek yerlerinin başında, hiç kuşkusuz Volga kıyıları gelir... Bir de, Kazan Kremlin Tepesi... Bu tepe üzerinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı,  Kremlin Kalesi, Kul Şerif Camisi, 2. Dünya Savaşı’nda Büyük Vatan Cephesi’nde şehit düşen genç Tatar Şairi Musa Celil özgürlük Anıtı, Sevim Bike Camisi, Ortadoks Kilisesi, Bouğman Caddesi, Petersburg Caddesi, Tren İstasyonu, özgün mimarisi ve mavi çinili minareleri ve kubbeleriyle dikkati çeken Türk Camisi, Milenyum Köprüsü, temizlenirken özel işlem göreceğiniz Tatar Hamamı, Türk yükleniciler tarafından yapılan modern aliş veriç yerlerini ve Kazan Müzesini gezmeyi unutmayın... Kazan’da Volga nehrinden çıkarılan lasos, som, mersin, yayın, sazan, çurtan, karpy, karas balıklarının yanı sıra; güveçte tandır, öleş, üçpuçmak, Tatar böreği, çoban salatası ve Khanskaya votkası ile akşam yemeğinin tadını çıkarın... 
 
Benimle Dünyanın 66 halini görmek mi istiyorsunuz? Gezi haritanızda yeni yerleri işaretleyiniz. Başka kültürleri ve coğrafyaları keşfetmek için, 6 saat zaman farkı olan; Transsibirya Tren Hattı ile doğuya doğru-Sibirya’nın öteki ucuna doğru 10 bin km’lik serüven dolu 10 günlük bir yolculuğa çıkmak için iyi bir fırsat... 89 yaşındaki Nazım’ın sevgilisi ve doktoru Galina’yı, Glaşinkov ve Çaykovisky müzesini görmeden yola başlamayın... Sibirya 10 adım...  Altay, Hakas ve Tuva Şaman Türkleri sizi bekliyor... Volga’nın yanı sıra;  Obi ve Yenisey Irmakları ile Baykal Gölü çevresinde otağ kuran halklar ve kuşlarla konuşup, koklaşmaya var mısınız? Şifalı Kutsal Şaman Ana’nın ateşiyle başlayan içsel yolculuk için hazır mısınız? Öyleyse, Yoleri gezgin derviş’e eşlik etmenin tam zamanı... Yoldaşça...  
 
İçinden Volga akan kent Kazan’da, limanını arayan son gemiye siz binin ve Rus-Türk kültürünün tarihi zengin mirasına tanıklık edin... Avrasya’nın geçmişi ve geleceği hakkında bilgi, görgü ve deneyim sahibi olmanın ayrıcalığını mutlaka yaşayın... Tataristan Kültür Bakanlığı bünyesinde çalışan Halklar Dostluğu Evi’nde görevli uzman kentçi Çulpan Khabibullina ve şair annesi Nozelya’nın Safranbolu’ya övgü dizen şiirindeki coşku ile imge yüklü söylemler, aslında Kazanlı Türk olmanın ayrıcalığını kanıtlıyor. Onlar UNESCO’nun birer gönüllü elçileri... Onlar, Kazan kentinin sevdalıları... 
 
UNESCO tarafından korumaya alınan Dünya Kent Mirası Kazan’ın turistik ve tarihi dokusu ile bir dünya cennetinde olduğunuzun farkına varın... Farkın farkına varın... Birbirinden güzel sevdalı Kazan kızlarıyla dans edip şarkı söylemeden ölmeyin... Nasrettin Hoca’nın doğuran kazanının içinden akan nehir, nice masallara ve destanlara tanıklık etmiş Kazan şehrinin kardeşidir... Bir başka coğrafyayı ve kültürü keşfetmek üzere yollardayız yine... Uçuk, aykırı ve delice... Kazan kaynıyor... Şaman dansı çılgınlığında ve Volga dinginliğinde... Dostlukla.
 
 
 
MİLENYUMUNU KUTLAYAN KAZAN
 
 
 
Tüm Rusya topraklarında olduğu gibi giderek nüfusu azalan ve bu gün 4 milyon nüfusu ile halkının % 60’ı Müslüman Tatar Türkü olan Tataristan’ın başkenti Kazan şehrinin 2005’de, 1000’inci kuruluş yılı (Milenyum’u) coşkuyla kutlandı. Bininci yıl (Milenyum) kutlamalarında, folklorik ve tüm kültürel duruşlarıyla burada yaşayan Tatar Türkleri ve burada çalışan 4 bin civarındaki Türkiye Türklerinin başarıları coşkulu bir bayram havasında geçmesi, Ata yurdu bu topraklardaki soydaşlarımızla olan dayanışmamıza güç katmaktadır.... Son 10 yıldır Türk işadamlarının bu bölgede yaptığı cami, işyeri, kültür ve spor kompleksleri, resmi ve özel binalar, lüks alış veriş merkezleri, otel ve eğlence yerleri, çağdaş ve yaşanılabilir toplu konut alanları ile; Kazan kentini, geleneksel ile modern dokuyu buluşturan özellik ve güzelliklere kavuşturdu. 
 
 
 
Bundan bin yıl önce Orta Asya’dan göç eden Tatar Türk boyu; kıyıdan kıyıya genişliği 8 kilometreyi geçen Volga nehri kıyısında bulunan 13’üncü yüzyılda Bulgar kasabasına yerleşen İdil Bulgar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu kasaba, binlerce yıl süren her tür baskı ve asimilasyon politikalarına karşın, Türk kültürlerini ve İslami özelliklerini yitirmediler... İdil Bulgar kasabasında bulunan tarihi yerleşim, hamam, cami ve medrese avlusuna yapılan kilisenin görüntüsü, halkaların tüm farklılıklarına karşın; birlikte yaşama kültürünün bir simgesi olarak duruyor... Kazan’da bulunan camiler, özgün mimari dokusu olan dev yapılar  ve öteki Türk kültürünün izleri, Volga kıyısında bir uygarlık harikası olarak yükseliyor... 
 
 
 
Yemeklerinden düğün ve bayramlarına, giysilerinden danslarına... geleneksel kültürlerinde çekirdek aile ve öteki toplumsal değerlerini koruyan ve çağdaş yapılanmalarıyla da dikkati çeken Kazan Tatar Türkleri, çok çalışkan, disiplinli, konuksever, gelenekçi ve biraz da inat olarak tanınmaktalar. 
 
 
 
19. yüzyılın sonunda Çarlık Rusyası döneminde yapılan baskılar sonucu bu toprakları terk edip, Anadolu’ya göç eden Tatar Türklerinin bir bölümü, bu gün Konya’nın Cihanbeyli ilçesi ve Eskişehir’de yaşamaktalar... Uzun aralıklardan sonra bu iki akraba topluluk, birbirleriyle görüşmeye başladılar... 
 
 
 
“Kazan” adı nereden geliyor?
 
Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan ve bir kazana benzeyen Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Rus kasabı olarak bilinen Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç İvan’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve… Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, bir kazana benzeyen Kazan kentini yaktı... Yanan bir kültür üzerine yeniden inşa edilen Kazan’ın adının buradan geldiği söylenmekte ise de; aslında bin yıl önce bu verimli toprakları yurt edinen; yerleşik kültür ve ziraatçılıkta oldukça ileri olan içinden Volga Nehri akan ve binlerce yıllık doğal, tarihi ve kültürel zengin mirası nedeniyle, pek çok şair, yazar ve santçılara esin kaynağı olan Kazan kenti halkının ve Kent adının, Tatar Türklerinin soy ağacı adından geldiği bilinmektedir... 
 
Kazan kenti tarihi dokusu 
 
 
 
Kazan (Tatarca: ?????, Qazan, Tataristan'ın başkentidir. Nüfusu 2002 sayımına göre: 1.105.289'dur. Şehrin yüzölçümü 287.8 km² olup 7 belediyesi (rayon) bulunmaktadır. Şehrin uluslararası bir havalimanı, İdil Nehri kenarında bir limanı ve Rusya Federasyonu’nun Avrupa kısmını Sibirya’ya bağlayan bir tren istasyonu bulunmaktadır. Rusya'nın en büyük 8. kentidir. Sembolü Zilant adlı efsanevi yılandır.
 
 
 
Şehre adını veren Kazan (Kazanka) nehrinin İdil (Volga) nehriyle birleştiği ve İdil’in bir dirsek şeklini aldığı noktada kurulmuştur. Bölgede bulunan taş devrine ait iskân izleri ve şehrin 7 km. civarında bulunan tunç devri eserleri ile demir devri başlangıcına ait mezarlar bölgenin eski çağlardan beri yerleşim alanı olarak seçildiğini ispatlamaktadır. Kazan şehrinin içinde bulunduğu bu coğrafî bölge, III. yüzyıldan itibaren de çeşitli Türk devletlerinin hakimiyet sahası içine girmeye başlamıştır.
 
 
 
Kazan, 1437-1552 yılları arasında Kazan Hanlığı’nın başkenti, 1708-1920 yılları arasında Kazan Vilayetinin (guberniya) merkezi, 27 Mayıs 1920’de Tataristan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin, 30 Ağustos 1990’da Tataristan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin, 7 Şubat 1992’den itibaren de Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti oldu.
 
 
 
İdil Bulgar Devleti’nin Abdullah Han zamanında inkıraza uğraması ile hanın iki oğlu Alimbek ve Altınbek, Kazan nehri boyuna gelerek Eski Kazan olarak adlandırılan şehri kurdular. Bu şehir bugünkü Kazan şehrinin 45 km daha yukarısında yer alıyordu. Şehir daha sonraki tarihlerde İdil ırmağının ağzına taşındı ve bugün Kazan olarak isimlendirilen şehir kurulmuş oldu. Şehrin adının Kazan nehrinden geldiği bilinmekle beraber Kazan nehrine bu ismin neden verildiği bilinmiyor. V. Radloff, M. Hudyakov, A. N. Sergeev, P. İ. Riçkov, A. B. Taymas, N. Bajenov, M. Penigen, M. S. Şpilevskiy ve E. G. Buşkanets, Kazan isminin Kazan nehrinden geldiğini, Kazan nehrine de bu ismin dibindeki derin çukurlardan dolayı verildiğini yazmaktadırlar. K. Fuks, A. S. Dubrovin, Ş. Mercanî ve N. P. Zagoskin, Kazan şehrini Kazan Han ya da Kazan isimli bir şahsın kurduğunu ve şehre bu nedenle Kazan isminin verildiğini iddia etmektedirler.
 
 
 
Altın Ordu devletinin dağılmasından sonra 1437 yılında kurulan Kazan Hanlığı'nın başkenti olan Kazan, bu tarihten itibaren önemli bir ticaret merkezi oldu. Sibirya ve Orta Asya'ya ulaşım yolları üzerinde bulunması, bölgede yaz aylarında kurulan panayırlar, şehrin ticarî ve siyasî önemini arttırdı. Şehir kısa bir sürede cami, saray, medrese gibi çeşitli İslamî eserlerle tezyin edildi ve İdil-Ural bölgesinin en önemli şehirlerinden biri haline geldi. Ancak hanlıktaki iç çekişmeler ve yoğun Rus baskısı neticesinde şehir 1552 yılında Rusların eline geçti. Şehirde bulunan Han Sarayı, Nur Ali ve Kul Şerif camileri, Han Mezarlığı gibi pek çok İslamî eser ortadan kaldırıldı. Sadece bugün de sağlam durmakta olan Süyüm Bike minaresine dokunulmadı. Kırmızı tuğladan yapılmış 53 metre yüksekliğindeki bu minare, Kazan kalesinin de içinde bulunduğu şehrin en yüksek noktasına inşa edilmiştir. Bugün Kremlin olarak adlandırılan bu bölge, 2001 yılında UNESCO tarafından “tarihi miras” olarak kabul edildi. 1998 yılında buraya Kul Şerif adında dört minareli bir cami inşasına başlanıldı.
 
 
 
Kazan 1552 yılından sonra İslamî şehir kimliğini kaybederek bir Hıristiyan şehri kimliğine büründü ve 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar bu özelliğini korudu. Kazan’ın Rus hakimiyetine geçmesinden sonra Çarlık Rusyası ilk defa Müslüman tebaa ile karşılaştı. İdareciler imparatorluğun bu yeni tebaasını Hristiyan yapmak suretiyle daha iyi bir Rus tebaasına dönüştürmek için 1555 yılında Kazan’da bir piskoposlukla kurdular. Piskopos Guriy 1555-1576 yılları arasında büyük bir Hristiyanlaştırma başlattı. Kazan piskoposluğu devletin de yardımıyla kısa sürede İdil-Ural bölgesinin en önemli misyoner merkezlerinden biri haline getirildi. Müslüman tebaa zorla ve çeşitli vaatlerle Hristiyan olmaya zorlandı. 
 
 
 
Kazan ve bölgesine Rus nüfusun yerleştirilmesi, dinlerini değiştirmeleri için yapılan baskılar Tatarları 1556'da isyana sürükledi. Ancak isyan kısa sürede bastırıldı ve din değiştirmeyenlerin şehir surları içinde yaşamaları yasaklandı. Müslümanlar şehrin dışına çıktı ve bugün de Eski Tatar Mahallesi olarak bilinen yeni bir mahalle kurdular. 19. yüzyılın sonuna kadar Kazan’daki Hristiyan ve Müslümanlar ayrı mahallelerde ve köylerde yaşıyorlardı. Kazan 1552-1829 tarihleri arasında 9 büyük yangın geçirdi. 24 Ağustos 1829 tarihindeki yangında 9 kilise ve 1309 ev yandı. 1714 yılında Zuye, Viyatka, Kongor, Simbir ve Penza şehirlerini içine alan Kazan eyaleti teşkil edildi. 1722 yılında Çar I Petro Kazan’ı ziyaret etti, bu ziyaretten sonra şehrin ticarî ve sosyal önemi artmaya başladı. Çarın emriyle şehirde askerler için kundura ve nehir gemileri yapan fabrikalar kuruldu. 1726’da Duhovni Seminariya açıldı. 1758 yılında ilk erkek lisesi (gimnazyum) açıldı. Çariçe II. Katerina 1767 yılında Kazan’ı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Müslümanlar kendisine müracaat ederek cami yapımı için izin istediler. II. Katerina’nın verdiği izinle Müslümanlar Kazan’ın Ruslar tarafından fethinden sonra ilk camiyi 1766 yılında inşa ettiler. Bu cami bugün Mercanî camisi olarak bilinmektedir. Şehirdeki ikinci cami 1768 yılında Apanayev ailesi tarafından yaptırıldı. 1771 yılında Ahundov ve Apanay medreseleri açıldı. 
 
 
 
1774 yılında İdil-Ural bölgesinde çarlığa karşı büyük bir isyan girişimi başlatan Pugaçev, Kazan’ı ele geçirdi. İsyan sırasında şehirde çıkan yangın üç gün devam etti. Tarihi yapıların çoğu bu yangın sırasında yok oldu, sadece şehrin kalesi sağlam kaldı. Bu isyan girişiminin bastırılmasından sonra yeniden Kazan’ın imarına başlandı. 1791’de ilk Rus tiyatrosu, 1786’da barut fabrikası ve 1797’de Duhovni Akademi açıldı. 1785 yılında yeni arazi düzenlemesi sırasında İdil ve Kama nehirleri arasındaki yerler Kazan eyaletine bağlandı. 1804 yılında Kazan Üniversitesi açıldı. Bugün halâ hizmet vermekte olan üniversitenin ana binası 1805-1814 yılları arasında inşa edildi. 1800 yılında şehirde ilk matbaa, 1809 yılında üniversite matbaası, 1811 yılında da ilk kitap mağazası açıldı. 
 
 
 
Kazan’da Şark Matbaası (Azyatiski Tipografiya) isimli ilk Arap harfli matbaa da yine 1800 yılında açıldı. Bu matbaada 1802-1810 tarihleri arasında 50 bine yakın çeşitli dini kitaplar ve Kur’an basıldı. İkinci Arap harfli matbaa 1802 yılında Kaan Üniversitesi’nde açıldı. Bu iki matbaa 1829 yılında birleştirildi. Haritanov Matbaası, Kazan’daki Arap harfli matbaaların en iyilerinden biri idi. Bu matbaada 1909 yılına kadar 2 milyon civarında İslamî eser basıldı. Sibirya'nın yerleşime açılmasından sonra şehrin ticari önemi daha da arttı. 
 
 
 
XX. yüzyılda Kazan, Rusya İmparatorluğu’nun en önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri durumuna geldi. 2 Ocak 1848’de ilk banka, 24 Mayıs 1850’de ilk kız lisesi, 1860'ta ilk deri fabrikası (Alafuzov), 1865'te şehir kütüphanesi, 1876’da Tatar Öğretmen Okulu, 1881 ilk müzik okulu açıldı. Şehrin en büyük kütüphanesi olan Kazan Devlet Üniversitesi Kütüphanesi (Nauçnaya Biblioteka İmeni N. İ. Lobaçevskogo) 1814 yılından itibaren kitap toplamaya başladı. 1907 yılında 18.508 kişinin istifade ettiği kütüphanede 160 bin cilt kitap bulunuyordu. 1997 sayımına göre kütüphanede 4.700 bin cilt kitap bulunmaktadır. Bu kitapların 153 bin cildi Tatarca, 23 bin cildi de Arap harfli matbu ve el yazmasıdır. Şehirdeki diğer bir önemli kütüphane de Tataristan Millî Kütüphanesi’dir. Bu kütüphanede de 3.700 bin cilt kitap bulunmaktadır ve bunların 80 bin cildi Tatarcadır.
 
 
 
Kazan 27 Mayıs 1920’de kurulan Tataristan Muhtar Cumhuriyeti’nin başkenti olduktan sonra hızla gelişmeye başladı. 1926’da yolcu otobüsleri çalışmaya başladı. 1928’de kanalizasyon inşasına ve yeni konut yapımına başlandı. 1932 yılında havacılık enstitüsü ve sinema filmi üreten bir fabrika açıldı. 13 Nisan 1945'te Rusya İlimler Akademisi’nin Kazan şubesi açıldı. 1954 yılında şehre doğal gaz boru hatları döşenmeye başladı. 
 
 
 
Kazan Üniversitesi, Pedagoji Üniversitesi, Teknik Üniversite, Konservatuvar ve çeşitli yüksek okullar, şehirdeki en önemli öğretim kurumlardır. İlimler Akademisi’ne bağlı çeşitli enstitüler de üniversite sonrası eğitim verilmektedir. Galiasker Kemal, Kerim Tinçurin, Musa Celil, Kaçalov drama tiyatrosu şehirdeki en büyük tiyatrolardır. Tukay, Lenin, Musa Celil, Gorki ve Devlet Müzesi (700 bin parça koleksiyonu bulunmaktadır) şehirdeki önemli müzelerdir. 
 
 
 
Sovyetler Birliği Dönemde inşa edilen yeni üniversite binaları, parlamento binası, sirk ve Tataristan oteli, şehirdeki görkemli yapılardan bazılarıdır. 
 
 
 
1990’dan sonra Türkiyeli inşaat şirketleri tarafından inşa edilen devlet binaları, spor sarayı, pramit (eğlence merkezi), Safar oteli ve filarmoni salonu şehirdeki modern yapılardan bazılarıdır. Ayrıca 1990’dan sonra Kazan’ın hemen hemen her mahallesinde inşa edilmeye başlayan değişik mimarideki küçük camiler ve kiliseler de şehre çok dinli bir kimlik vermiştir. Devlet müzesi, Tukay müzesi, Millî Kütüphane binası, Opera binası, Mercanî, Apanay, Burnay, Ecim (Azimov), Peçen Pazarı ve Sultan camileri ile St. Pavel ve St. Pyotr kiliseleri ve Kazan Lenin Üniversite binası Kazan'daki önemli tarihi eserlerden bazılarıdır.
 
 
 
Volga (İdil) Irmağı kenarında yer alan Kazan kenti, binlerce yıllık tarihi ve kültürel zengin dokusu yanı sıra, doğal güzellikleri ve zengin mutfak kültürü ile de Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin ve genel olarak da Rusya Federasyonu’nun eşsiz coğrafyalarının başında gelmektedir. Dünyada farklı mevsimlerde, mutlaka gezip görülmesi gereken yerlerin başında gelen, içinden Volga akan Kazan’ı merakla keşfetmek ve belgelemek istiyor iseniz, gezi haritanıza Kazan’ı işaretleyiniz… Ömrünüzde kazan kaynamadan, Kazan’ı görünüz… Gözünüz arkada kalmasın… Trans Sibir treni ile Sibirya coğrafyasında yaptığım 10 bin kilometrelik ve 21 günlük kezimin 3. durağı olan Kazan, yeni konuklarını bekliyor… 3. kez gittiğim Kazan gezimde, beni konuk eden değerli iş adamı Metin Yıldırım, TYH ve Kazan Öğrenci Yurdu Müdürü Hüseyin Kılınç ve Fatih Beye ayrıca teşekkür ederim… Bu gezimde bana pek çok olanaklar sağlayan, Kazan Kentini yeniden inşa eden yüklenici firma sahibi olan rehber arkadaşım Metin Yıldırım, Kazan’da hala izleri bulunan İdil Bulgar Tatar Türk Hanlığı hakkında şu bilgileri verdi…
 
 
 
Kazan’da İdil Bulgar Tatar Türk Hanlığı
 
Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan’ın başkenti Kazan şehri sınırları içinde yer alan Volga (İdil) Nehri kıyısında yer alan antik İdil Bulgar Türk Köyü’nün tarihi dokusu bakımından çok eski zamanlara dayanmaktadır. Köyün girişinde ter alan antik tarihi yapılar, bu gerçeği belgelemektedir. Müslüman Tatar Türkleri ile Ortadoks Rusların binlerce yıldır sorunsuz ve kardeşçe birlikte yaşadıkları bilinmektedir. Özellikle bu köyde bulunan Kilise ve Caminin yan yana olan görüntüsü, farklı inançtan olan halkların birlikte yaşama kültürü, pek çok coğrafyadaki topluluklara örnek teşkil etmektedir. Burada yer alan müzeyi gezmek ve tarımla uğraşan insanların bu kültürüne tanıklık etmenin güzelliğini yaşamak oldukça hoş bir anıdır. Bu köyde yer alan Müslüman halkın zor koşullarda ve farklı sistemlerde,  kendi inanç ve ata kültürlerini bu güne kadar korumuş olmalarını gözlemlemek ise, bir başka tarihi medeniyetlere tanık olmanın ayrıcalığıdır. Bu bağlamda, İdil Bulgar Türk Köyünü yurt edinen Müslüman halkın tarihi dokusu (Ön İdil Bulgar Hanlığı) hakkında şu bilgileri öğrenmekte yarar vardır…
 
 
 
7-10. yüzyılları arasında ortaya çıkan bir Türk topluluğu. Büyük Bulgarya Hanlığı'nın Hazarlar tarafından dağıtılıp Ön bulgarlar halkının bölünmesinden sonra meydana gelmiştir ve 13. yüzyıla kadar toplu halde kalmış olan bir halk olmuşlardır.
 
 
 
Ön Bulgarların güneybatıya göç eden Tuna Ön Bulgarları bölümü 9. yüzyılda Hristiyanlığı, İdil Ön Bulgarları ise 8. yüzyılda İslamı kabul etmişlerdir. İslamı devlet dini olarak kabul eden ilk Türk devletidir.
 
 
 
İdil Ön Bulgarlarının kuzeyde kurdukları hanlık, bölgede önemli ticari güce sahip olmuştur. Sonradan bu devletin kültürel mirası, Cengiz Han'ın Altın Ordu'suna akmış ve en sonunda Kazan Tatarları tarafından sürdürülmüştür.
 
Kazan Tatarları 19. yüzyıla kadar kendilerine hala "Tatarlar" değil "Ön Bolgarlar" denilmesine önem vermişlerdir. Çuvaşlar da kendilerini İdil Ön Bulgarlarının torunları olarak görürler. Günümüzün milliyetçi Çuvaşları, hala ülkelerine "Çuvaş Cumhuriyeti" yerine "Bolgar Cumhuriyeti" adı verilmesi gerektiğini vurgularlar.
 
 
 
Kubrat Han'ın kurduğu ilk Büyük Bulgarya Hanlığı'nın 640 yılında Hazarlar tarafından mağlup edilmesi sonucu Ön Bulgarlar iki büyük kola ayrılıp Karadeniz'in kuzeyindeki eski memleketlerini terk etmişlerdir. Kubrat'in oğlu Asparuh ile güneybatıya göç eden kol Balkanlar'da kurdukları Birinci Bulgar Devleti günümüz Bulgaristan'ının temeli olurken, Kotrak Han ile kuzeye göç edenler Volga Nehri'ne bitişik bir hanlık kurarak İdil Ön Bulgarlarını oluşturmuşlardır. Ön Bulgarların, Kubrat'ın diğer bir oğlu olan Batbayan'ın yanında kalan bölümü, Hazarların kontrolü altında yaşamayı kabul etmişlerdir. Bu yüzden Hazar Kağanlığı'nda kalanlara "Kara Bulgar" ve İdil Ön Bulgarlarına "Ak Bulgar" da denilir.
 
 
 
Büyük Bulgarya Hanlığı'nın parçalanması üzerine, İtil bölgesine göçen Ön Bulgar kabileleri, ilk zamanlar Hazarlarla dost geçindiler. Beş yüzyıllık tarihi ile sağlam siyasi ve askeri teşkilata sahip oldukları anlaşılmaktadır. Yerleştikleri toprakların verimli olması, ticareti iyi bilmeleri bu devlete güç kattı. Devletin başkenti olan “Bulgar” şehri, 11. ve 12. yüzyılda Avrupa'nın en önemli ticaret şehirlerinden biriydi.
 
 
 
Bulgar tüccarlar Hazar ülkesinde, Müslüman tüccarlarla karşılaşmaları, İtil Ön Bulgarlarının 10. yüzyılda İslam dinini benimsemelerinde etkili olmuştur. Bulgar Hakanı Almuş; 920 yılında halife El-Muktedir’den ülkesine din adamları ile mescit inşası için mimarlar göndermesini istedi. İtil Ön Bulgarları, İslamiyeti kabul etmeye başladılar. Almış Han İslam dinini benimsedikten sonra Ja'afar ibn Abdullah) ismini almıştır.
 
 
 
İdil Ön Bulgarları'nın bağımsız bir devlet kurmaları, Rus Çarı I. Svyatoslav 966 yılında Peçenekleri mağlup edip Hazar Kağanlığı'nı da dağıtmasına kadar beklemiştir.
 
 
 
İdil Ön Bulgarları 922 yılında, Alamuş Han'ın (Almuş, Almas, Almış) hükümdarlığı sırasında İslam'a geçmişlerdir. Alamuş Han, bir kale yapımı içim Bağdat'taki El Muktedir halifesinden yardım istemiş, ve halife, kale mimarları ile birlikte din adamları da gönderip, İslam'a geçişini kale yapımı yardımı için şart kılmıştır. Böylece İdil Ön Bulgarları, daha Karahanlılardan bile önce toplu halde İslama geçerek, İslam'a topluca geçen Türk halkı olmuşlardı. İdil Ön Bulgarlarının Müslüman olmasından dolayı, daha güneyde bulunan İslami halklarla iletişimleri ve alışverişleri artmış, ve böylece arap ülkelerinden Ruslara giden lüks malların ticaretini kontrol etmeye başlamışlardır.
 
 
 
İdil Ön Bulgarları başarılı bir tarımcılık geliştirip, Bolgar, Bilar (2. başkentleri), Suar (Suvar), Kaşan, Çükätav (Juketav), Aşlı (Oshel), Tuxcın (Tukçın), İbrahim (Bryakhimov) ve Tavile gibi birçok kentler kurmuşlardır. Ayrıca birçok cami ve kervansaray inşa etmişlerdir. 10. yüzyıla kadar hala, en azından yaz aylarında tahta evleri terk edip çadırlarda oturmuş oldukları bilinir.
 
 
 
İdil Ön Bulgarları için en mühim komşuları, Hazar hanlığının 966 yılında yıkılmasından sonra Ruslar ve Peçenekler olmuşlardır. 11. yüzyılın ortalarında İdil Nehrinin güneyinde yaşamış olan Peçeneklerin yerini Kıpçaklar (ya da Kumanlar) almıştır.
 
 
 
1006 yılında İdil Ön Bulgarları, ticari amaçlardan dolayı ilk kez Ruslarla diplomatik bağlantılar kurmuşlardır. İbrahim Han döneminde (1006-1025) bu bağlantılar Horasan'a kadar uzanmıştır. 12. yüzyılda ama Rus prensleri Bulgar tüccarlarının yolunu kestirip onları soydurdukları ve hatta onlara işkence ettirdikleri için, Ruslar ile aralarında ciddi sorunlar yaşanmıştır. 1117 yılında Prens Yuri Dolgoruki (hükümdarlık süresi: 1125-1157) ve Kıpçak Han'ı Ayepa arasında bir birleşme anlaşması gerçekleşmiştir. Ön Bulgarlar ama Ayepa Han'ı ve diğer Prensleri zehirleyerek bu anlaşmayı dağıtmayı başarmışlardır.
 
 
 
Andrei Bogoljubski (hük. 1157-1174) hükümdarlık zamanında İdil Ön Bulgarlarına saldırmış ve devletlerini tekrar tehdit etmiştir. Ruslara karşı sürdürülen bu savaşların birisi Gadbulla Çelbir Han (hük. 1178-1225) zamanında gerçekleşmiş ve bundan kısa süre sonra Moğollar Kalka'yı yağmalamalarından dönüşlerinde İdil Bulgarları ülkesini basmışlardır. Moğolların gücü artması devam sürdükçe İdil Ön Bulgarları devletinin sonu kaçınılmaz olmaya başlamıştır.
 
 
 
1236 yılının sonbaharında Batu Han gelmiştir; Volga Nehri'nin civarında Ruslara karşı saldırmak için toplanan dev ordusu Bulgar kentini talan etmiştir. Böylece büyük bir katliam ile İdil Ön Bulgarları hanlığının sonu gelmiştir. Hayatta kalan İdil Ön Bulgarları Moğol ordusuna katılmaya zorunlu tutulmuşlardır. Cengiz Han'ın Altın Orda döneminde İdil Ön Bulgarları toprakları ve inşa ettikleri kentler Cengiz Han'ın aristokratları için bir merkez haline gelmiş ve 14. yüzyıla kadar bu önemini korumuştur.
 
 
 
1237 yılında Moğol hükümdarı Batuhan tarafından ortadan kaldırdılar. Yüksek medeniyete sahip olan Kazan Ön Bulgarları, Moğolların ve Altın Orda Devleti'nin Türkleşmesine neden oldu. 1399 yılında Rus istilasına uğrayan Bulgar Devleti, Altın Orda Devleti yıkılınca 1437 yılından itibaren “Kazan Hanlığı” bünyesinde varlıklarına devam ettiler.
 
 
 
Volga (İdil) Nehri boylarında kurulan İdil Bulgar Hanlığı, 965 yılına dek Hazar Devleti'ne tâbi olmuş, anılan tarihten 1237'ye kadar bağımsız kalmıştır. Hanlar, 922 yılında resmen Müslüman oldular. 1237'den itibaren, Altın Orda Devleti'ni metbû olarak tanıyan İdil Bulgar Hanları döneminde devlet iyice küçüldü ve 15. yüzyılın hemen başında, tamamen Altın Orda Devleti'ne ilhak olundu. Ural Dağlarını aşıp, Tataristan’da bulunan, Volga (İdil) Nehri kıyısında yer alan Kazan şehrini ve çevresinde yer alan Tatar Türk köylerini gezmelerini salık veririm. Rusya Federasyonu topraklarında (Sibirya’da) yer alan Tataristan, Başkurdistan, Hakas, Altay, Tuva ve Yakutistan gibi öteki Türk Kültürü izlerini yaşatan halkları da gezip görmenizi önermekteyim. Bir başka gezi yazım kapsamında, Yoleri Gezgin Derviş olarak; özgün fotoğraflar eşliğinde, bu coğrafyaları ve kültürleri de yazacağım… Yolunuz ve bahtınız açık olsun…
 
Teks ve fotoğraflar: Dursun Özden arşivi.
 
Kaynak: www.dursunozden.com.tr
 
Filiz Alev, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 155
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 346
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

ÖZDEN, Dursun; (d: 21.10.1950, Niğde, Türkiye). Gazeteci, Gezi Yazarı, Şair, Belgesel Dursun Özde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster