Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
23
 

İdrak mı Dedin, Ne Mümkün?

İster bilim adımı olun, ister düşünce adamı; bilim adına keşfettiğin her bilgi, düşünce adına söylediğin, ya da yazdığın her fikir, güç araçlarından beslenenlerin elini güçlendirir çoğu zaman. Atomun parçalanabilir olduğunu keşfeden için de, vatan ve de hürriyet aşkıyla yazan için de geçerlidir bu beşeri hakikat.

Hatta bu yolda bilim adamı da, düşünce adımı da çekilir hesaba, kimi sürgün edilir, kimi ülkesinden ayrılmak zorunda kalır. Böylesi bir gerçek karşısında sıradan insanların durumu da ‘kanlı irinli’ savaşlarda can vermek olacaktır. Olacaktır dediğime bakmayın bu insanlık tarihinin bir özeti gibidir, güç araçlarından beslenenlerin elinde; bilim de düşünce de birer silahtır. Öylesi bir silahtır ki, bilim ve düşünce adamlarını bile hesaba çeker.

Bu konuda bilim adamı Albert Einstein’ı, vatan ve hürriyet aşkıyla nice edebi eser yazan Namık Kemal’i örnek verebiliriz. Albert Einstein’ın Almanya’da yaşayan, etnik kökeni Yahudi olan bir bilim adamıdır. Ne garip, Almanya’da Hitler’i iktidara taşıyan, onu ekonomik ve siyasal anlamda destekleyenler de Amerikan Yahudileri olur. Zamanla Almanya’da yaşayamayacağını anlayan Albert Einstein, Amerika’ya göç edecektir II. Dünya Savaşı’nın tamtamları çalınırken…

Namık Kemal, 1873 yılında yazdığı “Vatan Yahut Silistre” adlı tiyatro eseri, 1 Nisan 1873 tarihinde Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahneye konduğunda; soluğu Kıbrıs’ta alacaktır. Ama bunun ne anlama geldiğini bir süre sonra yaşanacak 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) gösterecekti. Rus kuvvetleri Yeşilköy’e dayandığında… Uzatmayalım: Berlin Konferansı ve Antlaşması yapılırken, Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ta, İngiltere’ye askeri üs verilecekti.

Namık Kemal’in, vatan aşkını, hürriyet fikrini yazdığı eserlerde öne çıkardığı yıllardı bu yıllar… Vatan dediği coğrafya, adım adım Batılı sömürge imparatorluklarının eline geçmeye başlamıştı. Bu anlamda Batı karşısında, Osmanlı yönetimi de, bir nesneleşme süreci yaşıyordu. Diğer bir ifadeyle Osmanlı devleti, 18. yüzyılın sonlarında ABD’nin kuruluşuyla dünya güçler dengesindeki rolünü ABD’ye kaptırmıştı, ya da uluslararası etki gücünü kaybetmeye başladığı gibi reel bir gerçek vardı.

Bu da Osmanlı devletinin egemenlik haklarını sınırlandıran bir durumdu, dahası zaman içinde halkının hürriyeti de tartışılır hale gelecekti. Belki de böylesi bir devinimin kıvranışında “Hürriyet Kasidesi” gibi, dizelerinde sadece Osmanlı toplumunu değil, insanlığı da kuşatan evrensel bir hürriyet fikrini ortaya koyacaktır.

Siyasetin, onun bir nevi at koşturma alanı olan devlet nizamının, insanları hür kılan değil, hürriyetini sınırlandıran olduğunu anlatacaktır “Hürriyet Kasidesi”nin dizelerinde. Ama bunu nasıl yaptığının bilgisini de sunar adeta. Eleştirisi doğudan Osmanlı devletini yönetenlere gibi gözükse de, Osmanlı’yı, hatta adım adım insanlığı her alanda nesneleştirecekleri de eleştirir Namık Kemal.

“Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet

Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”

dizeleri bu bakımdan oldukça önemlidir. Namık Kemal, bu iki dizesiyle, ister ulusal, ister evrensel anlamda hürriyeti yaşatacak, ya da hürriyet fikrini sıfırlayacak ciddi bir veri sunmuştur; gerek hürriyet fikrini yaşatacaklar için ve gerekse hürriyeti sıfırlayacaklar açısından.

Bu veri, ne yazık ki bilinen bilinmeyen pek çok güç aracıyla donatılmış siyaset kurumunun, özellikle de Yakınçağ itibariyle Batı medeniyetinin inşa ettiği siyasal kültürün; izini sürdüğü bir vaziyet olmuştur. İnsan, insanın kurdudur, bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler vs. manifestolarla inşa edilen modern devlet, hakkı kuvvetin emrine verdiği gibi, aynı zamanda her türlü hak kullanımını insanlığın elinden alacak bir ‘idrâk’ sorunuyla da karşı karşıya bırakacaktır.

Bu yolda eğitim, din, ekonomi gibi diğer toplumsal kurumları da istediği yönde seferber edecektir. Böylesi bir süreci yönlendirenler, zaman içinde öyle bir muktedir hale gelirler ki, insanlığı idrak yoksunu; ama hür olduğu duygusuyla da adeta avuçlarında hapsedeceklerdir.

II. Dünya Savaşı’nın (1939-1945) sonlarında, ABD savaş uçakları, Hiroşima ve Nagazaki’ye, 6-9 Ağustos 1945 tarihinde atom bombası attığında, bilmem ki Albert Einstein ne düşünmüştü? Ya II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel dünya devleti gerçeğinin, insanlığı zamanla ne hale getirdiğine şahit olsaydı Namık Kemal, bilmem ki ne derdi?

Küresel muktedirler, öyle bir çalıştılar ki, sanki “Hürriyet Kasidesi” şiirimdeki dizeye nispet edercesine, dünyanın dört bir yanındaki sözde devletlülerin (seyfiyesi, ilmiyesi, kalemiyesi), halklarının ve de genel anlamda insanlığın idrak gücünü sıfırladılar.

Böylesi bir gerçekte ‘zulüm’ sevgi olur narsisçe, nice ‘bidat’ üretilir balçıkla sıvanan dinden, ‘hürriyet’ fikrini imha yolunda, ya da yolsuzluğunda. Yaşananlar gösteriyor bunu, detaylandırmaya ne hacet, beyinler bile inşa edilebilir oldu artık, tabii ki idrak yolunda değil gırtlak yolunda.

Demek ki istikamet ne yöndeyse, beyin de, hazır bir neferdir emrinde…

Söz bu noktaya gelmişken hiç kimse üzerine alınmaz; ama birkaç soruyla devam edelim yazımıza. 28 Şubat sürecin aktörlerinden dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, “Erbakan, kanlı mı olacak, kansız mı, dediğinde asker olarak korkmuştuk” demiştin, acaba idrak edebildin mi, Erbakan’ın vefat ettiği (27 Şubat 2011) günlerde görünür olan Ortadoğu’daki yangın, tam da onun anlatmaya çalıştığı konuydu?  

28 Şubat’ın artçı sarsıntılarının yaşandığı günlerde “28 Şubat, bin yıl sürecek” diyen Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, o gün bu gündür idrak edebildin mi, her yozlaşmış 28 Şubat’ın karşısına, aynı yozlaşmış küresel güçler; geçmişten bugüne nice Ağustos ayını çıkarmıştır?

Uzun süre Cemaatin Genelkurmay Başkanı diye takdim edilen Hilmi Özkök, tam da toplumsal kıyametimizin ateşinin fitillendiği günlerde, “kasaptaki ete, soğan doğranmaz” demiştin, acaba idrak edebildin mi bugünlerde soğan yok satıyor, kasaptaki ette ne sağlam bir tencere, ne de sağlam bir tabak bırakmamıştır? 

27 Nisan 2007’de e-bildiriyi yayınlayan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 15 Temmuz faciası karşısında adalet yerini buldu dedin, hakikaten adalet yerini buldu mu, yoksa Dolmabahçe Görüşmesi Mahkeme-i Kübra’ya mı kalacak? Acaba bu gerçeğin ne anlam taşıdığını idrak edebildin mi?

2007 erken genel seçimleri öncesinde, Erzurum’da halka hitap eden MHP Genel Başkanı Bahçeli, halkın üzerine fırlattığın urgan, İmralı’daki Öcalan’ın boynuna mı geçti, yoksa Cumhuriyet’e giden yolda bir kilometre taşı olan Erzurum Kongresi’ni toplayan asil insanların boynuna mı geçti, acaba idrak edebildin mi?

Şu bir gerçek, daha pek çok idrak sorusu sorabilirim; ama Cumhuriyet’in bitiş ilanını zayıfların üstünden gösterecek kadar namert olanlara, soru sormak kadar, soru soranı küçük düşüren; alçaltan bir durum yoktur. Bu nokta itibariyle yaşadığım coğrafyanın alçaklarından biri olduğumu itiraf etmek isterim.

Alçağım; çünkü böylesi bir sürece yazılarımla hizmet ettim.

Tıpkı Albert Einstein ve Namık Kemal gibi demek istemem. Eğer bir sorgulamaysa, herkes kendini sorgulamalı, kuvveti, hak görenlerin, her türlü yanlışı zayıfların üzerine yüklemesi, bir kahramanlıksa, sonsuza kadar sürsün kahramanlıkları…

Ama hakikat nazarında “kapitalizmin kanlı cenaze alaylarında” birer neferdirler o kadar.

İdrak mı diyorsunuz, işte idrak?

Zaman içinde sinmiş ve de sindirilmişlerde böylesi bir idrak yoktur, nice birikmiş günahlarını zayıfların üstüne yüklerler; ama yine de dürüst adamlardır, namuslu adamlardır, kahraman adamlardır. Kahramanlık mayalarında vardır, namus hiçbir zaman çıkarmadıkları elbiseleridir, dürüstlükleriyle de, her biri birer abidevi şahsiyettir.

İdrak mı diyorsunuz, işte idrak?

Bu ikili bir idrak, isteyen istediğini seçsin, hayır ikisi de bizi bozar diyenler olursa, uykuları sonsuza kadar sürsün. 

Bu hal de bir başka idrak düzeyidir, öyle değil mi?

Rıza Üsküdar

5 Şubat 2019/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3422
Toplam yorum
: 2174
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 575
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster