Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '10

 
Kategori
Balıkçılık
Okunma Sayısı
812
 

İğneada da ilk mola!

İğneada da ilk mola!
 

İğneada önü...


Sonbaharın ilk günü ve sabahın ilk saatleri tan yeri ağarırken; “Vaooovv Vaooovv” diye, ileri geri yapan balıkçı teknesi, yanaştığı iskeleden çıkış yaparken arkasında; yosunlar ile sarmaş dolaş olmuş deniz çivilerini, denizatlarını, ilaryaları, tekeleri bilumum mahlûkatı su yüzüne çıkarmıştı. Fırsat bu fırsattır diyen ve uzatmacıların kopuk mantar yakalarından veya yırtık ağ gözlerinden geçerek veya üzerlerinden atlayıp türlü risk ve tehlikeyi göze alıp limana gelmiş ve pusuya yatmış levrekler, kefaller, yeni yetme çinolar, defneler, zarganalar bu anaforun içinden sebeplenmek için adeta birbirleriyle yarış halindeydiler.

Kaptan dümeni limanın çıkışına kırdı ve rolente de seyir etmeye başladı.

Bu esnada ne kadar acemi tayfa varsa, “Ne oluyor yahu” diye apar topar tahta ranzalarından aşağıya atlayıp, sabahın çiy düşmüş güvertesinde şaşkın ördek gibi bir yandan titriyor bir yandan gözlerini ovalıyorlardı.

Kaptan; kendi köşkünden tayfalara seslendi; Gazanız mübarek olsun arkadaşlar “Vira bismillah”

Kaptan Refik Hoca, ortağı Hayrullah ağabey, Teknenin müdavimi Tayfa başı Bahattin ve Yavuz ağabey; diğer tayfalar Tokatlı pehlivan, Mehmet Ali, Boncuk Mehmet, Batonun Hasan ve ağabeyi Zeynel, Macır Hüseyin, Laz Hasan ve ağabeyi Laz Refik, Hasan kök… Vs

Bu gün alamana balıkçılığımızın ilk günü benim gibi bu işi ilk defa yapan arkadaş sayısı oldukça fazla. Bu yüzden bizim teknenin tayfalarıyla diğer tekne sahipleri ve tayfaları dalga geçiyorlardı. “Sübyan gırgırcılar…” Bahattin ağabey bize bir gün öncesinden görev taksimi yaptı. Tecrübelileri kurşun yakaya ve tora, beni ise kuvvetli olduğum için mantar yakaya verdi.

Mantar yaka da ne yapacağım bana sözlü olarak, yani, teorik olarak anlatıldı ama deneme mahiyetinde hiç molamız olmadı ve sanırım onu da bugün yapacak ve ilk pratik mantar yakacılığımı gösterme imkânım olacaktı.

Bir yandan çiğ mazot kokusu diğer yandan egzoz kokusu daha ilk anlarda benim midemi ağzıma getirmişti! Kendi kendime iyi mi yaptım, kötü mü yaptım diye cebelleşirken; etrafımda ki arkadaşların candan, samimi ve bana destek olmaları karşısında sıkıntılarımı kolay atlatacağımı düşündüm. Bu dayanışmaya bu desteğe burada gerçekten ihtiyacım vardı.

Limandan dışarı çıktığımızda yoğun bir sis vardı ve erken saatler olduğu için hava oldukça soğuktu. Kaptan kıyı kıyı gidiyor, çarşaf gibi denizin üzerinde oynak arıyordu. İnanır mısınız limandan çıkalı henüz bir mil olmuştu ki; benim gibi acemi biri için müthiş denilebilecek bir su üstü balık şöleni ile karşılaştık. Sanki birileri bu denize istavrit ekmiş!

Evet, ilk deneme molamız balıklı olacaktı! Reis balığa panik yapmadan açık deniz tarafından yaklaştı, balıkları sağ tarafımıza aldı ve biraz geriden “MOLAAA” diye bağırarak tam yol ileri verdi. Egzoz sesi ortalığı yarıyordu İğneada da balıkçı yasağının kalktığı ilk gün ve yılın ilk molası bize nasip olmuştu. Teknenin çıkardığı ses, liman içinde geciken usta balıkçıları harekete geçirmiş, ardı ardına çalışan motor seslerini… reislerin, tayfaların, telaşını duyuyorduk.

Refik Hoca ve ekibi kısmetini çoktan almıştı! Ve siz beni görecektiniz; o heyecanla kim bilir kaç kez karayip korsanı gibi mantar yakadan sıkı sıkı tutunmuş asılı vaziyette, denize doğru defalarca gittim geldim. Acemi tayfaların sevincini ve şaşkınlığına alışık reisimiz Refik Hoca ve ortağı Hayrullah ağabey, teknenin en üst kamarasının balkonundan bizi izliyorlardı.

Yüzlerindeki o mutlu ifadeyi ben gördüm. Hem balık tutmanın sevinci, hem tayfaların mutluluğu... hakikatten görülmeye değerdi.

Hayatımda ilk defa bu kadar çeşit balığı bir arada görüyordum. Vatoz’u, rina’yı, kalkanı, kefali, kırlangıcı, istavrit’i, tirsi’yi, lüferi, palamudu, mersin balığını, trakunya’yı… Sanki dehşet bir akvaryumun içine mola etmiştik. Üçer beşer hemen her balıktan ağımıza girmişti. Kim bilir, belki bu bir acemi şansıydı. Bir daha aynı çeşitliliği hiç göremedim ben.

Beynimdeki hard disk ömür boyu unutamayacağım bilgileri kaydetmeye başlamıştı. Daha ilk gece tuvalette deniz suyunda ki yakamoz beni olağan üstü etkilemişti. Gece kovalarca su dökerek ortalığın ışıl ışıl olmasını seyrettim. Duyduğuma göre bazı acemi tayfalar tuvalette “BURAYI CİNLER BASTI” diye avaz avaz bağırarak kaçmışlar.

Kıtalın ucundan tuttuğumuzda Allah Rahmet eylesin Bahattin ağabey bana “çabuk gönderi getir kayık yanladı” dedi. Ben şaşkın şaşkın gönder de neyin nesi diye bakınırken kamara ile küpeşte arasındaki uzun değnekleri bana gösterdiler. Hemen bir tane alıp kıtalın yanına koştum; “Suya daya tekne sallanmasın” dediler! Ve ilk kez keklenmenin ne olduğunu burada öğrendim :)

&&&

Etrafımız bir anda onlarca tekne tarafından sarıldı herkes ne aldığımızı merak ediyordu. Gülüş cümbüş bu ilk molamızı alnımızın hakkı ile başarmıştık. Son kıtalı vurduğumuzda aşçımız ilk balıkları tavadan çıkarmaya başlamıştı. Kasalamaya geçmeden önce ilk defa sabahın köründe balıkla kahvaltı yaptık.

O gün limanda balık alan sadece bizim tekne olmuştu. Bir anlamda Sübyan Gırgırcılar rüştünü ispat etmiş ve bu deyimi çıkaranların ağzını bir tekne dolusu balık ile tıkamıştı. Kokuyu duyan geliyordu, yemeklik balık isteyen tayfaların bir kısmı mahcuptu. Balığı alırken, balık gibi kızardılar kih kih kih…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 438
Toplam yorum
: 1047
Toplam mesaj
: 121
Ort. okunma sayısı
: 792
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog’a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster