Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
104
 

Ihlamur Ağacından Düşen, Düşler

Ihlamur Ağacından Düşen, Düşler
 

Ihlamur ağaçları ne de güzel ve faydalı ağaçlardır. Güzel kokarlar, insanın içini, kokularıyla beynini açarlar. Çocukluğumuzda en sevdiğim şeylerden biri de ağaçlara tırmanıp ağaçtan düştüğüm çok olmuştur.  En lezzetlisi çiçek olanıdır. Ama ıhlamurun dalı, yaprağı hatta kabuğu bile kaynatılıra çay olabilir, şifa olabilir. En doğalı, en basitidir. Derken bir dal kırılır ve ben yeri boylardım. Çok düşer, incitirdim bir yerlerimi ama düşer kalkar işime devam ederdim. Çocukluk ve eski çok güzeldi. Ve her şey çok eskilerde mazi kaldı, düşüncelere dalıyorum:
 
“Benim hafızam, mantığım bazı şeyleri gerçekten anlayamıyor. Türkiye’de hemen her seçimde yirminin üstünde parti yarışıyor. Bu partilerin şehirlerin birçoğunda örgütlenmeleri, örgüt yapısının olması gerekiyor. Bu örgütlenmeyi nasıl sağlayabiliyorlar anlayamıyorum.
 
Parasız, bedava insanları çalıştırmak, afiş asmak mümkün değil. Matbaadan afişlerin dahi çoğaltılması binlerce lira tutuyor olmalı. Sadece küçük bir ilçede bir belediye başkanı adayı seçim çalışmaları için yüz binlerce lira harcıyorken, bu küçücük partiler söz konusu seçimlerde yüz binlerce lirayı nasıl ve nereden buluyorlar. Ben şahsen bunu gerçekten anlamıyorum, anlayamıyorum. Birileri parayı veriyorsa ki, kardeşin kardeşe para vermediği şöyle bir zamanda para veren kişi bunu belli bir amaç için veriyor olmalıdır, diye düşünmekteyim. Acaba yanlış mı düşünüyorum? Sıradan vatandaş olan ben, diğer birçok partinin adını seçimden seçime duyuyor ve sonra unutuyorum, sonra tekrar seçimlerde eğer oy kullanırsam hatırlıyorum. Oy kullanmayanlar ise seçimlere dört parti katılıyor zannedebilirler.
 
Siyaset bana göre bir tür aracılık hizmetlerine dönüşmüş duruma getirilmiş. Bu da seçilenlerin hizmet laflarıyla çelişen bir durum. En nihayetinde yaptıkları iş için milletin ödediği vergilerden ciddi bir maaş, emekli maaşı alıyorlar. Yolluklar, ödenekler, yönetim kurulu üyelikleri maaşlar hiç de azımsanacak rakamlar değil. Kedi uzanamadığı ciğere murdar dermiş, bizimki de o hesap oluyor belki ama bu da bir fikir.
 
Vatanımızın en garibanlarının çocukları her yıl davullarla zurnalarla düğün alayına katılır gibi daha önce on sekiz şimdilerde on iki aylığına kendilerini vatanın hizmetine sunmak için tüm hayatlarını sıfırlayıp, yola çıkıyorlar. Para kazanmak, şan ve şöhret sahibi olmak için değil sadece vatan ve kutsal görev ifası için, gerekirse kendilerini vatan uğruna feda edip, şehitlik mertebesine yükseltmek için yola çıkıyorlar bu kutsal bir görev oluyor. Aynı görev; başka kahramanlar da başka sahalarda yapıyorlar. Sporda; özellikle popüler spor dallarında basına yansıyor; öğreniyoruz ki, prim kavgasına tutuşmuşlar. Teknik direktörler derseniz milyonlarca dolar alarak milli bir hizmeti ifa ediyorlar. Millet aldıkları paraya laf etse de en ufak bir uluslararası başarıda teknik direktör veya sporcuların aldıkları parayı gözleri görmeyecek ama o da yok!
 
Milletvekilleri, belediye başkanlarına, halkın kendi seçtiği kişilere (en azından çoğunluğunun seçtiği) kişilere şüpheyle bakması yakışıksız bir durumdur. Halka bu durumda sorarlar; seçilenler kötü ise; madem o zaman iyileri seçseydin denebilir veya en ufak bir menfaat karşılığında kardeşinin gözünü çıkarmakta tereddüt etmiyorsun mevzu ortak giderleri karşılamak üzere herkesin ödediği vergilere gelince sessiz kalmanın nedeni nedir? diye sormak lazım.
 
Şahsen bir vekil, milletvekili olsa ve devlet bütçesinden maaş almasa tıpkı gariban vatandaşın oğlu olan askerlerin on iki ay vatanı için kutsal saydığı askerlik görevi gibi bunu menfaat elde etmeyi düşünmeyecek binlerce insan çıkacaktır. Maaş almayan, çıkarlar arasında ezilemeyen bir kişi çok daha hür ve adil kararlar alacağı düşünülebilir. Bu durumda vekil olacak kişi bir menfaat elde etmediği için de tehdit edecek, karar alırken kararlarını etkileyecek mekanizma sadece “millet bilinci, adalet bilinci ve Allah korkusu olabilirdi. Tek sorun; milleti temsil edecek kişileri bulabilmekte. İslam’ın ilk zamanlarında “kadı” tayin olmamak ve hata yapabilme ihtimaline karşılık Allah’ın huzuruna gönül rahatlığıyla çıkmayacağını düşünen ve bu uğurda emirlere karşı çıktığı için asılan hatta “deli” kılığına girenler Müslümanlar değiller miydi?  Prensipler konusunda anlaşılırsa, millet kendi evinin önünü temizlerse birçok sorunu çözmüş olur. Maddi olarak zenginleşmeye yol açmayan yöneticilik bu durumda belirli bir süre gerçekten ve istendiği için fedakârlık yapılan bir mekanizmaya dönüşür.
 
Batıyı yenmenin, Batılı yenmenin yolu, yeni yol veya yollar açmaktan geçebilir. Onların açtığı yoldan gidenler bilinmelidir ki, onların ardılı oldular. Kardeş, kardeşine düşman olup fenalık yapar da düşmanının yanında yer alırsa düşmanı kardeşini kardeşiyle yok edip öğle yemeği niyetine sindirdikten sonra diğer kardeş akşam yemeği için ziyafet olur. Bu klasik bir “Bizans” oyunudur.”
 
En güzel fikri henüz duymamış olabiliriz, yenidünyalar henüz keşfedilmedi, bugünün büyük fikirleri gelecekte komik bulunabilirler. Dünya öyle hızlı dönüyor ki, ondan hızlı hareket eden sadece düşüncelerimiz, hayallerimiz olabilir.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2262
Toplam yorum
: 322
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 158
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster