Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1584
 

İhsan Oktay Anar sempozyumu: ‘Tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek’

İhsan Oktay Anar sempozyumu: ‘Tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek’
 

İhsan Oktay Anar Türk edebiyatında öyle çok fazla tanınan bir romancı değildir. Topu topu 15 yıllık bir edebiyat geçmişi, 5 tane de romanı vardır. Ancak o, edebiyatımızda bir yer altı ırmağı gibi derinden ve sessizce akarak her geçen gün sularına yeni okurlar katmaktadır. Kitapları pek reklam ve tanıtımı yapılmadan şimdiden onlarca baskıya ulaşmış ve Anar edebiyat âleminde kendine sağlam bir yer edinmiştir. Kimsenin ele geçiremeyeceği, öyle bir şeye teşebbüs etse bile asla başaramayacağı müstesna bir yer… Çünkü Anar, kendisinin inşa edip içinde yaşadığı ve okurunu da yaşattığı bir dünyanın romancısıdır.

İşte bu dünyanın sakinleri geçen Cumartesi günü Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği, “İhsan Oktay Anar- Tarih Kadar Hayal, Rüya Kadar Gerçek” sempozyumunda bir araya geldi. Bilgi’nin Silahtar’daki Santralİstanbul kampüsünde düzenlenen sempozyuma katılan edebiyatçılar, eleştirmenler, sinema yönetmenleri, karikatüristler ve akademisyenler her yönüyle Anar romanlarını irdeledi. Bezmârâ topluluğunun kısa konseri ve Murat Belge ile Ahmet İnam’ın açış konuşmalarıyla başlayan sempozyum iki salonda toplam 7 oturumla devam etti. Sempozyuma ilgi çok yoğundu, oturumlar aynı anda iki salonda gerçekleştirilmesine rağmen çoğu kişi ayakta izlemek zorunda kaldı.

Prof. İnam’ın açış konuşması öteki konuşmacıların dile getirecekleri düşüncelerin genel bir çerçevesini oluşturdu. İnam, “Anar, bir münşidir (inşa eden), ben en çok onun bu dünya kurma sanatına hayranım, belki de gerçek sanat budur” derken tüm Anar okurlarının aklından geçen şeyi özetledi aslında… Evet, Anar aynen öyledir; o romanlardan, Osmanlıca kelimelerden, ilginç isimlerden, eski zaman giysilerinden, tuhaf aletlerden, mitolojik, ezoterik, felsefi, dinsel göndermelerden, bulmacalardan bir dünya kurmuştur. Bir kitabına başlayıp da sıkılmadan ilerleyebilirseniz hemen o hayali dünyaya adım atıp orada yaşamaya başlarsınız. Alabildiğine tuhaf ve hayalidir ama aynı zamanda bir o kadar da gerçektir. Tıpkı bir panayır veya lunapark eğlencesi gibi…

İnam, Anar’ın birbirinden bağımsızmış gibi görünen beş romanı bulunmasına rağmen aslında tek bir roman yazdığını söyledi. Tüm romanlarının iç içe geçmiş, aynı dünyaya ait metinler olduğunu vurguladı. Anar romanının “kendiliğinden” bir metin olduğunu, çağdaş romancıların birçoğunun yaptığı kurnazlıklardan, planlanmış formüllerden uzak durduğunu belirtti.

Romancı Gürsel Korat ise Anar’ın tarihi bir fonda geçen tüm romanlarında muktedirleri değil iktidar olamamışları, seçkinleri değil alttakileri anlattığını, tarihi dönemlere ait masal dilini postmodern bir kalıba döktüğünü söyledi.

Elif Şafak her şeyden önce bir Anar okuru olduğunu, üniversite yıllarında tanıştığı romanlarından çok etkilendiğini, hatta Pinhan ve Şehrin Aynaları romanlarında onun etkilerinin olduğunu açıkladı. Şafak, Anar’ın dilin sınırlarını genişleten bir yazar olduğunu söylediğinde geçen yıl Milliyet Blog’da Anar’ın Suskunlar romanını tanıtırken “Türkçeyi sevmek için bir sebep” diye tanımladığımı hatırladım. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=87552 Şafak, Anar için, “Türk edebiyatının en sufi yürekli yazarıdır; kimseyle rekabet etmez, karakterlerini, okuru ve öteki yazarları ezmez” dedi.

Sempozyumda dile getirilenler hemen hemen tüm Anar okurlarının aklından geçen şeylerin bir defa da uzman gözünden dile getirilmesiydi. Sanırım çoğu kimse duyduklarına şaşırmadı; çünkü zaten biliniyordu, en azından ben öyleydim. Orada konuşmacılardan biri olsam ben de aşağı yukarı aynı şeyleri söylerdim. Asıl şaşırtıcı olan herkesin kendi kendine düşündüğü şeylerin başkaları tarafından da bu derecede benzerlikle düşünülüyor olmasıydı herhalde... Ama Anar dünyasının sakini olmak da böyle bir şey zaten!

Sempozyumda Anar’ın beş romanındaki kahramanının modelleri, Kitab-ül Hiyel’deki üç makinenin maketleri, Suskunlar’daki müzik aletleri ve Amat kalyonunun ve bazı roman kahramanlarının güzergâhlarını gösteren kolajlar, Metin Üstündağ küratörlüğünde karikatüristler tarafından tasarlanan yirmi beş roman karakterinin insan boyutundaki kopyaları ve Anar’ın kendi çizimlerinden ve roman taslaklarından örnekler de sergilendi.

Sempozyumda bir tek Anar’ın kendisi yoktu, bir mesaj bile yollamadı; hep ve her zaman yaptığı gibi bâtın olmayı, görünmemeyi ve susmayı yeğledi. Ancak zaten her şeyiyle oradaydı, aynen romanlarındaki gibi…

......


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anar'ı çok seviyorum. Sempozyuma ben de katıldım. Çok güzel organize edilmişti; hele ki öbür salonlardaki konuşmaları dinlemeliydiniz. Anar'ınki büyük bir başarı, hele ki dört beş kitabına rağmen adına sempozyum düzenlendiği düşünülünce...

Yorgun Çingene 
 16.10.2009 10:01
Cevap :
Keşke tüm konuşmaları dinleyebilme imkanım olsaydı sevgili Özge. Neyse, önemli olan kitapları. Yenisi için fazla bekletmez umarım. Selamlar.  16.10.2009 13:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3699
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster