Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1445
 

İhtiyacımız demokratik Cumhuriyet

İhtiyacımız demokratik Cumhuriyet
 

Cumhuriyetin kazanımlarına hep birlikte sahip çıkarak Demokratikleşmeliyiz.


Monarşi’den Cumhuriyet’e geçiş süreci, Türkiye için hayli sarsıcı oldu. Çünkü, Cumhuriyet ile birlikte “devlet-toplum karşıtlığı” gün yüzüne çıkmış oldu. Milletin kimliği ile Cumhuriyeti ilan eden devlet elitinin oturtmaya çalıştıkları yeni rejimin kimliği birbirinden farklıydı. Bu farklılık basit anlatımıyla “toplumu devlete uydurmak” şeklinde özetlenebilecek yeni bir “toplum projesi” öngörüyordu. Bu nedenle devlet elitleri iktidar gücüne dayanarak “yeni bir toplum” inşa etmeye koyuldular. Fransa’dan öykünerek aldıkları Cumhuriyetçi modelin tekil/tekçi bir karakter arz etmesi sebebiyle Cumhuriyetçi paradigmaya uygun homojen/yekpare bir toplum oluşturmak istiyorlardı.

Altı asırlık siyasal, dinsel ve kültürel gelenek içinde evrilerek gelen bir kozmopolit toplumdan, imparatorluk bakiyesi heterojen/çoğulcu bir yapıdan, cumhuriyetçi paradigmanın öngördüğü tekçi/homojen bir ulus-devlet ve toplum yaratmak projesi haliyle devlet elitlerini jakobenler gibi davranmaya itiyordu.

Devlet elitleri o güne kadar Türkiye toplumuna bütünüyle yabancı iki şeyi yerleşik bir düzen haline getirmeye çalıştılar. Önce bir ulus-devlet kurdular, ardından bu devletin ideolojisi olarak da laikçiliği benimsediler. Çünkü ulus-devletin de, laikçiğin de anayurdu Fransa idi. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların işi gerçekten zordu. Her şeyden önce Türkiye’de “ulus” yoktu. İmparatorluk bünyesinde yaşayan çeşitli etnik gruplar, ırklar, “din eksen alınarak” bir millet statüsüne tabi kılınmışlardı. Osmanlı bu anlamda “millet sistemi”ni devlet hayatında benimseyen kozmopolit/heterojen bir imparatorluktu. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar tıpkı batıdaki gibi bir devlet oluşturduktan sonra devlet eliyle “ulus yaratma” yı ve bu yolla toplumu dönüştürmek zorundaydılar.

Osmanlı devletinde her ne kadar Örfi Hukuk siyaset etmede Şer-i Hukukun önüne geçse de Osmanlı resmi ideolojisini oluştururken “din”i referans alıyordu. Yeni kurulmuş olan Cumhuriyet’in de resmi ideolojisi olmak zorundaydı ve bu boşluğu doldurabilmek için laiklik kabul edilmesi gerekiyordu.. Ancak zamanla laiklik bir araç olma işlevini yitirerek bir amaç haline dönüştü ve adeta bir din, bir “yaşam tarzı” gibi yeni inşa edilen ulus için dikte ettirilmeye başlandı.

“Toplumu adam etmek” düşüncesi, çevrenin merkezde temsilinin engellenmesi, çevreyi temsil eden sosyal güçlerin “tehdit unsuru” gibi algılanması, demokrasi ve özgürlük taleplerinin ulus-devleti bölüp parçalamak için gelişen talepler olduğu kabulü, laikliğin kabul edilmiş olmasına rağmen dinin devlete bağlanması, mabetlerin içini dahi tanzim edilmesi hülasa toplum olarak Cumhuriyetin ilanının 85. yılını kutlarken yaşadığımız sevinç ve gururun yanında sıkıntıların hala çözümlenemeden duruyor olmasının sebebini anlamak için kanaatimce “Cumhuriyetçilik” ve “Demokratlık” kavramlarını bütün açıklığı ile konuşmak ve anlamak gerekiyor.

Kafaları karıştırmanın yolu kavramların içini boşaltıp yozlaştırmaktan geçiyor.

Cumhuriyet ve demokrasinin farklı kavramlar olduğunu çoğumuz bilmiyoruz. Cumhuriyetçilik ve Demokratlık farklılığını bilmeyen bir ülkede siyasal yönetim hakkında konuşabilmek bile mümkün değil aslında.

Fransa kökenli Cumhuriyet ile Anglo-Sakson orijinli Demokrasi’nin arasındaki farkı bilmeden Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılara çözüm bulabilmek neden 85 yıldır aynı konuları tartıştığımızı anlayabilmemiz mümkün değil aslında.

Cumhuriyetçi siyasal kültür ile Demokrasi kültürü arasındaki farkları yazar Mehmet Metiner’in yaptığı karşılaştırmaları takip ederek hem kavram farkını hem de bugün karşı karşıya olduğumuz toplumsal sorunları anlayabilmemiz için faydalı olacaktır:

“Cumhuriyet “tekilci” bir karaktere sahiptir, demokrasi ise “çoğulcu”.

Cumhuriyetçilik “tek kültürlülüğü”, demokrasi “çok kültürlülüğü” esas alır.

Cumhuriyetçi siyasal kültürde farlılıklar “öteki “olarak nitelenir ve “zararlı/tehdit” olarak kabul edilir. Demokratik siyasal kültürde ise farklılıklar çoğulculuğun bir gereği olarak “yararlı/zenginlik” kabul edilir.

Cumhuriyetçi siyasal kültür “tek tip yurttaş” ve “tek tip toplum” projesini öngörür. Bu yüzden farklı “kimlik” taleplerini “bölücü” kabul eder. Demokratik siyasal kültür “farklı birey tipleri”nden oluşan “farklı toplum kümeleri”ni olduğu gibi kabul eder, onları değiştirmeyi, dönüştürmeyi amaçlamaz.

Cumhuriyetçilik, ulus-devlet’i öngörür.Devlet eliyle “ulus inşası”na önem verir. Demokrasi ise ulus-devlet projesini gerekli görmez ve devlet gücüyle “ulus inşa” etme çabalarını dışlar. Toplumda var olan “farklı etnik grupları” aynen muhafaza eder, etnik grupların kendilerini özgürce geliştirebilmelerine imkan sağlar. Bütün etnik gruplara eşit mesafede durur, birini ötekine karşı daha muteber konumda tutmaz.

Cumhuriyetçilik laikçiliği, demokrasi laikliği kabul eder. Cumhuriyetçi siyasal kültürde laikçilik bir amaç, bir ideoloji, bir din gibi algılanır. Laikçilik devletin resmi ideolojisi-kutsalı-dokunulamaz tabusu olarak kabul edilir ve toplun devlet eliyle laikleştirilmek istendiği için laiklik yaşam tarzı olarak dayatılır. Demokratik siyasal kültürde ise laiklik devletin bütün inançlara karşı tarafsız olmasını öngören bir siyasal turumdur. Demokratik kültür, laikliği sadece siyasal bir “araç” olarak benimser. Laiklik anlayışı demokrasilerde ideolojiden arınmış nötr bir özellik taşır ve asla toplumu laikleştirmek gibi bir amaç güdülmez.

Cumhuriyetçi kültür “toplum yaratmayı” öngörürü. Demokratik kültür ise “toplum mühendisliği”ne karşı çıkar. Cumhuriyetçi kültür bu yüzden yukarıdan aşağıya jakoben bir siyasal yöntemi esas aldığı için totaliter ve otoriterdir. Demokratik kültür ise toplumu var olan biçimiyle yani tüm farklılıkları ve çeşitlilikleriyle olduğu gibi kabul eden ve dolayısıyla topluma ideolojik içerikli müdahaleleri öngörmeyen bir siyaset anlayışını esas alır.

Cumhuriyetçilik özü itibariyle ideoloji yüklü” dür. Cumhuriyetçi devlet resmi bir ideolojiye sahip olduğu için ideolojiler karşısında taraftır. Cumhuriyetçi anlayışta devlet topluma “ideoloji” taşıyan bir aygıttır. Oysa demokrasi anlayışında devletin ideolojisi yoktur; bunun için devlet taraflı değildir.

Cumhuriyetçi devletin dine yaklaşımı “ideolojik” olduğu için “sınırlayıcı”, “müdahaleci-kontrol edici” ve “dışlayıcı” dır. Cumhuriyetçi devlet dinin “kamusal alan”da görünmesini tehlike-tehdit olarak algılar. Demokratik devlet ise dine karşı nötr olduğu için özgürlükçüdür. Demokrasinin dinle ve dinsel yaşam tarzıyla bir problemi yoktur. Demokrasi kamusal alanın herkese açık ve herkese ait bir alan olduğunu varsayar.Bu yüzden dinin kamusal alanda görünmesini tehdit olarak algılamadığı gibi sorun olarak dahi kabul etmez. Ancak demokrasi devletin din ve ideolojilerden arındırılarak nötralize edilmesini toplumsal barış için zorunlu gördüğü için dinin devlete egemen olmasını ve devlet eliyle toplumun dindarlaştırılmasının toplumsal barışı bozucu totaliter bir siyasal tutum olarak kabul eder ve izin vermez.

Cumhuriyetçi devlet bireyin doğuştan gelen dokunulmaz ve devredilemez hak ve özgürlüklerini devletin ideolojisi ve bekası adına sınırlamaktan kaçınmaz. Çünkü “hikmet-i hükümet”, “kamu yararı”, “yönetimin takdir yetkisi” cumhuriyetçi devletin olmazsa olmaz şartlarından birisidir. Bu yüzden hukuk devlet önceliklidir. Demokratik devlet ise temel hak ve özgürlüklerin sınırının olabildiğince geniş tutar ve özgürlükleri sınırlamayı kural olarak kabul etmez. Demokrasilerde hukuku devlet yapmaz toplum yapar. Bu nedenle hukuk devletin üstündedir. Hukuk karşısında birey ve devlet eşittir. Hukukun üstünlüğü ilkesi demokrasinin en baştaki ilkelerindendir.

Cumhuriyetçi devlet bireyden ve toplumdan gelebilecek saldırılara karşı devleti korumayı öngörür; bu yüzden devletçi-vesayetçi bir anlayışa sahiptir. Demokratik devlet bireyi ve toplumu devletten gelebilecek saldırılara karşı korumayı öncelikli kabul eder.

Cumhuriyet için devlet, demokrasi için birey-toplum önceliklidir. Cumhuriyetçi kültür ülke ve milleti “devlet için.” gerekli görür. Demokratik kültür ise devleti “birey-toplun için” gerekli görür.”

Aydın Menderes’in ifadesiyle “Cumhuriyet beden demokrasi ruhtur.”

Avrupa ülkelerinin çoğu monarşidir ama içi demokrasi ile doludur. Öte yandan İran, Suriye, libya bir cumhuriyettir ama içi demokrasi ile dolu olmayınca nasıl bir sonuç verdiği ortadadır. Bu nedenle Cumhuriyetimizin içinin demokrasi ile doldurulması elzemdir.

Bu topraklarda yaşayan insanların hiç birinin Cumhuriyetimizin kendisine bir itirazı yok. Ama cumhuriyet adına yaşan tarzı dayatılmasına, laikçilik baskısına, ideolojik hegemonyacılığa, bir seçkinler zümresinin iktidar tekeline demokrasi adına itirazları ve talepleri var.

Cumhuriyeti o bildik hamaset nutuklarıyla anacağımıza, bürokratları otellerde toplayıp kokteyller vererek Cumhuriyetimize hizmet ettiğimizi zannedeceğimize oturup adamakıllı Cumhuriyetimizi demokratik bir zemine nasıl oturtacağımızı düşünmemiz gerekiyor.

Cumhuriyetimizin 85.inci yılını geride bıraktığımız ülkemize bir bakın lütfen.

Kendi yurttaşıyla kavgalı bir ülke görünümünden yakamızı bir türlü kurtaramıyoruz.

Kendi İslamcısını, Alevisini, Kürdünü siyasal sürece katarak demokratik bir temsil sistemi oluşturma becerisini hala gösteremiyoruz. Bu yüzden bir türlü normalleşemiyoruz.

Sürekli kriz halinde yaşamak Türkiye’nin kalbini, beynini tahrip ediyor, Türkiye’ye sürekli kan kaybettiriyor.

Sürekli iç sorunlarla boğuşan bir Türkiye bölgesinin ve dünyanın en güçlü devleti olma şansını heba ediyor.

Totaliter ve otoriter bir Cumhuriyetten mi yanayız yoksa demokratik ve hoşgörülü bir cumhuriyetten mi?

Açık yüreklikle vurguluyorum: Cumhuriyetin kazanımlarına hep birlikte sahip çıkalım ama demokratik özden yoksun bir Cumhuriyetin yetmezliğini de görmezlikten gelmenin yararının artık kalmadığını anlayalım.

Cumhuriyeti ideolojilerden arındırıp demokrasiyle bütünleştirmeyi becerebilirsek Türkiye hem kendisiyle barışık hem de dünyanın saygın ve büyük devleti olacaktır.

Türkiye’nin çıkış yolu Demokratik Cumhuriyettir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ne yazık ki değişim isteğine sahip bu ülkede ne iktidar ne muhalefet var, elitlerin vesayetine razı olan iktidar rölünü dünyanın tersine oynamaya çok hevesli.. sevgi ve saygılarımla..

Salih ERDAGI 
 11.11.2008 2:54
 

Türk'ün tarif ettiği ve evrensel ölçekte kabül gören DEĞERLERE dayalı demokratik cumhuriyet... Çünkü, değerleri olmayanın değeri d eolmaz. İster 1 kişi olsun veya ister bir sürü.. Saygılarımla...

Mehmet Arda 
 04.11.2008 13:02
 

Huzur ve barış içinde yaşamak. Fakat bunun yazıldığı kadar kolay olmadığı, olamayacağı da açık seçik bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Ne; el sıkışmayı bile namahrem sayıp, ele geçirdiği tahtın ayrıcalığından ve nimetlerinden yararlananlar razı olur buna, ne de karşı taraf. Bu arada gümbürtüye giden hep biz oluruz. Boynumuz tutulur hangi tarafa bakıp, hangi tarafın yalanlarına inansak diye takip etmekten. Fakat ne kadar becerikli bir milletiz ki; nerde arsız, hırsız, soyguncu var hepsini tam 12'den vurup o koltuklara oturtuyor, dokunulmazlık zırhıma büründürüveriyoruz. Diğer yandan, dediğiniz anlamda demokrasiyi uygulayabilen bir ülke var mıdır? şüpheliyim. Dünyanın hangi ülkesine bakarsam bakayım, insanlar en temel hakları için polisten dayak yiyor. O zaman demokrasi uygulanabilir bir şey midir, yoksa adı her ne olursa olsun totaliter rejimlerde halkın hayaliyle avunduğu bir ütopya mıdır? Sizi bilmem ama ben doğduğumdan beri kendisine rastlamadım. Bundan sonra da rastlayamayacağım

Ayrıntıda gezinmek 
 04.11.2008 1:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 175
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1483
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yöneticili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster