Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3556
 

II.Abdülhamid'in gençlik aşkı, Belçika asıllı Matmazel Flora Cordier...

II.Abdülhamid'in gençlik aşkı, Belçika asıllı Matmazel Flora Cordier...
 

Madem ki, gençlik aşkını anlatıyoruz; o zaman gençlik resmini koyayım dedim...


"...Şehzade Abdülhamit, ayrılma zamanının geldiğini söyledi. Kalktı ve genç kızın ellerini tuttu. Biraz kendine çekti. Genç kız, bakışlarını ona kaldırdı, gözlerinin içine baktı. Genç kız, bu anın sonsuza kadar devam etmesini geçirdi içinden. Bir süre öyle kaldılar. Sonra..."

 

Başlarken...

Son zamanlarda, bazı görsel ve yazılı medyada II.Abdülhamid konusu çokça gündeme gelmeye başladı...Önümüzdeki günlerde, "II. Abdülhamid Dönemi" adlı bir dizi yapılırsa kimse şaşırmasın...Birazcık tarih ve birazcık da edebiyat yanı olan ben de, bu konunun dışında kalmak istemedim.

Bundan önce de, "Abdülaziz'in yasak aşkı"nı konu alan bir blog yazmıştım...Şimdi, Abdülaziz'den sonra padişah olan II.Abdülhamid'in de uzun süre yaşadığı ve çok da mutlu olduğu bir aşkını yazmaya karar verdim...

Bu blogdan sonra da, Abdülhamid'in devlet adamlığı konusunu ele alacağım...Bu blog, onun insani yanını birazcık da olsa ortaya koyacağı için, devlet adamlığı yanın hakkında belki bazı işaretler verebilir...

 

ŞEHZADE ABDÜLHAMİD,10 YAŞINDA ÖKSÜZ KALDI...

Şehzade Abdülhamid, henüz 10 yaşında iken annesi (Tir-i Müjgan Sultan) verem hastalığından öldü. Babası Abdülmecit, Abdülhamid'in bakımını, çocuğu olmayan cariyelerinden biri olan Piristü Kadın Efendi'nin sorumluluğuna verdi. Piristü kadın, Şehzade Abdülhamid'i kendi çocuğu gibi büyüttü. Ona öksüzlüğünü aratmadı. Amcası Abdülaziz de, onu kendi çocuklarından ayırmadı, eğitimi ile yakından ilgilendi. Hatta 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine onu da beraberinde götürdü...

Ancak bu durum, Şehzade Abdülhamid'i içine kapanık bir kişiliğe büründürdü...Amcası ve analığı Piristü kadın onu bu içine kapanık halinden kurtarmak için müzik, marangozluk ve lisan alışkankığına yönlendirdiler...

Şehzade Abdülhamid, daha genç yaşta, Farsça ve Fransızcayı  büyük bir ihtirasla öğrendi; marangozlukta da büyük bir yeteneği olduğunu gösterdi...

Şehzade Abdülhamid, hislerini pek belli etmez, az konuşmayı severdi...Birçok Osmalı padişahlarında görülmeyecek kadar çok sade bir Türkçe ile konuşurdu.

Abdülhamid, son derece dikkatliydi. Etrafındaki her şeyle bizzat kendisi uğraşmak, her şeyi görmek ve bilmek isterdi. Hatta,  Amcası Padişah Abdülaziz'in,  gazetelere fazla müsamaha ettiğini düşünürdü.

 

ŞEHZADE ABDÜLHAMİD EVLENDİ, ÇOCUKLARI OLDU AMA MUTLU DEĞİLDİ...

Şehzade Abdülhamid, 28 yaşına gelmişti. Evli ve çocuk sahibi olmasına rağmen, özel hayatında bir eksiklik hissediyordu; bir arayış içindeydi...Her genç gibi o da ara sıra Beyoğlu'na gezmeye çıkardı. Bu gezilerden birinde, camlarında "Cordier Moda Evi" yazılı bir mağaza dikkatini çekti.

Burası hayli müşteri topluyordu. Bazı hanımlar kocalarıyla buraya geliyorlar, ama beyler içeri girmiyorlar, eşleri çıkıncaya kadar kapının önünde oyalanıyorlardı.

Şehzade Abdülhamit, merak etti ve bir gün kapıyı itti ve içeri girdi. Tezgahın arkasında birkaç yaşlı hanımdan başka bir de genç bir bayan vardı. Başının açık olmasından  ecnebi olduğu anlaşılıyordu.

Abdülhamid'in yalnız girişi, içerideki hanımları şaşırttı. Kendi de, zaten kişiliğinde var olan sıkılganlığı nedeniyle biraz mahcup oldu. Hanımların yüzüne bakamadan rastgele bir çift eldiven alıp aceleyle çıktı mağazadan...

 

ŞEHZADE ABDÜLHAMİD'İN GÖNLÜ KAYIYOR...İÇİNDEKİ BOŞLUK DOLMAYA NAŞLIYOR...

Ancak Abdülhamit, bu kısa zaman içinde tezgahın arkasındaki genç kızdan çok etkilenmişti. Ona "matmazel" dediklerine göre, "evli değildir" diye düşündü Abdülhamit...Genç kızın parmağında yüzük de yoktu...

Abdülhamid, daha sonraki zamanlarda, bu genç kızı görmek için mağazaya birkaç kez daha gitti. Ancak bu sık ziyaretler mağazada çalışan diğerlerinin de dikkatini çekti...Abdülhamid'in mahcup ve sıkılgan hali ve ince ve bakımlı elleri dikkat çekiyordu. Çok hoş olan konuşması da, mağazadaki diğer çalışanları bile etkilemişti.

Abdülhamid'in ilgisini çeken genç kızın, ışıl ışıl  parlayan gözleri, gür kısa ve dalgalı samur rengi saçları sanki  güneşi andırıyordu şehzade için...Uzun boylu dolgun endamı ile bu güzel kız Abdülhamid'in aklından çıkmıyordu. Onu düşünmeden edemiyor. Evli ve çocuk sahibi olmasına rağmen, her zaman içinde duyduğu boşluk dolmuş ve arayışları sona ermişti sanki... 

Mağazaya gidiş ve gelişlerinde kızın adının Flora olduğunu öğrenmişti...Flora, Belçika asıllı idi..

 

ŞEHZADE ABDÜLHAMİD, FLORA'YI GÖRMEDEN EDEMİYOR...

Şehzadenin mağazaya gidişleri arttı...Abdülhamid her gidişinde bir şeyler alıyor ya da sonradan almak üzere başka şeyler ısmarlıyordu. Kadın giysilerinden anladığı falan yoktu. Mağazanın vitrininde ne görüyorsa onu ısmarlıyordu. Bazen de, vitrinde gördüğü kadın eşyalarının rengini görüyor ve tekrar gelmek  için vitrinde ve mağazada olmayan renkten eşyaları ısmarlıyordu.

Abdülhamid, istediği zaman sıcak ve sevimli davranabiliyor ve karşısındakinin hoşuna gitmesinin yolunu buluyordu(O'nun bu tavrı, padişah olduğu zaman siyasi alanda da çok işine yaramıştı.) Abdülhamid'in bu tavrı, Flora'nın da dikkatinden kaçmamış ve O'na yakınlaşmasının bir nedeni olmuştu.

Zamanla, mağazaya gidiş gelişler arttıkça, aralarındaki konuşmalar ve para alışverişlerinde az da olsa el temasları ikisinin de yüreklerinde hoşluk yaratıyordu.

Abdülhamit, bu ilişkiyi biraz daha ileri götürmek için bir gün, arabasıyla(herhalde faytonmağazanın bulunduğu caddeyi kesen sokağın köşesinde beklemeye başladı. Mağaza kapanırken, arabasını hareket ettirdi ve mağazanın önünde durdu ve indi.(Bu mağazanın şimdiki Galatasaray Lisesi'nin 60-70 metre sağ ilerinde ve Abdülhamid'in araba ile beklediği köşenin de lisenin karşısındaki sokağın köşesi olduğunu sanıyorum)

-- Aa! kapandı mı matmazel?...Saatim geri kalmış demek! dedi

-- Acil bir şeyse açabilirim.

-- Yok değil, siz yürüyor musunuz?

-- Evet, evim uzak değil.

-- Geliniz sizi evinize bırakayım.

Beyaz manto, pembe şapka ve pembe manşonuyla şık bir elma şekerini andıran genç kız, tereddütle duraladı. memleketinde bunlar tabi şeylerdi ama, burada öyle olmadığını seziyordu. Endişesini belli etmek istemediğinden cesaretini topladı ve gülümseyerek elini manşondan çıkarıp, şehzadenin zarif eline tutundu, arabaya girdi, hareket ettiler..

Bu ilk el teması, Abdülhamit için adeta bir söz kesme, bir nişan  kadar kıymetli olmuştu. Bu el temasının verdiği hoşluk, bütün vücuduna yayıldı..

Yolda, havadan sudan konuştular...Böyle bir ilişkinin doğru olup olmayacağından söz ettiler.

Flora :

-- Beni, prensiplerinden ayırdınız bugün. Yalnız ve iş sahibi bir hanım olarak dikkatli olmak zorundayım. İnşallah gören olmamıştır. 

Abdülhamid :

-- Sizi tanıyanlar bir şey zannetmez efendim. Tanımayanlar da ilgilenmez...

Flora'nın evine geldiler. Abdülhamit arabadan inip onun inmesine yardım etti. Elini öpüp evine girmesini bekledi. Sonra, arabasına binip sürücüye "eve" dedi.

Etrafta onları görenler. "Ooo! Matmazel Cardier bir sevgili bulmuş nihayet..." dediler.

x   x   x

Bu hikayeyi fazla uzatmak istemiyorum. Hikayenin bundan sonrası, romantikliğin giderek azalması ve ilişkinin biraz daha ısınması şeklinde devam etti...Flora'nın, Saray'a girişi, Abdülhamid'in ailesi ile tanışması sanki planlanmış bir yaşama gidişin basamakları idi..

Ancak Abdülhamit, bunu nasıl yapacağını bilemiyordu. Çünkü, Flora ile evlenmesi mümkün değildi. Bunun için Küçüksu Kasrı'na gidip Canan(babası Abdülmecid'in eşlerinden biri; aynı zamanda amcası Abdülaziz'in yasak, ama zararsız platonik aşkı) ile görüştü. Canan, ona, "burada bir ev tutar, muhiti taciz ve çevre ile fazla temas etmeden herhangi bir aile gibi yaşarsınız" dedi..

daha sonraki bir gün de, Flora'yı mağazadan aldı ve Nişantaşı'nda oturan annesine(analığına) götürdü. Flora'ı annesi ve teyzesi ile tanıştırdı. Annesi ve teyzesi Flora'ı hem beğenmiş hem de sevmişlerdi. Flora da, onlardan çok hoşlanmıştı.

Akşama doğru, Abdülhamit Flora'yı evine götürdü(Flora'nın evi,Beyoğlu cıvarında idi). Flora, Abdülhamit'i içeri davet etti...Yemek yediler ve bir süre sohpet ettikten sonra, Abdülhamid, ayrılma zamanı geldiğini söyledi. Kalktı ve  Flora'nın elini tuttu. Biraz kendine doğru çekti. Flora, bakışlarını ona kaldırdı. Bu anın sonsuza kadar devam etmesini istiyordu. Bir süre öylece kaldılar...Ancak, Şehzade : "Beni seveceğini sanır mısın, evlenir misin benimle?" dediğinde içleri cıvıl cıvıl gülen gözleriyle Şehzade'ye baktı ve "Neden olmasın, elbette"dedi...

Kısa bir süre sonra da evlendiler. Flora'nın yeni adı Nigar oldu. Ancak bu evlilik açıklanmadı. Çünkü, bu evlilik yeri belli ve sınırları çizilmiş bir birliktelikti.

Böylece, Flora da, bir şehzade ve bir padişahın geleneksel yaşam tarzının içine girmiş oldu. Yani "gözde" oldu...Ama bu "gözdelik", saraydakilerden çok farklıydı. Bu birlikteliği, Abdülhamid'in analığı, teyzesi ce Canan'dan başkası bilmiyordu...Bu , saraydaki ve haremdeki gözdelikler gibi değildi...Flora , ne sarayda görünmüştü ne de haremde...

O kadar gizli tutuluyordu ki, Abdülhamid'in kardeşi Kemalettin Efendi, bir gün, aynen Abdülhamit gibi, Flora'yı mağazada görmüş ve ona evlenme teklif etmişti. Bu kadarla kalmamış, Flora'y takip ederek evini de öğrenmişti. Bunu duyan Abdülhamit çok kızmış ve Flora'yı, Yıldız Mahallesi'nde tuttuğu yeni bir eve yerleştirmişti.

Flora ve Abdülhamit'in bu gizli aşk yaşamı, Nişantaşı'nda oturan annesi(analığı),Tarabya'da oturan Canan(babasının kadınlarından biri Canan) ve Flora'nın Yıldız Mahallesi'ndeki yeni evi arasında geçti...Flora ise, mağazasındaki çalışmasını da bırakmamıştı..

Bir süre sonra Flora hamile kaldı...Ancak bu hamilelik Abdülhamid'in hoşuna gitmedi...Flora da bir ilaçla hamileliğini sona erdirdi...Bu arada Abdülhamid'in başka kadınlardan da çocuğu oldu. Ancak bütün bunlar, Abdülhamid ile Flora'nın birbirlerini sevmelerine engel olmadı...Abdülhamid'in bütün kadınları arasında öncelikli olan hep Flora olmuştu...

x   x   x

Bu bloğu,, II.Abdülhamid'in torununun kızı olan Hanzade Sultan'ın babası ile birlikte derlediği "Osmanlı Hanedanı ve Saray Notları" adlı 646 sayfalık kitabından aldığım notlarla yazdım. Kitap, 1808-1908 yılları arasındaki Osmanlı Saray yaşamını, dönemin siyasi olaylarına paralel bir şekilde anlatmaktadır.

Şehzade Abdülhamit ve aşkı Flora Cordier'in bu aşkını, bu kadar ayrıntılı bir şekilde herhangi bir kitapta bulacağınızı sanmıyorum...Çünkü internette yaptığım küçük bir araştırmada, Matmazel Flora Cordier'in adı geçiyor ama, hepsi o kadar.

İnternet'te, "II.Abdülhamid'in "Vikipedi"ne bakarsanız; II.Abülhamid'n, 8 Kadın Efendisi, 5 İkbali ve 3 gözdesi arasında, ne Flora adını ne de yeni adı ile Nigar'ı görebilirsiniz...

3 Ekim 1999 tarihli Milliyet Gazetesi'nin "Gazete Pazar" ekinde, Orhan Koloğlu, yazdığı bir yazıda buna kısaca değindiğini gördüm...

Bunun tek nedeni de, hikayeyi anlatırken vurguladığım gibi bu birlikteliğin çok gizli tutulmuş olması idi...

Kitabın yazarı Hanzade Sultan da, zaten kitabının arka kapağında, "Bu: DÜNYADA TEK VE İLK'TİR" diyor...

Ben ise, elimden geldiği kadar bu aşkın gidişatını bozmamaya çalışarak, Hanzade Sultan'ın gerçeklerini saptırmadan, birazcık edebiyat dilim ile, zaman zaman bu aşka uygun basit kurgular yaparak size aktarmaya çalıştım...Bakalım olmuş mu?

Bundan sonraki bloğum, II.Abdülhamid'in siyasi ve toplumsal yanını, objektif bir gözle anlatmaya çalışacağım...

cdenizkent

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Flora Cordier'nin Beyoğlu'ndaki dükkanı şuanda Tünel Meydanı'ndaki "Karınca" mağazası, simtiçinin yanında olan yer. Galip Dede Cd.nin köşesinde.

jeroen demoen 
 26.03.2014 23:21
Cevap :
Merhaba Jeroen Demoen...Bu konuyla bu kadar ilgilenmeniz ne güzel. Ben bloğumda Flora'nın çalıştığı yeri, okuduğum kitaptaki bilgilere göre tahmin ettim. Tünel Meydanı da(oraları da iyi bilirim) fazla uzak değilmiş. Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim. Selamlar.  27.03.2014 13:32
 

Maalesef. Kitap en az bir kaç yalan yakaladım. Örnek kitapta Flora Cordier hiç Hareme girmedi yazıyor ama. Belgeler var ki girmiş... gazete: İndépence Belge, 7 mart 1891 "Birkaç yıl önce, Quaregnon'lu genç bir kız köyünden ayrılarak Paris'e geldi ve önemli bir moda evinde iş buldu, düzenli müşteriler arasında Sultan'ın haremine ait olan hanımefendiler bulunmaktaydı. Bu hanımefendiler bazen zor müşteriler olduğu ortaya çıkmaktaydı, bazen ısmarladıkları siparişlerin ayaklarına getirilerek, onların evlere teslim edilmesi gerekiyordu, burada kendi keyiflerine göregiysilerinin bitirilmesini, değiştirilmesini veya yeniden dikilmesini talep edibiliyorlardı. Bir gün bu genç kız böyle bir sipariş teslim edilmek üzeri seçildi, Konstantinopolis'e gönderildi ama hiç bir zaman geri dönmedi. Boussu'da anne babasın ölümünden sonra, ona bir miras kaldı. Kızın izini sürmek üzeri, Konstantinopolis'in gazetilerinden birinde ilan yayınlanarak, ona ilginç bir mesajın iletileceği Belçika Büyükelçiliğ il temas kurması talep edildi. İki gün sonra hadımağalarının refakatinde, Harem'in arabalarından biri elçiliğin önünde durdu. Peçeli bir kadın arabadan indi ve niçin aranmakta olduğunu sordu..." ("Osmanlı başkentinde Belçika" dan alıntı

jeroen demoen 
 26.03.2014 23:18
Cevap :
Merhaba Jeroen Demoen...Ben bu konu ile sizin kadar fazla araştırma yapmadım...Ama bloğumu yazarken, bazı arama motorlarında, Flora'nın büyük bir sıkıntı çektiğini -özellikle aşk konusunda- okudum...Hatta bazılarında belirsiz bir şekilde ortadan kaybolduğunu da(öldürülme ya da kayıp olarak)okudum. Bu konuda Abdühamit'in de ismi geçiyor. Ben aynı kitaptan, iki blog daha yazdım. Biri "Abdülaziz'in yasak aşkı" diğeri de "Abdülaziz çorbası"...Size önerim, eğer ilgi ve uğraş alanınızın içine giriyorsa, bir roman veya senaryo yazmanızı önerimi. İlginç olabilir diye düşünüyorum...Bir olayın Katkılarınız ve ilginiz için teşekkür ederim. Selamlar.  27.03.2014 13:43
 

Şöyle yapalım o zaman hocam siz tarih yazın bende hikayeler ne dersiniz.)))Okunma sayısına da canınızı sıkmayın.Siz gönlümüzde birincisiniz.

çalıkuşu 
 20.02.2014 17:18
Cevap :
Merhaba çalıkuşu...Tamam o zaman...Herkes, en iyi bildiğini yapsın, değil mi? Selamlar.  20.02.2014 18:10
 

Osmanlının aşk tarihini sizin kadar kimse güzel yazamazdı.O günler canlandı gözümde.Rüzgar gibi geçti.))Şu serzenişe deyineyim.Bloğu yazdım okumadınız galiba.Film bitti.Selam ve sevgile.

çalıkuşu 
 19.02.2014 2:18
Cevap :
Merhaba Çalıkuşu...Ben de "hikaye" yazarı değilim...Elimden ancak bu kadar geldi. Beğendiğinize sevindim...Ama, okur sayısına baktığımda gerçekten bu işi bilmediğim ortaya çıktı...Selamlar.  19.02.2014 17:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 917
Toplam yorum
: 2416
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1392
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster