Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '08

 
Kategori
İnsan Kaynakları
Okunma Sayısı
724
 

İK'nın kaynağı insan mı?

İK'nın kaynağı insan mı?
 

www.elmayayinevi.com



Türkiye uzun zamandır bir çok şeyi tartışa dursun el altından aslında gelecek için çok daha önemli olan bazı tasarılar onaylanmaya devam ediyor. Yeni Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı çalışan kesim için senelerce daha çalışmayı uygun görüyor. Yani zamanında kırk yaşında bile emekli olanların intikamı şimdi yeni nesillerden alınıyor. Bu hükümet sadece kılık kıyafette, eğitimde değil İK'da da sosyalleşemiyor. İnsanla kurulan bir düzende artık insanın olmaması iş hayatındaki bir çok kavramında yeniden gözden geçirileceğini gösteriyor. Bu reform adı altında yapılan düzenlemelere bakılırsa İK artık sadece kapital düzene, onun efendilerine ve yalakalarına hizmet ediyor. Kıdem tazminatları kalkıyor, mesai saatleri uzatılıyor, özel hastaneler SSK'lılara hizmet vermekten vazgeçiyor. IMF asgari ücreti çok buluyor, öğretmenlerin maaşları fazla geliyor...İşçi sokaklarda hakkını arama yoluna gidiyor tıpkı yirmi sene öncesinde olduğu gibi. Anlaşılan o ki Türkiye yirmi yılda insana insan gibi yaşama vaadinde bulanamıyor.

Özelleştirmenin hızla devam edeceğini söyleyen Bakan, en iyi ekonomist ödülünü alıyor, bu dünyayı sömürmekten bıkmamış ve hala sömürmeye devam eden kapitalistlerin elinden. Sizi de bizim yanımızda görmek isityoruz der gibi bakıyor sayın kapital, paranın olduğu yerde huzur da vardır. Oysa ellerinde ödül olan ve ülkesine bir şeyler kattığını düşünen ekonomi uzmanı diğer Bakan bilmiyor ki parası olan biz değiliz onlar. Bizde olan iş gücü, toprak...Sonra işsizlik 9.9 oranında diye yazıyor gazeteler iç sayfalarına koydukları tablolara. Bir defa daha insan istatistik verilerle ölçülüyor ve sonuçta her beş gençten bir tanesinin işsiz olduğu çıkıyor ortaya. Terazinin hangi kefesinde bakarsanız bakın bu ülke içinden çıkılması zor bir yöne doğru gidiyor yavaş yavaş. Emek, emeğinin karşılığını verebilecek bir yurt arayışında düşüyor yollara. İşte sömürücülerin istediği genç nüfus, beyin ve kol gücü. Bir futbolcu transferi kadar pahalıda olmuyor nasıl olsa.

İnsan Kaynakları emin ellerde mi? İnsan Kaynakları ne idare ettiğini biliyor mu? İnsan kullanılması en zor kaynaksa neden iş yerinde ki bir mobilya kadar değer görmekte? İnsanın ister istemez aklı karışıyor.

Üniversiteler açılıyor. Daha fazla açacağız diyor bir Bakan. Diğeri de Başbakan. Sanki bu kadar üniversite mezununa iş bulmuş gibi, sanki üniversitelerde eğitim mükemmelmiş gibi, sanki sadece üniversite mezunu olmak yeterliymiş gibi...

İK geldiği noktayı hatırlamayan yöneticilerle doluyor son zamanlarda. Egosu son derece yüksek ve sadece aldığı eğitimle kendine bir yer edinmiş İK'cılar bu sisteme dur demek yerine adete istekli uygulayıcıları haline geliyorlar düzenin. İnsan psikolojisinden anlamıyorlar artık İK'cılar çünkü üniversitelerin Endüstri Mühendisliği, İşletme Mühendisliği bölümlerinden mezun arkadaşlarımız geçiyor İK koltuklarına. Bir şirketi, bir üretimi, bir fabrikayı yönetmek gibi artık insanı da yönetmek çünkü. Kalite uygulayıcıları Çevre Mühendisleri, Gıda Mühendisleri...bu ülkenin doktorları da şarkıcı olabiliyor zaten.

Her şey bu noktada başlıyor birbirine karışmaya. Üç saatlik bir sınav sonrası ne olmak istediğimize değil ne olacağımıza karar veriliyor. Sonra mı sonra durum malum işte, mühendis İK'cılar, mimar bankacılar, şarkıcı doktorlar, işletmeci hakimler, psikolog öğretmenler....Sonuçta gerçekten kendi mesleklerini yapmak isteyenlere oluyor olan. Konuşmalar arasında üniversitelerde şu sözler geçiyor; " o benim mesleğimi yapabilecek ama ben mühendis yada doktor olamayacağım". İkili bir eğitim sistemi, ayrımcı, adil olmayan. İşte sonunda ülkenin geldiği nokta. Eğer zenginseniz, aileniz sizi kolejlerde okuttuysa, paralar yadırıp dershanelere yolladıysa, eve özel öğretmenler getirtip saatlerce sizi çalıştırdıysa o vakit ilanlarda yazan seçkin okullardan birine giriyorsunuz. Dahası da var, üstüne bir de yurtdışı eğitimi işte hazırsınız. Ondan sonra ne okuduğunuz önemli değil yada kişiliğiniz, önemli olan ETİKETİNİZ.

Hergün bir takım İK sitelerinde yayınlanan ilanlara göz atmak gereği duyuyorum aslında mesleğini çok seven ve bunun eğitimini almış olmasına karşılık ne yazık ki yapamayan bir İK'cı olarak. Aralarında mavi yakalı (işçi) ilanlarından, üst düzey eleman ilanlarına kadar bir sürü iş ilanı bulunmakta. İK'cılar çok iyi bilirler ve/veya bilmeleri gerekiyor, mavi yakalı ile beyaz yakalı işçi alımları farklı prosedürlerle yapılmalı. Öyle mi yapılıyor sizce? Ben cevabını vereyim tabiki de hayır. İlanları bile neredeyse aynı çıkıyor. Birinde iyi düzeyde İngilizce bilmesi isteniyor, diğerinde ilan İngilizce yayınlanıyor; birinde üniversite mezunu aranıyor, diğerinde alanında yüksek lisans yapmış yada üniversiteyi yurt dışında okumuş...Bu örnekler insanı hayrete düşürür bir biçimde uzayıp gidiyor. Şirketlerin görmediği tek nokta çalıştırdığı sekreter ile genel müdür arasında mevcut olan seviye, bu iki pozisyonun birbirleri üzerindeki ast-üst ilişkisi göz önüne alınmadan yapılan bu yerleştirme sonucunda bu pozisyon için (sekreter) sürekli yeni bir ilan verilmesi gereği ortaya çıkıyor. Ast-üst ilişkisinin sadece askeriyede yada hastahanede olduğunu düşünenler asıl durumun özel sektörde içten içe nasıl da yayıldığını ne yazık ki göremiyor ya da görmemezlikten geliyor.

İşe alımlar sırasında tamamen Avrupa ve Amerika normlarına göre yapılan mulakatlar, kişilik testleri, dil ölçümleri ne yazık ki bizim ülkemizde yeterli sonucu veremiyor. İK alanındaki değerli yöneticilerimizde oturdukları koltukları ne yazık ki bakan koltuğu gibi görerek kendisininde aslında bir çalışan olduğunu unutuyor. Çatlaklardan sızan sular şirketi basıyor ve sirkülasyonlar giderek artıyor. İK kişinin ne yapabileceğine değil ne yaptığına, kişinin kişiliğine değil etiketlerine, kişinin şirketin etik yapısına uyup uymamasına, diğer çalışanlarla yeterli iletişim kurup kuramayacağına vb. değil, kaç tane yabancı dil bildiğine ( ki ne kadar kullanacak ise) bakıyor.

*2007 yılında ÖSS sınavına 1 milyon 776 bin kişi başvuruda bulunuyor. Bu kişilerden 44, 587 aday sınavdan sıfır (0) alıyor. Geçen yıla göre sınavın daha kolay olduğu söyleniyor ama sıfır alanların oranında 20 bin kişilik bir artış görülüyor. Sınavda başarıyı Kolejler, Anadolu ve Fen Liseleri gösteriyor. Ve sınava giren 1 milyon 776 bin öğrencinin sadece 202 bini dört yıllık bir öğretim kurumuna girebiliyor.

İnsan Kaynakları böyle giderse kaynaklarından yoksun kalacağa benziyor. Ne istediğini ve hangi elemanın hangi pozisyonda kullanılacağını yeteri kadar ayırt edemeyen İnsan Kaynakları Yöneticileri bilgisayar programlarıyla insanın takip edileceği ve ihtiyaçlarının karşılanabileceğini düşünüyor. Bu sebeptan dolayı aşağıda ki vasıflara haiz İnsan Kaynakcıları aranıyor:

- Üniversitenin İşletme, Endüstri, Bigisayar, Çevre vb Mühendislik fakültelerinden mezun,
- Tercihen İK alanında Yüksek Lisans yapmış
- İleri düzeyde İngilizce bilen
- İK yazılım sistemlerini kurup yönetebilecek
- İşe alım süreçlerinin hepsini yakından bilen
- 28 yaşını aşmamış

Bu ülke şartlarında yukarıda ki özellikler sahip kişilerin insanları nasıl kaynak olarak kullandıkları da kafalarda soru işareti olarak kalıyor. Bu şekilde insan kaynakları sitelerine ilan veren ve İnsan Kaynakları Yöneticileri arayan işverenlere buradan bir kaç sorum olacak;

1- Endüstri, İşletme vb. mühendislik fakültelerinde verilen derslerin müfradatlarından haberleri var mı?
2- İşe aldıkları bu İnsan Kaynakları Yöneticileri 4857 (İş Kanunu) sayılı kanun ve yönetmeliklerini biliyorlar mı?
3- Bilgisayar yazılımlarının kurulumunu ve yazılımı gerçekleştirmek ne zamandan beri İK'cıların vazifesi oldu?
(işverenin kişiyi birden fazla alanda çalıştırma psikolojisi)
4- 28 yaşını aşmamış bir insan yukarıda saydığınız özelliklere ulaşabilmek için neler yapmalı?
5- Bir şirketin en önemli departmanlarından biri olan İK acaba insanı artık bir satın almacı gözü ile mi görmekte?

Lütfen gerçekci olalım artık ve bu gidişe bir dur demek için gerçekte olmamız gereken yerden bakalım.

* www.turk.internet.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

son derece önemli ve ayrıntılı yazın için eline sağlık, ben çok bilgilendim. Bir psikolog olarak insanın bir meta- madde - olmadığının en temelde gözden kaçırmamak gerekir düşüncesindeyim. Son derece çarpık bir sistemin sonuçları bu anlattıkların. Tekrar ellerine sağlık , sevgilerimi iletiyorum.

nilgun 
 14.03.2008 14:37
Cevap :
Sevgili Hocam; Beğeninize çok teşekkür ederim. Değerli yorumlarınıza da. Saygı ve sevgiler.  17.03.2008 10:51
 

sana bu yazı yakışır işte ülkem gerçeğini yazmışsın ve iyi yazmışsın.ellerine sağlık. bu ülkenin gerici maliye bakanı ödülü almasındaki sebep ; başarılı gözüksün ve havaya girsin ki!...emperyalistler istediklerini daha iyi dikte ettisinler. başbakan kendinden olmayan herkese hakaret ediyor yalancı diyor. şeriatı savunmayan herkes onca yalancı ve gereksiz bir yurttaş!!...şimdi sosyal güvenlik reformuda bu ülkenin yüz karası olacak...emekçilerin haklarını nasıl yendiği görülecek....bu hükümete oy verenler ve bunların içinde kendine aydın diyenler şimdilerde ne düşünüyor acaba? utanıyorlarmı kendi benilklerinden...ellerine sağlık sevgiler......

Zadig 
 12.03.2008 19:02
Cevap :
Usta öncelikle nasılsın? Yazıya değer katmışsın. İltifatların için çok teşekkür ederim. Seni çok özledik. Sağlığın ve keyfin yerindedir umarım. Ustam saygılar ve kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.  14.03.2008 10:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 244
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 1338
Kayıt tarihi
: 13.07.07
 
 

Sadece yazmayı seviyorum hepsi bu. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster