Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '14

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
1386
 

İkarus; Bir İstanbul Klasiği

Bazen hayatımızda yerini tam olarak kavrayamadığımız kişler ya da nesneler vardır. Onlarla çok yakınızdır ama nedense pek önemsemeyiz. Bu normal karşılanabilir birşey aslında. Önem sıralaması vardır insanların, o sıralamaya giremeyenler tali durumda kalırlar her zaman. Cep telefonu ve bilgisayar mesela hep önemli olmuştur insanlar için. Birçok insan için yoklukları düşünülemez. Aynı şekilde televizyonda öyle. Ama gündelik hayatımızda herkesin ihtiyaç duyduğu, yokluğu kaos oluşturabilecek derecede önemli bazı nesneler vardır ve bunlar sadece "bir araç gereç" olarak görülürler. Defter, kalem, bıçak, sandalye, metro ve otobüs gibi...

Metropolleşen büyükşehirler, kent eşeleğinden periferiye* doğru kontrolsüz genişlemeye başladılar. Bunun sonucu olarak kent içi ulaşımın önemi gittikçe büyüdü. Çeşitli şekillerde kamuya sunulam ulaştırma hizmetlerinde özellikle 70'li yıllardan sonra toplutaşıma büyük önem arz etmeye başladı. Toplutaşımanın da belkemiğini otobüsler oluşturdu...

İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye'nin birçok şehrinde milyonları sırtlayan bir otobüs kullanıldı 80'li yıllardan itibaren; hani şu devasa motorunun gürültüsüyle, gacır gucur şanzuman ve ıslık çalar gibi kayış sesleriyle kafamızı şişiren, yazın sıcağında olmayan klimasıyla içerideki 100 kişiyi turşuya çeviren, her vites değişiminde önündeki kişiyle pişti olduğumuz, birçok kişinin "sendromunu" yaşadığı, körüklüsü de doğalgazlısı da bulunan otobüs: İkarus...

Tıklım tıklım sabah servisinde, tavandaki demir bariyerlere tutturulmuş deri askılıklara ellerimizle sıkı sıkıya yapışmış vaziyetteyken, şoförün sert vites geçişleriyle beraber bir metre ileri gidip iki metre geri geldiğinizi hatırlarsınız...Ya da iki de bir çıkardığı o tuhaf sesleri. Yanlamasına dizayn edilmiş karşılıklı koltuklarında otururken karşınızda oturan kişilerle yüzyüze gelmemek için başınızı sağa sola çevirmelerinizi de... Oturacak yer yoksa, körük ortasındaki direklerde, kapı eşiklerinde ve şoförün başında dikildiğimiz zamanları da... Şoför aynayı göremez ve hayıflanır dururdu böyle zamanlarda. Kapılar özellikle sabahları yoğunluktan kapanmaz, millet birbirini iterdi otobüsün içine. Klima olmadığı için yazın pişer, kışın da soğuktan donardık... Körüklü olanları ise ayrı bir dünyaydı bunların. Körükte yolculuk etmek daha bir güzel olurdu. Velhasıl-ı kelam bugün birçok insanda bir hatırası ve ayrı bir yeri vardır bu emektarların. 

1895 yılında Macaristanda üretime başlayan İkarus otobüsleri özellikle Doğu Bloku ülkelerinin yollarını aşındırmıştır. Türkiye ise ilk defa körüklü olan modellerinin 1979 yılında Macaristan'dan İstanbul'a 40 adet ithal edilmesiyle tanışmıştır İkaruslar'la. Diğer markalara nazaran daha ucuz ve şehiriçi kullanım için uygun ve sağlam olması nedeniyle tüm Türkiye'de aranır hale gelmiştir. Daha sonraki yıllarda sadece İETT değil diğer otobüs iştirakleri de ithal etmiştir bunlardan. Körüksüz -solo- ve doğalgazlı -yeşil olanları- modelleri de 1994 yılına kadar ithal edilmiş daha sonra İETT'nin Mercedes ile anlaşması neticesinde -1997- ithali durdurulmuştur.

Teknolojik olarak istenilen düzeyde olmasa da İkaruslar sağlam ve güçlü motorları ile belediyecilerin ilk tercihlerinden olmuştur. Üstelik geniş olan iç hacimleri sayesinde -körüklü olan modellerinde- 200-250 kişiyi balık gibi istifleyecek ve toplutaşımanın en kökten çözümünü(!)  sunacaktı bizi yönetenlere. Yıllarca insanımız sabah kalktı işe İkaruslar'la gitti. Okula, gezmeye, kızlarla çıkmaya, işten eve geri dönmeye hep İkaruslar'ı kullandı. Çok şikayetçi olduk İkaruslar'dan biz! Gürültülüydü, sıcaktı, soğuktu, havasızdı, konforsuzdu..! Ama İkaruslar bizden hiç şikayet etmedi. Her zaman koşullar ne olursa olsun İstanbulluları yolda bırakmamak için çabaladı durdu. İkaruslar, İstanbul'un kent yaşamında, resimlerinde, filmlerinde, kliplerinde, kartpostallarında hep bir rol buldular kendilerine. Kentliler olarak biz, istesek de onlarsız yapamayacağımızı bilirdik. Taksim'e eğlenmeye, Kadıköy'e maça da gitsek, Kilyos'a plaja, Eminönü'ne alışverişe de gitsek bilirdik ki onlara bineceğiz...

Evet, 1979 yılında başlayan İstanbul macerası İkaruslar için 2013 Ağustos ayında sessizce  sona ermiştir. Yeni modern otobüslerin alımıyla İkaruslar trafikten çekildi ve kullanılabilecek durumda olanları elden geçirilerek yurdışında kardeş ülkelere ve Anadolu'da bazı küçük belediyelere hibe edildi.

Bir daha umulmadık bir Anadolu kentinde belki binme ihtimali bulabileceğim İkaruslar benim yaşamımda da ayrı bir yere sahiptir.

* periferi: kentlerin çekirdek kısımlarını çevreleyen yerleşim birimleri.

 

ilhan gündoğdu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ORtaokul ve lise yıllarımda çok bindiğim ev hala özlediğim otobüs İngiliz Leyland'dır (siz ona yetiştiniz mi bilmiyorum). Yarı otomatik, harika otobüslerdi. Görünümüne ve iç tasarımına bayılırdım, çok da dayanıklıydılar. O günlere gittim, ne günlerdi! Selamlar.

Güz Özlemi 
 27.08.2014 14:17
Cevap :
Benim babam İett şoförüydü. Leylandları unutmak mümkün mü? Taka taka tak, taka taka tak diye acayip bir ses çıkaran dediğiniz gibi yarı otomatik İngiliz otobüsleriydi. İkaruslardan önce İstanbulu onlar taşımışlardı sırtlarında...1990'lı yılların başında onlarda emekli oldular ne yazık ki? Ama hayat bir devinim ne yapabiliriz ki bu büyük güç karşısında? Teşekkürler! Saygılarımla.  27.08.2014 19:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7772
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster