Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '17

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
432
 

İki dünya arasında bir ressam - Feyhaman Duran

İki dünya arasında bir ressam - Feyhaman Duran
 

Sakıp Sabancı Müze'sinde  ilginç bir sergideyim.  Salonunun girişinde bir an durup soluklanıyorum. Uzun zaman önce  bir karma sergide karşılaştığım ve natürmortlarına hayran kaldığım bir ressamın dünyasına uzanacak olmanın merakı ve heyecanı  içindeyim. Hemen  sol yanımdaki duvarda kumral saçları, incecik bıyıkları, açık mavi ceketi, ekru gömleğiyle, başını yana çevirmiş,  kocaman bir otoportresi asılı Feyhaman Duran'ın. Kavisli kaşlarına rağmen yumuşak bir ifadesi  var yüzünün.  Duruşu mağrur, hatları karakterli.  Fakat bir sızılı gülüş hissediliyor yine de bakışlarında.  Benliğinin en kırılgan yanları  iri kahverengi gözlerinde toplanmış  sanki.  Kronolojik tabloyu okuduğumda  anlıyorum o ince hüznün nedenini : Küçük yaşta (6) şair ve hattat babası Süleyman Hayri Bey’i,  kaybediyor  Feyhaman Duran.  Dedesi Duran Çavuş sahipleniyor onu.  9 yaşına geldiğinde  annesinin isteğiyle,  Galatasaray Sultanisi’ne gönderiliyor. Resim yeteneği,  oradaki öğretmenleri Viçen Arslanyan Efendi ve Şevket Dağ Bey tarafından keşfedilip, destekleniyor.  Daha sonra henüz çok genç bir yaştayken (24)  annesi Fatma Hanım’ı  da kaybediyor ne yazık ki…

Babasının kendisine bıraktığı    Pend-i Hayri  adlı 141 beyitten oluşan öğütlerle  dolu manifesto  niteliğindeki şiiri okurken,  Feyhaman Duran’ın   onu dikkate almakla birlikte  yaşam yolunu, olanaklar ölçüsünde,  kendi isteklerine göre çizmiş olduğu  farkediyorum. Elbette iyi bir şey bu.  Aksi halde kendi varoluşunu  gerçekleştirmesi  mümkün olmayabilirdi.

Portreleriyle öne çıkan bir ressam  Feyhaman Duran.  Başta Atatürk ve İsmet İnönü  olmak üzere devlet adamlarını  ve  Hasan Ali Yücel, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Tevfik Fikret, Safiye Ayla  gibi yaşadığı dönemin pek çok önemli şahsiyetini resmetmiş.

Serginin tanıtım afişinin hemen karşısındaki duvarı kaplayan portrelere bakıyorum. İstanbul Üniversitesi hocalarının portreleri…Sonra içeridekiler…  Oran,  gölgeler, güçlü renk paleti ve ışığı işleyiş tarzlarıyla hepsi çok etkileyiciler.   Feyhaman  Duran’ın neden portreleriyle  öne çıkmış bir ressam olduğunu   daha iyi anlıyorum.  Her şeyden önce büyük bir sadakat hissediliyor  modelleriyle arasında ve her birinden ayrı bir hikaye, ayrı bir sır sızıyor adeta. Natürmortlarına ve Peyzajlarına bakıyorum.  Işığın yarattığı  renk armonisi  tüm resimlerinde tadına doyulmaz  güzellikler sunuyor.    Kendimi Mussorgsky'in "Bir Resim Sergisinden Tablolar" eserindeki gibi bir tablodan diğerine  atlar buluyorum.

İlk  bakışta bir arafta  olma  durumu gibi algıladığım  "İki Dünya Arasında" olma halinin,  iki kültürün karışımından   bir senteze  ulaşmak  anlamında da kullanılmış olabileceğini düşünüyorum.  Osmanlı - Cumhuriyet , Doğu –Batı … Bunların ilişkisini, farklılıklarını  ve varabileceği  yerleri  kurmaya çalışıyorum.   Çünkü  dünyaya geliş tarihi 17- Eylül-1886 Feyhaman Duran’ın.  Ayrılışı 1970. Yani  Birinci Dünya Savaşı, işgal yılları ve Kurtuluş Savaşını da kapsayan, II. Abdülhamit'tin İstibdat’ ından,  Cumhuriyet'in  47’inci yılına dek uzanan bir süreç.  Batı etkisi  1911’de Sanay-i Nefise Mektep-i Alisi’ni bitirdiğinde kızlarının portrelerini yaptığı Mısır Valisi Abbas Halim Paşa tarafından Paris’e gönderilmesiyle başlıyor. Empresyonizmin yeni bir akım olmaktan çıkıp,   yerini başka  akımlara bıraktığı, Monet’in , Renoir’un  Degas’ın  hayatta olduğu bir  zaman dilimi bu.    Feyhaman Duran bu ünlü ressamlarla tanıştı mı o yıllarda bilinmiyoruz ama Paris’teki  günlerini   yeni  resim teknikleriyle ışığın  yarattığı yansımaları araştırarak, resim sanatını dünya ölçütlerinde kavramaya çalışarak ve çeşitli atölyelerde yetkin hocalarla  çalışarak geçiriyor.

1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla çağdaşı başka ressam arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’a dönüyorlar. Savaş yılları ve sonrası kolay geçmiyor  tabi. Para sıkıntısı doruğa ulaşıyor. Paris dönüşü Galatasaray  Sultani’sinde  ona etüd amirliği görevini veriyorlar. Böylelikle  hem  kalacak bir yeri, hem de başka sanatçıların yetişmesine katkı sağlama olanağı oluyor. 

Feyhaman  Duran’da   batı etkisinin  ne kadar ağırlıklı  olduğuna  dair bir soruya, serginin küratörü  Nazan Ölçer  “Batılı kesinlikle, karısının nü resimlerini yapabilen bir adamdan bahsediyoruz,” diye cevap veriyor. Bu bir ölçü olabilir tabi.  Çünkü ressam olabilmenin  her yönden kısıtlandığı bir dönemde, henüz geçmişe dönük birikime sahip olmayan  bir sanat dalı resim  o  günlerde.   Ayıp ve günah kavramları arasında sıkışmış kalmış bir toplum var karşımızda.

Paris’e gitmese(ler)  değil  çıplak model,  kadın  veya erkek  herhangi bir modelle  çalışma şansı bile olmayacaktı  belki de.  Gül İrepoğlu’nun  Feyhaman adlı kitabında,  Sanayi-i Nefise’de  modelle  resim çalışmanın  bile çok  zor olduğunu söylüyor Feyhaman Duran. Okulu  dinsizlik ve ahlaksızlıkla suçlayan pek çok yobaz varmış o yıllarda.  Bunlar daha önceki yıllarda okulu basıp, heykelleri kırmış, antik kopyaların beline peştamallar bağlamışlar. Sadece bir takım sarıklı, sakallı, post bıyıklı kişileri resmedebiliyorlarmış. Fakat  bir gün gelmiş bundan çok sıkılmışlar. Giysili de olsa bir kadın model bulmak için Çingene mahallesine gitmişler. Güzel bir  Çingene kızını getirtip, dans eder pozisyonda poz verirken resmini yapmaya başlamışlar ki  zamanın  okul müdürü  Osman Hamdi Bey onları odasına çağırtarak kıyameti koparmış. Sonra , kendilerine  biraz sabırlı olmalarını Avrupa’ya gittiklerinde pek çok kadın  modelle çalışabileceklerini söylemiş.

İşte bu sebeplerle  doğrudan doğruya Feyhaman Duran’la  ilgili bir anlam zenginliğinin yanısıra  bir dönemi anlamak bakımından da önemli taşıyor  bu sergi.

Bir başka ilginçliği ise  Feyhaman Duran’ın ressam eşi Güzin Duran’la birlikte yaşadıkları Beyazıt’taki evlerinin odalarının  gerçek ölçüleriyle sergilendiği bölümlerdi.  Yerdeki halılardan, duvardaki resimlere, ceviz konsol ve koltuk takımlarından, kütüphaneyi oluşturan kitaplara, eski tip büyük bir radyoya,  camda asılı karagöz Hacivat figürlerinden  minyatürlere, hat  koleksiyonuna,  lale biçimli aplikelerden gaz lambasına,  odaların  ortasındaki  bakır mangala, çini sobaya,  tam bir doğu batı senteziydi b odalar.  Tüm objelerden yayılan  bir yaşanmışlık kokusu hissediliyordu sanki…

Önümüz bahar. 29-Temmuz’a daha çok zaman var. SSM’nin 15. kuruluş yılı için  Sabancı  Holding ve İstanbul Üniversite’sinin işbirliğiyle hazırlanan bu sergiyi sizin de çok severek gezeceğinizi umuyorum.

Hasan Hüseyin Dulun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 423
Kayıt tarihi
: 02.11.09
 
 

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik başlıca ilgi alanlarım. Gezmeyi, okumayı, yazmayı, düşünmeyi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster