Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
94
 

İki günü bir olmayan bir ülke

İki günü bir olmayan bir ülke
 

thepack.com


Sakin ve sessiz Kuzey ülkelerinden bir vatandaş vatanını terk ederek gelmiş Türkiye’ye yerleşmiş. Adama sormuşlar : “Yav, senin memleketin zengin, güzel, sakin bir ülke.. Niye gelip Türkiye’ye yerleştin?” Adam cevap vermiş :  “Fazla sakin ve sessizdi… Hayatımda hiçbir heyecan yoktu. Oysa burada, İstanbul’da, her gün farklı, her gece farklı.. İnsan yarına nasıl çıkacağını bile bilmiyor..!”
 
Yalan mı?  
 
Televizyona bir bakıyorsunuz… Ooo.. Bir sürü tanklar, askerler her yeri sarmışlar… Haydaa .. İhtilal oluyor! Ondan sonra millet tankların üzerine çıkıyor askerleri teslim alıyor… Tam bir film… Sabaha kadar sürdü gitti…
 
Tabii bu fazlasıyla gerçek filmde çok canlar yandı; çok insanlar yok yere öldüler. Acımız büyük. Ne demeli bilmiyorum ki..? 
 
Üstelik , bu tip Askeri kalkışmalar bu ülkenin tarihinde  azda değildir. Ta Osmanlı’dan beri asker (Yeniçeri) başkaldırmış, sebebi de , hoşafın yağının kesilmesiymiş. Bu bir deyim olarak bizim dilimize girmiştir. Hikaye şu:
 
“Osmanlı döneminde Yeniçeriler yine bir isyan çıkartıyorlar, kazan kaldırıyorlar. Padişaha haber gidiyor, ''Gidip bakın bakalım neymiş bu kez dertleri'' diyor padişah. Görevlendirdiği kişiler, yeniçeri ocağına girip, Başçeri ile konuşuyorlar. Başçeri diyor ki, ''Yemeklerimiz kötüleşti. Artık eskisi gibi bize değer verilmiyor, yemeklerimizin malzemesi eksik, devlet bu kadar fakir mi ki, hoşafımızın yağını kesti? '' 
 
Haber aynen padişaha iletiliyor. Yeniçerilere yemek yapan aşçıbaşı çağrılıyor. Padişah, ''Siz ülke için savaşan, topraklarımızı genişletip koruyan Yeniçerileri nasıl beslemezsiniz, hoşaflarının yağını nasıl kesersiniz, bre kâfirler!'' diye azarlıyor aşçıları ve aşçıbaşını. 
 
Aşçıbaşı diyor ki; '' Aman padişahım, ne dersiniz? Hoşafta yağ olmaz. Çeriler kazan kaldırmak istemiş, bahane üretirler'' Padişah ikna olmuyor. Durumu derinlemesine incelettiriyor. Önce yeniçerilere yemek yapan aşçının emekli olduğu anlaşılıyor, yaşlı aşçı evden apar topar getirilip mutfağa sokuluyor. “Yap şunlara bir hoşaf!” diyorlar. Yeni aşçılar da öğrenmek için etrafına diziliyorlar. Yapıyor yemekleri yaşlı aşçı...
 
Ve durum ortaya çıkıyor. Yaşlı aşçı önce pilavı koyuyor kepçeyle, sonra da hoşafı. Pilavın kaşığındaki yağ hoşafa geçiyor veya pilav yaptığı aynı kazanda hoşafta yapıyor., yeniçeriler hoşaf üzerinde gezinen yağa alışıklar ya, sanıyorlar ki yeni aşçılar emir aldı saraydan, mutfağın masrafları ondan dolayı kısıtlandı..Kazan kaldırmak deyimi de buradan geliyormuş..”
 
Bizimkiler yine kazan kaldırdılar.
 
Sebebi nedir bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. Yüzlerce kişi öldü; yüzlerce, binlerce asker içeri girdi. Herkes için büyük acı… Yani yine  “kazan kaldırdılar…”
 
Atatürk , ordunun bu kötü eğilimini bildiği için , arkadaşlarına yeni dönemde mutlak olarak devlet adamlarının iki şeyden kaçınmalarını söylemiştir : “Bir, ordunun devlet işlerine karışması ; iki, dinin devlet işlerine karıştırılması..” (atatürkinkılapları.com/1.Mart.19249; atatürkdevrimleri.com)
 
Atatürk, kendi zamanında bu iki ilkeyi çok iyi koruyacağına inandığı kişiyi Mareşal Fevzi Çakmak’ı Genel Kurmay Başkanlığına getirdi ve ölünceye kadarda onu o mevkide tuttu. Atatürk zamanında orduda hiçbir olumsuz hareket görülmemiştir. O öldükten sonra , ne zaman Demokrat Parti, dini siyasete alet etmeye başlamış, ondan sonra 27.Mayıs’ta ihtilal patlamıştır. Sonra diğerleri görüldü…
 
Demokrasi ancak azınlık haklarına dikkat etmekle; muhalefeti ve azınlıkları harcamamakla yaşayabilir. Sen , hükümet olarak “ben çoğunluğum..” diyerek, diğerlerinin hakkına, hukukuna dikkat etmezsen;  dini  siyasete alet etmeye kalkarsan, o zaman hoşafın yağı kesilir ve dolayısıyla “kazan kalkar..”
 
Demokrasi ince ayarlar meselesidir. İnsanları sıkarsan, ezersen; hak ve hukuklarını tanımazsan… Sonra o rejim Demokrasi değil,  hukuk değil, guguk rejimi olur.. Onu da bir süre sonra kimse ciddiye almaz.
 
Ne var yani, şu güzel ve heyecanlı ülkemizde güzel demokrasimiz ve güzel insanlarımızla, boğuşmadan, dövüşmeden bir  güzel yaşayalım. 
 
Zaten dışarıda bir sürü düşmanımız var. Bir de içerde bir sürü düşman yaratmanın alemi var mı? 
 
Bu olaydan sonra da herkese Allah akıl fikir versin… Dileyelim, bir daha da o kazan yerinden hiç kalkmasın.
Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kardeşim,15 Temmuz Olayı 'nı,"Hoşafın yağının kesilmesi"örneğiyle de çok iyi analiz etmişsin.Sağ ol.

Hüseyin Başdoğan 
 20.07.2016 12:11
Cevap :
Bu bir çarpılmanın ilk izlenimiydi. Ondan beri de İnternet kesik. Şimdi açıldı.Teşekkürler.Esenlikler.  24.07.2016 9:38
 

Harika bir duygu düşünce yazısı, kutlarım.

Şahin ÖZŞAHİN 
 17.07.2016 14:11
Cevap :
Teşekkür ederim Şahin kardeşim.  20.07.2016 9:26
 

En kötüsü bu idi diyeceğimiz bir cümle kuramadığımız bir Ülkede yaşamak ne acı değil mi Erdal hocam? Daha kötüsüne hazır olmak yarına güvensizlik bugünü korku ile yaşamak, Kalkan kazanların kime yaradığı gün gibi ortada iken, selam ve saygı ile.

Nizamettin BİBER 
 17.07.2016 11:39
Cevap :
Hoş değil.. Hiç hoş değil. Ve çirkin. Bütün hazırlayanlar ve katılanlar utansın. Memleket dingonun ahırına döndü..! Teşekkürler, esenlikler Nizamettin Bey.  20.07.2016 9:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 743
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster