Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
74
 

İki kedi, bir aslana pes ettirir

İki kedi, bir aslana pes ettirir
 

kedi-aslan


Haksızlığa uğradığına inanan bir insanın hakkını savunmasından daha doğal ne olabilir?

Biri canınızı acıtırsa, elinizdeki ekmeği, cebinizdeki parayı zorla almaya kalkarsa elbette karşı koyarsınız.

Hayvan bile bu tepkiyi gösterir.

Günde üç öğün yemek verdiğiniz kedinin, canını acıtacak şekilde çekin bakalım kuyruğunu, ne yapar?

Dönüp elinizi tırmalamaz mı hemen? (Böyle yaptığı için, bazıları “nankör”der kedi için. Hiç de değil!..)

Ve sizi çok seven sadık köpeğinizi denemeye kalkıp yemesi için önüne koyduğunuz kemiği al-maya kalkmayın sakın.

Silivri’nin Kavaklı köyündeki bahçemizin bahçıvanı böyle bir hata yaptı da, o sakin, o mûnis, o sadık mı sadık Sibirya kurdu köpeğimiz Caş, öyle bir ders verdi ki ona, hayatı boyunca unutamaz ve benzer bir hata yapmaz bir daha.

En yumuşak atın bile tekmesinin nasıl olduğunu öğrenmek isterseniz, döşüne iğne batırıverin de görün.

Etkiye karşı tepki…

Bilirsiniz, doğa yasasıdır bu.

Buradan, farklı bir konuya gelmek istiyorum ben.

Televizyonlarda yayımlanan belgesellerde de görüyoruz; bir aslan, mevcudu yüzlerce olan bir yabanî sığır sürüsüne saldırınca, her hayvan kendi başının çaresine bakıp kaçıyor. Aslan da en zayı-fını yakalayıp parçalıyor.

Kaçmak yerine birlikte karşı koymayı düşünebilseler, hiçbirine zarar vermesi mümkün değil aslanın.

Nitekim bazı durumlarda, üçü-beşi içgüdüsel olarak böyle bir tavır takınınca, kaçmak zorunda kalıyor aslan.

Ama çoğunlukla kaybeden hep otyiyenler, kazanan hep aslan oluyor.

İnsanla hayvan arasında pek fazla bir fark göremedim ben, benzer konularda.

Ne demek istediğimi açıklayacağım elbet.

Filozofun söylediği gibi,  “sosyal bir hayvan”olduğumuz bir gerçek de, ne kadar “sosyal” ne kadar “asosyal”olduğumuz araştırılmaya değer.

Neyse efendim, konuyu dağıtmadan sadete geleyim hemen.

“İnsanla hayvan arasında pek fazla bir fark görmedim ben.”demiştim ya yukarıda.

Gerçekten de birçok bakımdan “doğru” olduğuna inanırım, bu görüşümün.

Hele hele tehlike karşısında ya da bizden güçlüler karşısındaki davranışımız, havyalarınkinden hiç de farklı değil…

Sözgelişi, yüz hanelik bir köyde toprağı, bağı, bahçesi, koyunu, keçisi (kısacası malı mülkü) herkesinkinden beş-on misli fazla olan bir aile, eli silahlı üç-beş kişi besleyince, menfaatine engel ola-cağına inandığı herkese gözdağı verir. İstediği aileyi korkutur, ezer. İstediğine zarar verir.

Hiçbir aile tek başına karşı duramaz, bu “güçlü”ailenin yaptığı zulme.

“Aman bana bir zararı olmasın”diye başkalarına yapılan haksızlıkları görmezden gelir herkes. Dahası, haksızlık yapan, zulüm yapan “güçlü”yü değil de haksızlığa ve zulme uğrayan “zayıf”ı suçlu görür:

“Açlıktan nefesi kokan baldırı çıplaklar!.. Siz kim oluyorsunuz, kendinizi ne sanıyorsunuz da öyle asil bir aileye karşı geliyor, onlara karşı saygısızca davranıyorsunuz? Haddini bilmeyene haddini bildiririler, işte böyle!..”denir.

“Tabiî canım, etin ne budun ne ki, dev aynasında görmeye kalkıyorsun kendini. Herkesin aklı yoktu da tek akıllı sendin sanki. Aldın mı boyunun ölçüsünü?”

Ve daha neler neler!..

Doğru ya… Dünyanın neresinde olursa olsun, güçlü olan haklıdır; her zaman!

Bin yaşasın varsın; bana dokunmasın da yılan.

Oysa, yüz haneli o köyde, çok değil, yirmi hane birleşiverse o “güçlü” o “zalim”aileye karşı…

Evet, tek tek köyün hepsini ezer de o “güçlü aile”,birleşik yirmi aileye gücü yeter mi?

Ama yüz haneli köyde de yapmayız bunu nedense, bin haneli kasabada, yüz bin nüfuslu kentte de…

O halde ne farkımız kalıyor bizim koyundan, keçiden, sığırdan domuzdan?

Bir kurt girmeye görsün koyun sürüsüne, çil yavrusu gibi dağılıyor hepsi de. O birbiriyle saat-lerce kafa kafaya dövüşüp vuruşan koçlar da kaçıyor; kurdu görünce, tekeler de…

Oysa, üçü-beşi birleşse de hepsi birer tos vursa, kaçacak delik arar, o aç kurt. Ama bunu akıl eden koç ya da teke olmamış hiç, bugüne kadar.

“Koyunları, keçileri, koçları, tekeleri anladık; insanlardan söz et sen arkadaş.” diyorsanız, tamam; edelim:

Hem de bildiğiniz gibi bir örnek verelim, tarihten.

“Uzak olmasın” diyorsanız, ona da tamam, hay hay, yakın tarihten:

1930’lu yıllar… Almanya’nın başında bir diktatör… Adolf Hitler… Modern silahlarla donat-tığı çok iyi eğitimli ve disiplinli güçlü ordusuna güvenerek tehdit edip duruyor herkesi.

Buna rağmen, Avrupa’nın ve o yıllarda dünyanın en güçlü iki ülkesi İngiltere ve Rusya ile “Dostluk ve saldırmazlık antlaşması”imzalıyor.

Yıl 1939… Bir gece, ansızın, zayıf ve güçsüz komşusu Polonya’yı işgal ediveriyor.

Ne İngiltere, ne Rusya, ne Fransasesini çıkarıyor bu olupbittiye.

Niye çıkarsınlar canım? Çıkarıp da bile bile başlarına mı sarsınlar belayı?

İtalya’nın başında da Hitler benzeri Mussolinidiye başka bir diktatör… Habeşistan’a saldır-mak için fırsat kollayıp duruyor o da.

Bakıyor ki Hitler, kimsede ses yok, itiraz yok… Çevresindeki küçük devletleri de lokma lokma yutuveriyor.

“Bana ne”deyip Amerika da aldırmıyor; bu duruma.

Siz olsanız Hitlerin yerinde, niye duracaksınız ki… Fransa’yı da işgal ediveriyor kısa sürede.

Başında Stalinadlı diktatörün bulunduğu Sovyetler Birliği “Nasıl olsa bizim saldırmazlık antlaşmamız var” diye hâlâ sus pus…

İyice şımaran Hitler, özellikle denizlerde güçlü olduğunu bildiği İngiltere’yi sona bırakıp Sovyetler Birliği’ne saldırıyor bu kez de.

İngiltere, sıranın kendisine geldiğini anlayıp A. B. D’yi kendi safında Almanya’ya karşı sa-vaşmaya razı etmek için uğraşır ama boşuna!..

Ne zaman ki Japonya, A. B. D. donanmasına karşı bir baskın düzenler, o zaman aklı başına gelir Amerika’nın. Ve ister istemez o da girmiş olur savaşa.

Herkesin bildiği bu tarihsel gerçeklerden niçin mi söz ettim?

“İkinci Dünya Savaşı’nın tek suçlusu Hitler mi?”diye sormak için…

Evet, zalim suçludur; tamam da… Ya o zalime methiyeler düzenler?..

Ya onu pohpohlayıp şımarttıkça şımartanlar?..

Ya onun gözünün içine bakıp her emrine âmâde olanlar?

Sütten çıkmış ak kaşık mıdır onlar?

“İki kedi, bir aslana pes ettirir”demiş atalar; ya üç kedi?..

Ya dördü, ya beşi birlik olursa?..

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster