Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
718
 

İki kere iki kaç eder?

İki kere iki kaç eder?
 

iki kere iki bazen beş edermiş


 

 

İki senedir çıkamadığım tatilimiz için Kuşadası’na zor bulduğumuz rezervasyon sonrası denizden uzak bir otelde ancak üç gün geçirebildik… Otel sanki esmeri, zencisi, sarışınıyla Birleşmiş Milletlerdi… 

Havuzun etrafında ne çeşit insan ararsanız, mevcuttu. Bikinili, haşemalı, hatta haşema üstünde şapkalısı… Sabah kahvaltısında görmemişlerin tepeleme tabakları mide bulandırıyordu. Önceden koyduğum havluyla yer kaptığım şezlonguma oturduğumda yan komşum iki genç delikanlıydı… Tıpkı Türklere benzediğini düşündüğümden “Selam” dedim. Kısa boylu ve beyaz tenli olanı “No Türk” dediğinde derdimi anlatabildiğim İngilizcemle “Belçikalı” olduklarını öğreniyorum. Ancak esmer tenli delikanlının parmağındaki bizlere mahsus kalın ‘taş yüzük’ içimdeki kuşkuları iyice artırmıştı. Hık demiş tıpkı doğuluydu… Hatta esmer delikanlının bana; “Almanca yok?” sözü onların Türk olduğuna karar verdiğimin sorusuydu. Türkiye’de yaşayan ve sevgilisinden dayak yiyen Alman kadının “Şimdi artık gerçek Türk oldum” diye gurur duyarken! Bu iki soytarının yabancılaşma özentisine anlam verememiştim. Yazık ki ne yazık!... 

Yine görmemişlerin tabaklarına tepeleme yığdıkları akşam yemeğinden sonra havuz başının romantik müzik eşliğinde geceye hazırlanıyordu. Masalar yavaş yavaş doluyordu. Sınırsız içecekler müşterileri iyice azdırmıştı. Bende kitabımı alıp bir masaya oturduğumda, yan masadaki ailelerde esmer ve sanki bizden birileriydi. Tanıştığımızda “Azeri İranlı” olduklarını ve Tahran’da otomobil fabrikasında bilgisayar uzmanı olduğunu Azeri Türkçesiyle anlayabildim. Yanındaki İran’lı delikanlı ise masasındaki içkilerle çakır keyifti… Onlara İran edebiyatı ile ilgilendiğimi ve Ömer Hayyam’ın şiirlerini de çok sevdiğimi söyleyince gülümsediler… Genç İranlıya “Ahmedinejad rejimini sorduğumda, yüzünü buruşturdu. “İran’da da içki içiyor musunuz?” dediğimde, içkinin evlerde gizlice ganimet gibi içildiğini ve özgürlüklerinin olmadığını, Azeri İranlı tercüme etmişti. Eşleri ise gün boyu havuz başında bikinileri ile yanmışlardı… Eşlerinin İran’da kapalı mı, açık mı gezdiklerini sorduğumda; İran’a gittiklerinde hava alanının tuvaletinde kapanacaklarını söyledi… 

Otelin dördüncü katında asansör beklerken gözüm duvardaki “Vergi Levhası”na takılıyor ve 2009 yılı beyanında “Zarar” yazıyordu! Şaşırıyorum… Bir memurdan söke söke yılda iki ila üç bin TL alındığı bir ortamda böylesi bir otel nasıl zarar ederdi?” Sigaraya, içkiye ve benzine neden yüklenildiğini şimdi daha iyi anlıyordum… Otelin yemek işlerinden sorumlu müdürü ile sohbete dalıyoruz. “Zarar Beyan” konusunu açıyorum. Gülümsüyor ve bana küçük bir hikâye anlatıyor; “Büyük bir iş yerine muhasebeci alınacakmış. Patron odasına ilk giren muhasebeciye sorar; ‘İki kere iki kaç eder?’ Muhasebeci hemen ‘dört’ dediğinde kapıyı gösterir. Sıradaki gelir, ona da; “ Beş kere beş kaç?” diye sorar. Yanıt gecikmez; “Yirmi beş” olur… Ona da kapıyı gösterir. Ardındaki gelir ve ona da; ‘İki kere iki’yi tekrar sorduğunda aldığı yanıt; “Siz bilirsiniz” olduğunda onu hemen işe başlatır!” Ve müdür ciddice; “Maalesef bu tip bütün oteller zarardadır” dediğinde kerametin ‘zarar’ da değil, muhasebecinin keskin kaleminde olduğunu ima ediyordu! “Bir kilo bal için kırk bin arı çalışıyormuş, Ne için? Bir ayı gelip bir oturuşta yesin diye” ! Ne demek istediğimi sanırım anlamışsınızdır… 

Tatil dönüşünde TSK’de krizi işitiyorum ve komuta kademesinin istifa haberi gündeme bomba gibi düşüyor. Beni ilgilendiren istifa eden Genel Kurmay Başkanı’nın personeline yaptı “Veda Mesajı”dır… Buyurun birlikte bir kez daha paylaşalım… 

Işık Koşaner; “Şartlar ne olursa olsun TSK’nın kahraman mensuplarının kutsal görevlerinde bundan önce olduğu gibi üstün disiplin, cesaret ve fedakârlıkla başarıya ulaşacağını, şu anda 173’ü muvazzaf, 77 si emekli olmak üzere 250 General, Amiral, Subay, Astsubay ve Uzman Jandarma Çavuş’unun hürriyetlerinden yoksun olarak tutuklu olduğunu ve tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek, birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi mümkün değildir. Bu durum çok defa yetkili makamlara iletilmesine, anlatılmasına ve takip edilmesine rağmen soruna yasal çerçevede çözüm bulunması mümkün olmadı. Haklarında henüz hiçbir kesin yargı kararı olmamasına rağmen tutuklu bulunan 14 general, amiral ile 58 albay hürriyetlerinin tehdit edilmesinin yanı sıra mevcut yasalarımız gereğince buy yıl yapılacak Yüksek Askeri Şura’da değerlendirmeye girme hakkını kaybetmiş ve peşinen cezalandırılmıştır. Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK’nin gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla ulusumuzu silahlı kuvvetlere karşı tavır almaya teşvik ettiği dikkatlerden kaçmadı. Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması Genel Kurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkânını ortadan kaldırmıştır.” 

Şimdi bu önemli veda mesajından sonra yeni Genel Kurmay Başkanı ile komuta kademesindeki komutanlarla, hükümete “İki kere iki kaç eder?” desem, sizce alacağım yanıt ne olurdu? 

Sevgilerimle… 

Ertuğrul Erdoğan 

7 Ağustos 2011/Bursa 

www.erdoganlaedebiyat.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

- neden 2 yildir tatile çkamadiginizi anlamadim, CV'nizden gorundugu kadariyla fazla birsey yapmiyorsunuz, - neden gittiginiz yerdeki turistlerin dedikodusunu yaptiginizi anlayamadim, - neden biyografinizde kendinizden 3. sahis olarak bahsettiginizi anlayamadim, bu medeni ulkelerde ayiptir, ve sonuncusu, hikayedeki ayi ve arinin kim oldugunu açikça yazar misiniz

Demokrasi Penceresinden 
 13.08.2011 11:24
Cevap :
Arkadaşım selam, mesajlara pek yanıt vermiyorum ama hep soru seklinde yazdığınız için yanıtlıyorum; Neden iki yıldır tatile çıkamıyorum; maddi imkânsızlıklardan ancak 3 gün onu da bütçemi oldukça zorlayarak oğlum için yapmak zorunda kaldım. CV’den gördüğünüz kadar bir şey yapmıyorum demişsiniz; 10 yaşından iki sene öncesine kadar hep tempolu çalışma hayatı içindeydim. Yeni emekli oldum ve halada yazın hayatında alıkları uyandırmakla görevli hissediyorum kendimi elimden geldiğince… Bu da sanırım önemli bir görev olsa gerek!.. Neden Turistlerin dedikodusunu yaptım? Yazar gözlemlerini, hayallerini ve kurgularını yazar. Bunu kimse özgürlük adına engelleyemez. Orada da ilginç insan tipleri olduğunu anlattım ki sizinde ilginizi oldukça çekmiş ve bu soruyu sormuşsunuz… Biyografimde kendimden 3. Şahis olarak bahsetmişim? Pardon anlamadım. Gayet sarih ve anlaşılır hayatımı anlattım. İsterseniz birde www.erdoganlaedebiyat.com siteme girin daha iyi bilgilenirsiniz. Hikayedeki ayı ve  13.08.2011 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 451
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster