Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '13

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
6236
 

İki üç sayfada kısa Rus Kültür Tarihi

İki üç sayfada kısa Rus Kültür Tarihi
 

Kremlin


Rusların kökenleri İskitlere dayanıyor. İskitler Orta Asya’dan gelip Karadenizin kuzeyi  ile Hazar Denizi civarında,  M.Ö. 800 ile M.Ö.300 yılları arasında 500 yıl kadar hüküm süren, Acemce konuşan, göçebe bir kavim. Hemen bütün göçebe kavimler gibi dayanıklı, savaşçı, belki barbar.

Rusya’nın resmi kuruluşu 9. asırda, 862 yıllarında. Moskova’nın kuruluşu ise 12. Yüzyılda. O zamanki Moskova hemen hemen bugünkü Kremlin sınırlarına sığacak kadar küçük, etrafı tahta surlarla çevrili bir kale gibi küçücük bir prenslik.

13. Asırda Karadenizin kuzeyinde ve Hazer Denizi civarında Mogollar var. Eski Kıpçakların olduğu yerlerde. Cengiz Han’ın istilasından sonra. Kiev civarında da küçük Rus prenslikleri var. 1237 Yılında Mogollar bu Kiev prensliklerine saldırıp bir lokmada yutuyorlar. İsteseler, biraz daha kuzeye çıksalar Moskova’yı da hop diye yutarlar ama buna gerek duymuyorlar. Çünkü Mogolların büyük koyun sürüleri var, büyük at sürüleri var. Bu sürüler için sulak yerlere, büyük geniş otlaklara ihtiyaçları var. Böyle yerler de Karadenizin kuzeyinde, Kafkaslarda, Hazer civarında bol bol var.

Cengiz Hanı’dan sonra torunlarından Batu Han (veya Batur Han)  Altınordu (veya Altın Orda) Devletini kuruyor. Bu dönemde de Ruslar’la Mogollar içiçe yaşıyorlar. Altınordu Devletinde Türkçe konuşuluyor. Türkçe  Orta Asya’nın büyük bölümünde, Mogollar arasında çok popüler ve hakim dil. Sadece lisan olarak değil, aynı bölgenin insanları olarak benzer geçmişe, benzer eski dinlere, benzer örf adetlere, geleneklere sahipler, Türkler ve Mogollar. Zaman içinde bu benzerlik Ruslara da sirayet ediyor, uzun yıllar Mogollarla ve Türkçe konuşan kavimlerle iç içe yaşamanın bir sonucu olarak. Nitekim bugün dahi Rusça da pek çok Türkçe kelime var. Keza Rus tarihine geçmiş büyük Rus sanatçı, ilim adamı, siyasetçi, asker arasında bir çok Mogol kökenli, Tatar, Türk kökenli  insan var. Mesela Lenin’in dedeleri Kalmik kavminden. Kalmik kelimesi Türkçe kalmak fiilinden üretilmiş Türkçe bir kelime.

Keza nasıl Türkler Müslüman olmadan evvel pagan dinlere sahip idilerse, Ruslar da Hristiyan olmadan evvel  aynı veya benzer pagan dinlere sahiplerdi. Şamanlar Türklerin de, Rusların da dini liderleri veya ulu kişileriydi. İbadet şekilleri aynı veya benzerdi.  Bu Şamanların dini ritüelleri, dansları, kıyafetleri, vecde erişleri, kehanetleri, doğa üstü güçleri hemen birden bire kaybolmamış Türkler Müslümanlığa geçtikten sonra da Ruslar Hristiyanlığa geçtikten sonra da uzun yüzyıllar halk kitlelerinin yaşamlarında etkilerini devam ettirmişler.  Mesela Ruslar da ki meşhur Kutsal  Soytarılar her yönüyle Şamanlara çok benziyorlardı.  

Lisan olarak Türkçenin Orta Asyadaki hakimiyeti Yunancanın Milattan evvel ve Hz. İsa’dan sonra ki yıllarda sadece Yunanistanda değil, Anadoluda ve Orta Doğu’da, Kudüs de ki hakimiyetine benzer. Mekadonya da ki insanlar da, Anadoludaki insanlar da, Orta Doğudaki insanlar da Yunan değildi ama Yunanca konuşuyorlardı, Yunan kültürünü benimsemişlerdi.  O kadar ki ilk İncil Yunanca yazılmıştı.

Biz dönelim Rusya’ya. Altınordu Devleti de 1430 lu yıllarda yıkıldıktan sonra üç Hanlık kuruldu. Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı, Astrahan Hanlığı. Altınordu yıkıldı ve Mogolların bir bölümü Orta Asya’ya geldiklere yerlere geri  çekildiler ama büyük bir kısmı da Rusya’da kaldı. Hem onlar Rusları benimsedi ve Ruslaştı hem de Ruslar onları benimsedi ve Asyalılaştı. Birbirlerini özümsediler, özdeşleştiler. Buna asimilasyon denemez çünkü zorla  yapılan birşey değil, kendiliğinden ve isteyerek olan bir gelişmeydi.

 

Bir  yüz küsür yıl da böyle geçtı. 1560 lı Yıllarda IV. Ivan nam-ı  diğer Korkunç İvan Kazan ve Astrahan Hanlıklarını yıktı. Ve bunun şerefine Moskova da Kremlin’in olduğu yerde büyük bir klise inşa ettirdi. Klisenin adı San Basils Klisesi idi. San Basils ise zamanının en ünlü Kutsal Soytarısı idi, hani şu biraz yukarıda bahsettiğim kutsal soytarılardan. Bizim Anadolu’da da tam olmasa da buna benzer  insanlar vardı ve bunlara Abdal denirdi. Burada ki Abdal’ın aptal ile ilgisi yoktur, daha ziyade ermişliği falan çağrıştırır, mesela Pir Sultan Abdal gibi.

 

Böyle gidersek iki sayfa değil beş sayfaya da sığmayacak. Onun için gelin biz Büyük Petro zamanına atlayalım. Yani 1700 lü yılların başına. Büyük Petro gerçekten büyüktü, batı hayranıydı, ülkesini medeni ve muasır medeniyetler seviyesine çıkarmayı hedefliyordu.  Büyük ölçüde başardı da. Kendisi bizzat Avrupaya giderek yıllarca incelemelerde bulundu, pek çok ilim ve sanat dalında, askerlik dalında, mimari dalında, sanayi dallarında. Tersanelerde bile çalıştı, gemi yapımını öğrenmek için. Dönüşünde pek çok müzisyen, ressam, mimar gibi sanatçı ve ilim adamını beraberinde ülkesine getirdi.  Aristokrat sınıfı güçlendirici bazı yasal düzenlemeler yaptı.  San Petersburg şehrini büyük bir bataklık arazide bizzat  şehir planlarını, mimari planlarını, sanatsal yönlerini planlayarak hiç yoktan kurdu.

 

Petro’yla başlayan bu batı özellikle Fransız hayranlığı, batı özentisi, batı taklitçiliği 1800 lü yıllara kadar devam etti. Ta ki 1812 de Napolyon Moskova’ya kadar gelip ülkelerini yakıp yıkıncaya kadar. Ruslar General Kutuzov (Tatar kökenli) önderliğinde Moskova’nın hemen batısında Borodin vadisinde Napolyonu durdurdular, Moskova’yı  kendi elleriyle yaktılar ve neticeten Napolyon’u çekilmeye mecbur bıraktılar.

 

Napolyon’dan sonra Ruslarda Batıdan kendi özlerine, kendi halklarının kültürüne dönme modası başladı. Müzikte halk müziklerinden esinlenen eserler, edebiyatta halkın konuştuğu dil ile yazılan yazılar ve şiirler, romanlar, resimde öyle, kılık kıyafet ve giyimde halkın giyindiği gibi modeller popüler oldu, el sanatlarında halkın yaptığı oyuncaklar petruşkalar, işlemeler, mobilyada köylülerin evlerinde ki gibi (rustic) mobilyalar vesaire popüler oldu. Bu çok kuvvetli ve uzun yıllar etkisini sürdüren bir akım oldu.  Şimdi, size şiirde ve edebiyatta halkın kullanıldığı dil kullanılmaya başlandı dedim de tuhafınıza gitmiştir. Hiç gitmesin, çünkü Petro ve onu takibeden yıllarda aristokrat sınıf doğru dürüst Rusça konuşamıyordu veya yazamıyordu,  çünkü küçük yaştan beri evde mükemmel bir Fransızca öğreniyor ve kendi aralarında sürekli Fransızca konuşuyorlardı.  Hatta Tolstoy’un ünlü Savaş ve Barış romanını okuduysanız görmüşsünüzdür, o romanın bile neredeyse dörtte biri Fransızca konuşmalardan oluşuyor.

 

Takibeden yıllarda da Rus halkında, sanatçıları arasında, elit sınıfta açıkça olmasa bile içten içe hep bir “Avrupalımızyız” yoksa “Cengiz Han’ın torunlarımıyız” sorusu gündemde olmuştur. Ruslar yıllar ilerledikçe kendilerini daha çok Asyalı, Tatarları, Kazakları, Kalmikleri, Başkirleri, Çuvaşları, hatta belki Özbekleri, Türkmenleri  vs de daha çok Rus görmeye başladılar. O derecede ki Ruslar bir ara biz Türklerin de atalarımız olarak kabul ettiğimiz Turan kavmini, onlar da ataları olarak görüyorlardı.  Hatta, o derecedeki kendi özlerine dönme arzu ve planlarının bir parçası olarak o bölgede yaşayan Türklerle ve Müslümanlarla daha çok evlilikler yapmaları gerektiğini düşünüyorlardı.

 

Rus kültür tarihi hakkında yeni bir kitap okudum, hatta hala daha okuyorum, henüz bitmedi. Hadi popular tabirle söyleyim, kitap muhteşem.  Kitabın ismi “Nataşanın Dansı”. Yazarı çağdaş bir İngiliz Tarihçi Orlando Figes.  Ben bu yazıyı yer sınırlaması olduğu cihetle daha fazla uzatamayacağım. Ama eğer siz bu kitabı okursanız, Türk örf ve adetleriyle, Türk atasözleriyle, Rus köylü sınıfı ve Rus halkının örf ve adetleri, yaşam tarzi, tabi daha çok 18. Ve 19. yüzyıldaki yaşam tarzi arasında büyük benzerlikler göreceksiniz. Mesela eve gelen yeni gelinin evlenmeden önce ve evlenme merasimi süresince tabi olduğu ritüeller ve prosedürler, evde kalabalık bir aile, kaynana, kaynata, kayınbiraderler ve diğer gelinlerden oluşan kalabalık bir grupla küçük ve dar bir evde geçireceği ve bir hizmetçi gibi muamele göreceği zor başlangıç yılları, erkeklerin kadınlara reva gördüğü kötü ve hor muamele, o derecedeki kayınpederin yeni gelen gelin üzerindeki cinsel hakları, ve Türkçedeki “kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” benzeri ve daha ağırı ata sözleri.

 

Sizi sıkıntıdan patlatmamak için burada kesiyorum. Kalın sağlıcakla….

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 909
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster