Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
4038
 

İkinci Dünya Savaşını Başlatan Yalan

İkinci Dünya Savaşını Başlatan Yalan
 

Hava üstünlüğü Almanlar'daydı


Bir Eylül, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarih.

Yetmiş sene önce 1 Eylül’de Alman ordusunun Polonya’ya girmesiyle, sonuçta dünya üzerinde takriben 50-55 milyon insanın hayatına mal olan, son büyük savaş yangını çıkmıştı.

Ülke içinde siyasi platformda yükselebilmek ve ipleri eline alabilmek için senelerce büyük mücadele vermiş olan Hitler, sonunda Almanya’nın beklediği “Kurtarıcı” pozisyonuna, iki önemli olguyu kullanarak gelebilmişti. Bunlardan birincisi, Almanya’nın bir türlü hazmedemediği Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ve savaş sonunda imzalanan anlaşmanın, Almanya’ya yüklediği ezici şartlardı. Hitler bu şartların onurunu kırmış olduğu Almanları, bu anlaşmanın intikamını almak gerekçesiyle kışkırtıyor ve bunda başarı sağlıyordu. İkinci kullandığı konu ise, işsizlik ve ekonomik sıkıntılarla bunalmış Alman halkına, doğu sınırlarında yeni yaşam bölgesi sağlamak vaadiydi. (Lebensraum im Osten). Bunun için de Almanya’nın doğusunda toprak genişletmek gerekmekteydi. Buna gösterilen gerekçe de, komşu ülkelerde yaşamakta olan Alman azınlıkların gördüğü iddia edilen baskılardı.

1 Eylül 1939 da saat 4.45 de, Alman gemisi “Schleswig Holstein” Danzig yakınındaki müstahkem mevki Westerplatte’ye ateş açtığında, olup bitenden uzakta yazın son güzel günlerinin zevkini çıkarmakta olan Alman halkına, savaş sebebinin, Polonya’nın Almanya’yı provoke etmesi ve sınır ihlallerinde bulunması olduğu söylenmişti.

Gerçekten de 31 Ağustos’da, Alman sınırında SenderGleiwitz ‘e bir saldırı olmuş ve orada iki kişi öldürülmüştü. Ama bu noktada Alman halkına kocaman bir yalan söylenmişti, çünkü bu saldırıyı yapanlar, bizzat Alman ordusunun SS askerleriydi.

Hitler 1 Eylül’de radyodan yaptığı meşhur konuşmasında, Polonya’nın saldırılarına saat 5.45 den itibaren ateşle karşılık verildiğini bildirerek, İkinci Dünya Savaşının açılışını yapmış oluyordu. Halka yaptığı konuşma, bir çeşit nefis müdafaası açıklaması iken, generallerine verdiği emir, Polonya devletini toptan ortadan kaldırma emri idi.

3 Eylül tarihinde, Polonya ile müdafaa paktı imzalamış olan İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler. Ancak Polonya’nın yardımına koşmak yerine, kendi sınırları içinde savaş hazırlığı yapmakla yetindiler.

Yalnız kalan Polonya’ya, 24 Ağustos’da Hitler ile pakt imzalamış olan Stalin’in ülkesi Rusya da 17 Eylül de doğudan saldırdığında, ülkenin kaderi belirlenmiş oldu.

Sonrası malum. Polonya ordusuna karşı büyük bir tank ve savaş uçağı üstünlüğü bulunan Alman ordusu, 27 Eylül’de Polonya’yı tamamen işgal etmiş durumdaydı. En son olarak Varşova’nın ve Modlin kalesinin de düşmesiyle, 6 Ekim’de “Şimşek Savaş” olarak adlandırılan harekat bitmiş oldu. Alman tarafında 10.600, Polonya tarafında 120.000 asker öldü, 917.000 Polonyalı asker esir alındı, Polonya devleti ortadan kalktı ve toprakları Almanya ile Rusya arasında paylaşıldı.

Polonya şehirleri bombardımanlar altında harabeye döndü, Polonya’nın entellektüelleri, profesörleri tutuklanıp yok edildiler. Ülkede yaşayan 3 milyon Yahudi önce Ghetto’lara , sonra toplanma kamplarına kapatıldı, gaz odalarına dolduruldu.

Polonya’ya açılan saldırının başlangıcında Hitler ve partisi tarafından yürütülen politikalar ve propagandalar, bir savaşın insanlar tarafından benimsenmesi ve taşınması için hangi yöntemlerin kullanılması gerektiğini gözler önüne sermesi açısından çok ilginç.

Alman askerleri Polonya’ya girerken, ülkede yaşayan Yahudilerin özelliklerini anlatan broşürler dağıtılıyor kendilerine. Bu broşürlerde Yahudiler son derecede hilekar, kötü ruhlu, ikinci sınıf mahluklar olarak tanıtılıyor ve onların Alman ordusunu zehirlemek için içme sularına zehir bile kattıkları anlatılıyor. Askerler Polonya’lılara ve Yahudilere karşı öylesine hazırlanıyorlar ki, ülkeye girdiklerinde, karşılaştıkları yerli halka, artık emir almaya gerek kalmadan kendiliklerinden her türlü işkence ve ezayı yapacak kadar öfke ve kinle doluyorlar.

Polonya karşısında kazandığı kolay zafer, Hitler’in ve kurduğu National Sosyalist Partisinin (Nazi) kendine güveninin artmasına, saldırı planlarını daha geniş çapta hayata geçirmesine ve ölüm ve acı dağıtan kollarını tüm Avrupa’ya sarmasına başlangıç oldu. Avrupa ülkeleri birbiri ardından Almanya’nın işgali altına girdi, milyonlarca insan öldü, yaralandı, aileler koptu, dağıldı, millyonlarca insan yerinden yurdundan oldu, izleri bugüne kadar silinmemiş olan derin yaralar açıldı.

Almanlar bugün, savaşı çıkaranların, 6 milyon Yahudiyi yok edenlerin Naziler olduğunu ifade ederek, tüm dünya ile birlikte savaşı ve Nazileri lanetliyorlar.

Nazilerin emrinde ya da bizzat içinde, tüm dünyayı ateşe vermiş olanlar, kendi babaları, kendi büyükbabaları değilmiş gibi. Ve bu insanlardan halen hayatta olup savaş suçlusu olarak yargılanmamış olanlar, Alman toplumunun içinde normal hayatlarına devam etmiyorlarmış gibi.

Almanya’da bugünkü nesiller bile, yetmiş yıl önce olup bitenlerle anlaşmış değiller, suçluluk duygusu içindeler, ikilemdeler. Kendi babalarının, büyükbabalarının suçlu olduğunu kabul etseler bir türlü, etmeseler bir türlü. Bu yüzden, tüm dünya ile birlikte hatta dünyadan daha fazla Nazilere yükleniyor, onları teşhir ediyor, onları suçluyorlar.

Naziler başka bir ülkeden ya da gezegenden gelmişler gibi.

Ama bu sayede, yani adeta aynadaki akislerini suçlayarak, dünyadan sempati topluyorlar.

Belki de bir çeşit toplum terapisi.

Savaşların olduğu yerde, mutlaka yalanlar da var. Savaş ve yalan birbirinin kardeşi. Savaşlara giden yollara yalanlar döşeniyor. Bunu en yakın tarihte, Irak’a karşı yürütülen savaşta da açıkça gördü dünya. İnsanlar ortaya atılan yalanlarla, propagandalarla, savaş yapmaya, öldürmeye, talana, insan hayatını ve haysiyetini ayaklar altına almaya, zafer vesaire adına her türlü insansızlığı kabul etmeye hazır hale getiriliyorlar. Savaşlarda insanlar, tıpkı kendileri gibi birer insan olan diğerlerini düşman ve hasım olarak görecek psikolojiye sokuluyorlar. Savaş ortamı, insanların insan olmaktan çıktığı bir ortam.

Savaşlara ve savaş adına söylenen yalanlara dur demek gerek!

Herkesçe!

İnsan olalım, insanlığımızı unutmayalım, hep birlikte insan kalabilelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Keşke bu belgesel tadındaki yazınızı bu ülkedeki 70 milyon okusa. Halkları birbirine düşürenlerin vicdanı yok. Ama yeni yetişen nesiller; savaşa giden yola kimlerin neler döşediğini bilmeliler. Ders çıkarmalılar. Çok önemli ve çok yerinde bir yazıydı. Severek okudum. Severek öneriyorum. Saygılar, selamlar.

hazandagüzeldir 
 11.09.2009 9:39
Cevap :
Sevgili hazandagüzeldir, çok teşekkür ediyorum. Tarih alınacak derslerle doludur. Gerçekler hep sonradan su yüzüne çıkar. Savaşlar yapılırken kimse gerçekleri söylemez, aksi halde insanlar savaşa başlamazlar. İnsanların önüne hep birtakım senaryolar sürülür, kan dökmenin şu veya bu sebepten elzem olduğuna inandırılırlar. Birileri birilerine saldırır, saldırılanlar savunmaya geçer ve ateş her yanı sarar. Geride ise birtakım doymazların hırsı vardır. Yakın ve uzak tarihi gören gözlerle incelemek gerek, hep ayni tuzaklara düşmemek için. Çok selam ve sevgilerimle.  11.09.2009 14:28
 

Almanlar, suçluluk psikolojisi içindeler. Bir tatil kasabasına bir Alman karıkoca gelip, kamp yaptılar. Karıkoca çok yaşlıydılar.Adamın vücudu, delik deşik, kurşun yaraları, bıçak izleri ve dikiş yerleri vardı. Yüzü kasvetli ve allak bullaktı. Çekintili bir hali de cabası. Merak bu ya! Sualler sordum. Himler'den Gobels'ten, Çöl Tilkisi Rommel'den, 247 U Denizaltısının akibetinden, SS' lerden sualler sordum. Hiç birini cevaplamadı. Şüphelendim. Motelin sahibine 'Bunların şüpheli halleri var, göz hapsinde tut' dememe rağmen, fotoğraf makinemi almak için oradan ayrıldığımda, Alman aile orayı terk etmiş. Suallerimden huylandılar. Ve Almanlar ( Yaşlı olanlar) suçluluk psikolojisi içindeler. Haklısınız. Ama kafasız Alman gençleri Neo Nazi olarak özlem içindeler. Güzel bir özetti ve iyi bir hatırlatmaydı. Selam ve saygı ile

Muzaffer Cellek 
 10.09.2009 11:39
Cevap :
Sevgili Muzaffer bey, burada yaşadığım uzun yıllardır ben bunu hep gözlemliyorum. Bütün sene boyunca tüm TV kanallarında, şunun yıldönümü, bunun yıldönümü şeklinde sürekli bu savaştan, Nazilerin yaptıklarından, savaşın seyrinden vesaire bahsedilmekte. Almanlar bu savaşı unutmadılar ve bir yerde sanki unutmak da istemiyorlar. Yapılanlara, tüm bir dünyanın nasıl savaş içine sürüklendiğine hala inanamaz bir halleri var. Sanki bunları sürekli tekrar ederlerse, bu garip duygularından kurtulacaklar. Politikacılar ve kültür üretenler de, bir daha böyle birşeyin başlarına gelmemesi için sürekli bunu halka hatırlatmak telaşındalar adeta. Örneğin şu anda, Almanya'nın Afganistan'da "Barış misyonu" çerçevesinde asker bulundurması, ülkede kıyametler koparıyor. Hele birkaç gün önce Alman askerlerinin Taliban ile sivilleri de öldürmüş olması ortalığı birbirine kattı. Bir "savaşi fobi"leri olduğu muhakkak. "Bu topraklardan bir daha hiçbir zaman savaş çıkmayacak" diye bir de sloganları var. Selam,saygı  10.09.2009 18:05
 

Polonya ve yahudi katliyamindan bahsederken, Yahudiylerin Filistinlilere yaptiklari katliyamida anlatsydiniz iyi olurdu. Belki ek bir yazi ile buna zaman ayirabilirsiniz. Selamlarimla

ramazan tyra? 
 05.09.2009 14:42
Cevap :
Sayın ramazan tyra, burada konumuz yalnızca 2. Dünya savaşının başlaması idi. Bu konu içinde Yahudilere yapılanlar ana temalardan biridir. Bundan bahsederken, ille de Yahudilerin tarafını tutmuş olmayız. Tarihte bu kadar zulüm görmüş olan bir toplumun bir başka topluma zülmetmesi, yani Yahudilerin Filistin'de yaptıkları da inanılmaz bir konu. Demek ki acı çekmiş olmak, başkalarına acı vermemeyi sağlamıyor. Hassasiyetinizi anlıyorum. Ama dediğiniz gibi, bu konuya ayrı bir yazı tahsis etmek gerek. Birinden bahsederken mutlaka ötekini de anlatmak, yani kıyasamak gerekmez bence. Biri diğerinin karşıtı değil, her iki olayı da tüm ayrıntıları ile objektif irdelemek gerekir kanımca. Selamlarımla.  05.09.2009 17:57
 

Değerli Zühal Voigt, Bilirsiniz, gerek birinci, gerekse İkinci Dünya Savaşı; dönemin güçlü devletlerinin (Özellikle ABD-İngiltere-Fransa) mevcut sömürgelerini koruma isteklerinin yanında güçlenenlerin (Almanya gibi) mevcut pastadan pay alma istekleri nedeniyle çıkmıştır. Bu savaşlara uzun bir süredir planlı hareketlerle parçalanmak istenen Osmanlının mirası da dahildir. Ancak; savaşı bilindiği gibi siyasetçiler-askerler çıkarmamaktadır. Nedeni? Savaşların büyük boyutlarda paraya ve silaha ihtiyaç duymasıdır. Peki, silah ve para kimlerdedir? Bu iki malzeme kimlerdeyse savaşı çıkaran gerçekte onlardır. Örnek; PKK olayında Türkiye yaklaşık 10-15 yılda 120 milyar dolar silah almıştır. Ve yılda da (silah alımı dahil yapılan borçlanma nedeniyle) yaklaşık 50 milyar dolar faiz ödemektedir. Özetle; Türkiye'de silah üreticilerinin ve bankerlerin kıskacındadır. Aynen Hitler, aynen Saddam, Aynen Ahmedi Nejat -İran- gibi... Mevcut sistem devam ettiği sürece de bitmeyecektir. Sağlıcakla kalınız

Canmehmet 
 05.09.2009 13:43
Cevap :
Sayın Canmehmet, silah tacirlerinin gücü elbette ki yadsınmayacak derecede büyüktür. Ama 2.Dünya savaşı gibi büyük bir yangının çıkması için de Hitler gibi bir deliye mutlaka ihtiyaç vardır. Silah satıcıları bölgesel savaşlarla da çok kazanıyorlar, PKK savaşı gibi, ya da Afrika ve Asya'daki bitmeyen çatışmalar gibi. Ayrıca, bir yerde savaşın içinde yer alan bir ülke, bir başka yerde silah ihracatçısı olarak da boy gösterebiliyor. Savaşa ve silaha hayır diyebilecek güçlü siyasetçiler yine de gidişatı değiştirebilirler. Yorumunuza ve katkınıza teşekkürler, selam ve sevgilerimle.  05.09.2009 23:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 555
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1406
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster