Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1047
 

İkizlere takke

İkizlere takke
 

Herşeyi yeni baştan okuyun, yeni baştan düşünün. Nasıl geriye gideceksiniz bilemem ama, bunu deneyin, en geriye giderek, herşeyi yeni baştan düzenleyin. Yeni hayatınız, baştan düzenlenmiş ve tabi kutsanmış bu yeni dizge olsun.

En iyisi doğduğunuz güne dönün. İlk defa “agu” dediğiniz dönemle, “topu” zorla “Ayşe’ye attırılan” o utanç dolu günleri geçin.

Ali bak top.

At Ali at.

Topu Ayşe’ye at.

-Mehmet’e değil oğlum, Ayşe’ye.

-Mehmet’e…

-Ayşe’ye!

-Mehmet’e…

-Kulak kulaklıktan çıktı, halen dediğim dedik. Ayşe’yeeeee!

Ha Mehmet, ha Ayşe… Ne farkı var. O zamanlar öyle. Ayşe’nin böyle bir Ayşe olacağını bilseydim topu da atardım, tüfeği de… Durmaksızın önümde sallananı ona buna göstermelerinden sap-salak olduğumdan, ben topu Mehmet’e atmayı yeğliyordum. O da zamanı estiğinde giyiyordu postalı, gürlüyordu, sonra yaradana kuvvet…

“Topu bana atarsın ha! Kesim mi lan, kesim mi?” Nasıl kesme “Mehmet” dersin. Topu atma nezaketini gösterdiğiniz arkadaşınızın mabadınızı tanka yaslayacağını hiç düşünür müydünüz?

Yanlışlık taa oradan başlıyor. Topu Ayşe’ye atamadığımız o günlere kadar uzanan hatalarımız, meğerse pozitif ayrımcılığı es geçtiğimiz yıllara kadar uzanıyormuş. Bir marifetmiş gibi çektirilen fotoğraflarıyla elden ele dolaşan pipilerimizin sergilendiği eş-dost sahnesinden nice eşcinsel arkadaşımız da nasibini almıştı.

-Mustafa kız, bak bu kestirilmeden önce.

-(Anlaşılmaz bir kıskançlık ile) O ne lan!!!

-Bu da kestirildikten sonra.

-(Rahatlamaktan rahatsız olmuş bir nida ile) Ohhaa!!!

-Nasssılll ama… (Son tahlilde homoseksüel de bir homosapienstir. Gösterdiklerinin beğenilmesini ister.)

Top Ayşe’ye atılmalıydı. Bugün taca attığım günleri bile arıyorum.

İşte bu günleri geçin. Orta okulda bayan bacağı/kalçası ile erkek bacak/kalçasının farklı olduğunu anlamaya başladığınız o günleri de geçin. “İkizlere takke” cümlesiyle kızlara farklılıklarını bildiğinizi tavırlarınızla anlatırken tasladığınız bilgiçlik durumunun da “ismin hallerinden” değil, “cismin hallerinden” olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Geçin bunları, geçin.

Lise başlarken, Dostoyevski ve Tolstoy’u Emine Işınsu ile nasıl bağdaştırdığınızı unutun. Kemalettin Tuğcu’nun Köprüaltı Çocuklarıyla başladığınız yeni okuma sisteminizi bugünün gözyaşıyla tartmaya çalışmayın. Yaşar Kemal’in İnce Mehmet ile neden Nobel alamadığını aklınıza bile getirmeyin. İncinirsiniz. Nazım Hikmet’i vatan haini olarak nitelendirenlere de fazla aldırış etmeyin. Gücenirsiniz. Çünkü onlar en kısa zamanda Nazım’ı, sizin bile hayal edemeyeceğiniz vatan şairi sınırları içine alacaklardır. Faili küçümsemeyin, mefhulü yok saymayın, ne failatünsuz ne de aruzsuz kalın.

Ancak sakın ha sakın, siz siz olun Marx’ı okumadan, Yeni Marxçılığın eleştirisine katkıyı okumayın. Arada dört kelime var gibi ama, “Marx” ile “Eleştirisine Katkı” arasında okunacak en az 4 kütüphane var.

Geçin bunları geçin, Yüzbaşı Tommiks ile Çelik Bilek arasına bir Teksas macerası ve kısa aralıklarla Baltalı İlah Zagor’u yerleştirin.

Ben bütün bunları yaptım. Ama, o topu Ayşe’ye inatla atmadım.

Üniversitede Bach'ın “Martı”sı ile Exupery'nin “Küçük Prens”i arasına pipilerimiz olmasa da “duygusal nedensellik” girdiğinden olsa gerek birbirimizi anlamamaktaki israrcılığımız, Küçük Prens'in o ilahi “bana koyun resmi çiz” cümlesinde ifadesini buluyordu. Bunu Küçük Prens’ten, sonsuz göklere tırmanırken Martı Jonattan Livinston mu istiyordu, yoksa zamanın gelgitiyle istediği gibi oynayan Olimpos hakimi zeytuni Zeus mu?

Biz sadece ona koyun çiziyorduk. Suçsa, buydu.

Zaman öyle bir zamandı ki, sanki eksilen harf, hece ve kelimelerle oluşmuş bu onulmaz süreçte kulaktan kulağa oynuyorduk.

Ona koyun çiziyordu.

Ona koyun çiziyor.

Ona koyun çiz.

Ona koyun.

Ona koy.

Ona ko…

Bu günleri de aklınıza getirmeyin.

Ayşe var ya Ayşe, aklınızda kalan bir tek o olsun. Kürdili nicazkar makamı bakışlarına karciğar makamıyla cevap verin. Varsın hastalığınız verem olsun ama, aşktan, şiirden ve sihirli kelimelere hayat veren, yaşamın her türlüsünün savrulduğu blogdan ve blogları yorumlamaktan vazgeçmeyin.

Bu yazıyı bir kez daha okumayı ise hiç denemeyin.
Diğer yazıları okuyun, baştan ama...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 340
Toplam yorum
: 669
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1570
Kayıt tarihi
: 10.03.08
 
 

Basınla ilgili bir kuruluşda çalışmaktayım. Uzun yıllar basınla ilgili konularda danışmanlık yapt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster