Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
974
 

İktidar, iktidarı ister!

İktidar, iktidarı ister!
 

İnsanlar önemsediklerinin değerini ancak yitirince anlarlar.Yaşarken önemsemediklerinin ardından dökülen göz yaşlarına “timsah gözyaşları” diyerek deyim üretme becerisi bize özgüdür.

Mahallenin kasabı, sineması veya kendi halinde şahsiyeti yitirilince değerli olur. Örneklerine sıkça rastlamak, çoğaltmak mümkündür. Ve abartmakta üstümüze yoktur.Ya hep ya hiç kültürünün kanıksanmasından başka bir şey değildir bu durum.

Her halde bu coğrafyanın kültürüne özgüdür ara tonlara yer yoktur. Siyah yada beyaz gibi kültürümüzün belirleyicisi olmuştur bu kısırlık. Oysa arada binlerce ton farklı değer üretmek olasıdır ama kestirmeden tavrı net olarak koyarız.

Siyah ya da beyaz.

Karmaşık problemleri çözmek için sadeleştirmek iyi bir yöntem olabilir ama insan ilişkileri ve toplumsal yaşamda herşey siyah ile beyaza indirgenemez, indirgenmemelidir.

Empati yoksunluğu keskin ayrımların oluşmasına yol açar.Dar bakış açıları ile oluşacak görüntü, tanımlamalar; bakanın kısırlığının, toplumsal uyumsuzluğunun yansımasıdır toplumsal yaşama.

Ve bu coğrafyada iktidarın dayanılmaz gücünü elinde bulunduranlar kendi kısır görüşünü, duyuşunu ve bakışını egemen kılmak için elindeki güçten sınırsızca yararlanmayı hak olarak görür. Devletler açısından baktığımızda insanlık tarihinde bir nokta kadar kalan Cumhuriyet tarihimiz hep bu dar bakışın ufuksuzluğu ile siyah-beyaz ikileminden öteye çıkamamıştır.Ondandır bunca darbeler, işkenceler, ölümler ve süren şiddet.

Atatürk sonrası gücü elinde bulunduranlar Sovyet karşıtlığı ile kader birliği yaparak ABD yakınlaşmaları , anlaşmaları ile ikilemin sürdürülmesine ortam yaratmışlardır.ABD dost (!), Sovyet düşman.

Kominizm tehlikesi. İktidarı elinde bulunduranların tehlikeden korunmak için gücü sınırsızca kullanması.Yıllarca süren şiddet kültürü hep bu ikilemin yansımasıdır. Ve gücü elinde bulunduranların hata yaptık demeleri bu kısırlığı ve onun yarattığı katılığı, karşıtlığı yok etmez elbette. Ama belki arada açıktan koyuya kadar milyonlarca gri tonların olduğu gerçeğini öğretir.

İktidarlar öğrenmez.

Belki de, kesinlikle kendilerini angaje ettikleri küçük dar bakış açılarından kurtulamadıkları için güce sahip olmak adına yasaları, yönetmelikleri, hatta kanunları ve de kendi anlayışlarına göre yeniden oluşturacakları temel yasaları yeniden oluşturmak için her olanağı kendi hanelerine kazanç kaydetmek üzere girişimlerde sınır tanımazlar. İki ileri bir geri de olsa, asla elindekileri kullanmaktan kaçınmazlar.

Kısır, dar hatta çok bilindik deyim ile “at gözlüğü ile bakmak” çevrelerini saran iktidardan sebeplenenlerin şakşakları arsında yanılsama içinde olmalarını sağlar. Burada “özgür basın” yaşama olanağı buluyorsa; uyarı, kamuoyu yaratma görevini yerine getirerek, iktidarı elinde bulunduran kısır bakış açısına sahip olanları uyarır ama geçmişte “arpalık” olarak adlandırılan seçilemeyen iktidar yandaşlarının önemli kurumlara yapılan atamaları şimdi “iktidarın vefası “ olarak adlandırılıyorsa; farklı renklerin yaşama olanağı bulabileceği siyasi iklim yaratmanın, demokrasi’yi toplum olarak içselleştirmenin olanağı yoktur. Ve kaçınılmaz olan; özgürleşemeyen basının, giderek tek sesliliğin egemen olacağı, siyah yada beyazdan birinin yaşayabileceği iklimde yok olacağıdır.

Coğrafyamıza egemen olan dar anlayış , bakış açısı gündelik yaşamımızın da belirleyicisidir. Dar bakış açısının siyasi yaşamda ve toplumsal yaşamda slogan olarak özetleyebiliriz.

”Ya benim olursun, yada toprağın”!

“Farklı düşünemezsin;dışlarım, yok sayarım, ezerim, sürerim, yaşatmam!”

Kaybettiklerimizin değerini sonradan anlamanın toplumsal yaşamda pek yararı olamaz.

Siyah ile beyaz’ın egemen olduğu iklim kısırlığın ve siyasi çıkmazın yoluna döşenmiş taşlardan oluşur.Gücü elinde bulunduranların açmazı tükenişlerinin farkında olamamalarıdır.

Eskiden “Arpalık” olan, şimdi “iktidarın vefası” ise karanlık çöker meydanlara, renksiz renk siyah öne çıkar.
Güneş tutulması geçer gider ama akıl tutulması -tarihe bakınca küçük bir noktadır ülkelerin tarihinde- kuşaklar boyu sürer!

Fotoğraf Milliyet.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sizin yazdıgınızı ve yorumları okudum ve tekrar okudum siz haklısınız okumak ve okudugunu anlamak farklı şeyler kaleminize saglık çok güzel olmuş anlayana sevgiler

sar_dünya 
 29.11.2007 21:11
Cevap :
Paylaşımın için,desteğin için geç yanıt vermeme rağmen teşekkürlerimi, sevgilerimi kabul edin lütfen...  18.12.2007 0:53
 

Merhaba A-siyazar, sizin siyah-beyaz, ya hep-ya hiç şeklinde tanımladığınız bu uçlarda dolaşma sendromumuzu ben de "ya ifrat ya tefrit" isimli bloğumda ele almıştım. Doğru söze ne denir, aklın yolu bir denir herhalde.. Saygılar selamlar

Yeşim E. Narter 
 28.11.2007 16:40
 

Halbuki ben size; "küçük beyinli, sapla samanı karıştıran" gibi sıfatları uygun görmemiştim. Üstelik bazı şeyleri karıştırmış olamanıza rağmen... İltifat etmişsiniz. Bildiğim kadarıyla buna hakaret diyorlar. "Atatürk'ten sonra... " diye başlayan cümleniz, "hayra alamet bir durumu mu anlatıyor? Saygı ile...

Hüseyin Atacan 
 27.11.2007 22:31
Cevap :
Merak etmeyin Atatürk "monte" edilmez.küçük beyinler zaten algılayamaz.Daha yaşarken vatandaşlıktan çıkarmak için çaba gösterenler bu gün daha pervasızca saldıracaklardır.Anlarım. Ama sizin sap ile samanı karıştımanızdan "iktidar" ile Atatürk dönemini soyutladığım anlamını çıkardığınız anlaşılıyor.Eleştirilerinizin mutlaka haklı yanları vardır.Ancak bunu tartışmaya ne benim zamanım ne de bu sütunlar yeter.Önerim SÖYLEV'i yeniden okumanız. Ön yargılı bakış açısından kurtulmanız... (yanıt 2)Yanıtımda söz ettiğim küçük beyinli vb.tarif edilenler kısaca Atatürk'ü yaşarken vatandaşlıktan çıkarmak isteyenlerdir. Neden üzerinize alındınız ve iltifat kabul ettiniz!  27.11.2007 23:53
 

Şöyle başlamak istiyorum. Belli bir düşüncenin insanları diyebileceğim kişiler, her yazılarının bir yerine Atatürk'ü monte etmeden geçemiyorlar. Sonra da onun, muktedir olduğu dönemi ya kutsuyorlar, ya da tüm eleştirilerin dışında bırakıyorlar. Böylece, içinde neler olduğunu ancak resmi söylemden öğrenebildiğimiz bir "asr-ı saadet"imiz oluyor. !923/1938-1938 ve 1950 yılları arasında yönetenlerle yönetilenler var idiyse, orada da bir şeyler mutlaka olmuştur. Mesela partiler kapatılmıştır, adamlar asılmıştır, öldürülmüştür, doğru veya yanlış bir çok iş yapılmıştır. Ülkenin elit kesiminin "değişmezi" olan bu anlayışla biz, neyimizi doğrultabiliriz ki? Yazdıklarınız, "iktidarlar" olarak değil de "devlet ideolojisi" olarak alınırsa doğrudur. Her şeye siyah/beyaz bakan, Anayasası ile herkesi Türk yapan bu sistemdir. At gözlüğü hepimizde olduğu için, bizler sadece önlerimizi görüyoruz. Onu çıkardığımızda iktidarları, sorunların çözümüne daha nesnel yaklaştığını farkedeceğiz. Saygı ile.

Hüseyin Atacan 
 27.11.2007 21:31
Cevap :
Merak etmeyin Atatürk "monte" edilmez.küçük beyinler zaten algılayamaz.Daha yaşarken vatandaşlıktan çıkarmak için çaba gösterenler bu gün daha pervasızca saldıracaklardır.Anlarım. Ama sizin sap ile samanı karıştımanızdan "iktidar" ile Atatürk dönemini soyutladığım anlamını çıkardığınız anlaşılıyor.Eleştirilerinizin mutlaka haklı yanları vardır.Ancak bunu tartışmaya ne benim zamanım ne de bu sütunlar yeter.Önerim SÖYLEV'i yeniden okumanız. Ön yargılı bakış açısından kurtulmanız.  27.11.2007 22:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 811
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster