Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '07

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
9726
 

İktisat ve psikoloji ('Eko-psike' I)

İktisat ve psikoloji ('Eko-psike' I)
 

Adam Smith ( 1723 - 1790 )


Gerçek ihtiyaçlar ve yanılsamalar üzerine değinmeler (1)
 

Gündelik yaşamlarımızda üzgün, endişeli ya da karamsar olduğumuz anlarda “alışveriş beni rahatlatıyor” dediğimizde, aslında bu derin ilişkinin sularına kıyısından da olsa bir ölçüde girmiş oluyoruz.

İktisat bilimi, iktisadi yaşamın mekanizmasını araştıran ve inceleyen bir bilim dalıdır.Bir insan topluluğunda, değerlerin üretim, fiyatlama, bölüşüm (dağılım) ve tüketimi ile ilgili etkinliklerin tümünü açıklamaya çalışır.Bu bilim dalında eğitime ilk başlayanlara en kısa ve etkileyici tanım olarak, kıt kaynaklarla sonsuz insan ihtiyaçlarının karşılanması sorunu dile getirilir yıllardır.Bir de bu bilimin kısmen karikatüristik ama tüm varsayımları o olmaksızın bir arada tutmanın olanaksız olduğu bir baş aktörü vardır: ”homo economicus ; yani her durumda çıkarını en çoklamaya çalışan birey.Biraz duygusal, özverili , yardımsever biriyseniz size oldukça yabancı, dahası itici gelebilecek bir insandır bu birey.Benim gönlüm mesela hep o hukuk alanında, yasalarda yer alan iyi niyetli üçüncü şahıs dan yanadır.Fakat eğer bu iki “birey”i söz konusu iki bilim arasında takas etmeye kalkarsanız her ikisinin birden, tüm varsayımları ve hükümleriyle birlikte çökmeleri işten bile değildir.

Psikoloji, ruhbilimin eşanlamlısı, bir de bir kimseye, bir gruba özgü düşünme, duygulanma biçimlerinin tümü; zihniyet anlamı var. Biz bu yazımızda iktisat ile birlikte genç bir bilim olan psikolojinin (bu anlamıyla psikiyatri ve sosyo-psikoloji) iç içe geçtikleri alanların bir kısmına değinmek istedik. Her ikisinin de ana öznesi insan ve insan toplulukları olunca bazı kesişim alanlarının yakalanması da son derece doğal. Fakat benim için sürpriz olan zihniyet anlamında psikolojinin yazının gelişimi içerisinde daha ağır bastığını fark etmem oldu. Bilmem bu konuda sizler ne düşünürsünüz?

Nasıl oluyor da TL. ile Norveç Kronu’nun değerleri farklı oluyor diye çocuk yaşlarda, çocuksu bir merakla başlayıp sonrasında dipsiz bir kuyu gibi beni içine çeken bu bilim dalında ilkin bu ihtiyaçlarınsonsuzluğu meselesi kafama takıldı. Efendim insanların temel ihtiyaçları zaten belli değil miydi? Önem sırasına göre beslenme, barınma, güvenlik, eğitim, sağlık ve sonrasında kültürel ihtiyaçlar. Bunları eldeki kaynakların etkin bir planlaması ile, herkese ihtiyacına göre ve üretime katkısı oranında, bir adalet yaklaşımı içinde dağıtacak bir sistem ihtiyaca cevap veremiyor muydu? Bu ve buna benzer yaklaşımlar planlı ve/veya sosyalist ekonomi uygulamalarıyla denendi. Maalesef, kanımca insanoğlunun maddi doyum açısından henüz yarı ergen, hatta çocuksu bir iştah içinde ve gerçek ihtiyaçlarını algılama hususundaki kaotik yanılsamaları sonucu, mümkün olabildiğince her şeyi, hem de olabildiğince çok isteyen yanı, bu deneyimleri alt-üst etti. Böylelikle Francis Fukuyama’ ya da gün doğdu.

Nasıl oluyor da; bir keşif ya da icat, daha önce var olmayan bir ürüne dönüştürülerek, daha önce hiç ihtiyacımız değilken, birileri tarafından bize sorulmadan, çevrenin mahvedilmesi (ozon tabakasının delinmesi ) pahasına ve onca kaynak tüketilerek, milyonlarca adet ve çeşitte üretiliyor? Hemen ardından da İşte bu, sizlerin yeni ihtiyacınız diyerek, fetişist bir iştahla önümüze konuyor? Nasıl oluyor da dur durak demeden bu süreç kesintisiz olarak hep devam ediyor? Sevinci ve mutluluğu istifçilik ve başkalarının yarattıklarını kendimize mal etmekle kolayca buluyoruz da, paylaşmakta bulamıyoruz ( Erich Fromm)? En çok tüketim yerine, en akıllıca tüketimin hem insanın hem de doğanın yararına olduğu gerçeği (E.F.) neden sürekli göz ardı ediliyor? Kapitalist iktisadın bu esrarengiz, bu alt edilmesi zor, becerikli ve tez canlı atmosferi içinde, bu renk, renk, bu çeşit, çeşit nihai ürünler nasıl oluyor da sorgusuz, sualsiz, gerektiğinde borç-harç içinde, aşırı bir iştahla edinilmeye çalışılıyor?

Bu öylesi bir işleyiş ve öylesi bir sistem ki; benim zihnimde tıpkı Marcel Proust’un Kayıp Zamanların İzinde, Swann’ların Tarafı” isimli kitabında adı geçen o; “…doğaüstü yaratılıştaki kendi bedeni de, karşısına çıkan bütün maddi engelleri, yolunu kesen nesneleri kendi kemik yapısına katıp içselleştirerek, hepsinin üstesinden gelen...” Golo adlı hayali yaratık gibi bir şey!..

Bu hayali yaratığı bir kenara bırakıp, bu konuya kendi içlerinden demesek de; başlangıcını Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği”nin basıldığı 1776, sonunu da J.Stuart Mill’in öldüğü 1873 yılı olarak düşünebileceğimiz İngiliz Klasik İktisadı ve çağdaşı diğer bazı düşünürler bağlamında bir göz atmak daha yerinde olacaktır. Keza, fizyokratlardan devraldığı iktisadi liberalizmi, neo-klasiklere devreden zincirin çok önemli bir parçası olduğu kadar, iktisadi liberalizmi tümden reddeden Karl Heinrich Marx’ı ve izleyicilerini de Alman felsefesi, Fransız devrimi ve aydınlanma ile birlikte besleyen en önemli üçüncü kaynak İngiliz klasik iktisat okuludur.

Örneğin Fransızca yazan Cenevre’li filozof ve yazar; Jean- Jacques Rousseau’nun (1712- 1778) siyaset kuramı ve siyaset felsefesinin klasik eserlerinden biri olan o ünlü “Du Contrat Social” ;Toplum Sözleşmesi isimli eserinin giriş bölümünde belirtildiği gibi (asıl kaynak Dillerin kökeni Üstüne adlı denemedir) “… İnsan, aynı zamanda hem kendi içinden gelen, hem de benimsemek zorunda kaldığı bir yönelişle, bağımsızlık ve karşılıklı şeffaflık temeline dayanan bir asli masumiyet durumundan uzaklaşmış bulunmaktadır. Giderek doğanın verilerine aykırı yapay ihtiyaçlar yelpazesine yeni, yeni “katkılar” ekleyen ve bu yüzden değişip bozulan doğanın insanı, insanın insanı haline gelmiştir. Böylelikle de kendisini bir dış görünüş, oyun ve eşitsizlik dünyasına sokmuştur…”. Burada yer alan düpedüz bir psikolojik analiz olup, anlıyoruz ki temel ihtiyaçlarının huzuru içindeki, o masum, saf insan, ”özünden uzaklaşarak , “homo-economicus” un uygun bir zemin üzerinde yükseleceği bir görünüme bürünmüştür. Rousseau, ayrıca “Siyasal Ekonomi Üstüne Konuşma”( Discourse on Political Economy, 1755) ‘ daki düşünceleri bağlamında, insanın doğası gereği bencil olduğunun, kendi toplumsal katmanının çıkarlarını savunmak adına ötekileri tahakküm altına alacak derecede baskıcı bir yaradılış taşıdığının ayırtında olarak, herkesin iyiliğini gözeten bir anlayışa içtenlikle bağlılığın sağlıklı bir toplumsal yapılanmayı olanaklı kılacak “genel iyi”nin oluşturulabilme baş koşulu olduğunu savunmaktadır.

Şimdi de geliyoruz modern iktisat biliminin kurucusu olarak kabul edilen“Ulusların Zenginliğiadlı eseri ile ünlü, kamu ve özel çıkarı piyasalar yoluyla bir arada düzenleyen ”görünmez el”in mucidi, Adam Smith’e (1723-1790). Glaskow Üniversitesinde hem mantık hem de ahlak felsefesi profesörü olarak görev yapan Smith, Glaskow’daki bazı konferans bildirilerini bir araya getirdiği ve itibarının yayılmasını sağlayan eseri “Ahlaki Duygular Kuramı” (The Theory of Moral Sentiments) ile, insan ilişkilerinin verici ve alıcılar ( yani birey ve toplumun diğer üyeleri) arasındaki sempatiye ve anlayışa ne denli bağlı olduğu teması üzerinde ilginç örnekler vermiştir. Örneğin diyor ki “…İnsanların çabaları, sosyal konumlarının gerektirdiği gibi yaşamayı sürdürerek ve bu konumu aşarak başkalarının onlara duyduğu sempatiyi korumaya ve artırmaya yöneliktir. İnsanların istekleri kendilerinden daha çok, sahip olduğu şeylerin başkaları tarafından istenilir bulunmalarından kaynaklanır”. A.Smith’ den devamla “…gözlemcinin neden zenginlerin ve büyük adamların durumunu büyük bir hayranlıkla diğerlerinden ayırdığını incelediğimizde, bunun, onların sahip oldukları rahatlık ve mutluluktan çok, rahatlık ve mutluluk sağlamaya yarayan sayısız yapay ve şık araçlarla ilgili olduğunu görürüz. Gözlemci, bu insanların diğerlerinden daha mutlu olduklarını dahi düşünemez, yalnızca daha çok mutluluk aracına sahip olduklarını düşünür…”Smith’e göre bu apaçık bir yanılgıdır. İnsanların amaçlarla araçları birbirine karıştırmasından doğan, bu yüzden de onları ancak oyuncaklar kadar değeri olan ıvır zıvırı elde etmek için uğraşıp didinmekle harcamaya iten de işte bu yanılgıdır.

Çağdaş İktisat Biliminin kurucusu sıfatının yanında birey üzerinde yaptığı derin ve psikolojik kökenli gözlem ve tahliller de bilinen A.Smith, “Ahlaki Duygular Kuramı’ nın yedinci baskısına yaptığı ek’ de bakın hangi konuları bir kez daha vurgulama gereği duymuş; “…insanlık içinde büyük güruh, zenginlik ve büyüklüğe hayranlık duyanlar, onlara tapınanlardır. Daha da çarpıcı olan, bunun çoğu zaman bütünüyle dışarıdan, hiçbir özel çıkarları olmadan hayranlık duyan ve tapınan bir güruh oluşudur…” ve devamla “…insanlığın çalışma şevkini uyandıran ve onları sürekli hareket halinde tutan işte bu yanılgıdır.” A.Smith özelinde öyle bir insanla karşı karşıyayız ki, kabalık yapmak istemem ama adeta eski bir kumarhaneyi çok özel ve kuralları çok açık bir hale getiriyor ve bunları da açıkça ilan ediyor. Bu satırlar size bir çok şeyi anımsattı mutlaka ama bana ilk anımsattığı şeyler, maalesef biraz magazinsel olma pahasına Brittny Spears ın kuaförünün kesilen saç tutamlarını ve David Beckham ın hamburgerci’ de yiyemeyip bıraktığı kolası ile patateslerinin internet üzerindeki açık artırmalarda satışa sunmaları sonucu bunların kapış, kapış gitmesi şeklinde tezahür eden uç örnekler dahi oldu. İtiraf etmeliyim ki bu iki uç örnek bana ilk duyduğumda psikiyatrik birer vaka gibi görünmüştü.

Bu analizimiz çerçevesinde Bernard Mandeville’ nin (1660-1733) “Arılar Masalı: Veya Kişisel Ahlaksıksızlar ve Sosyal Yaralar” ( The Fable of the Bees: Dr.Private Vices and Social Benefits) adlı eserinde, hıristiyan ahlakına ters düşen” insanların özel çıkarlarının ” toplumun çürümüşlüğünü göstermeyip tam aksine sağlıklı ve müreffeh bir topluma yol açan bir öğe olduğunu belirttiğini de söylemeden geçemeyiz. Dr. Mandeville’ye göre bu anlamda kamu ve özel çıkarların uyumu söz konusudur. Hatta tasarruf ve yardımseverlik gibi erdemler ona göre iktisadi hayatta durgunluğa neden olur.

Devamı için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/iktisat-ve-psikoloji--2-/Blog/?BlogNo=82314 

İ.Ersin KABAOĞLU,

24 / Aralık / 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne yalan söyleyeyim ben Dr. Mandeville'yi daha çok sevdim. Kişisel mutluluk ve doyum genel mutluluğu da getirir Mandeville'nin dediği gibi. Düşünsenize bizim koçlar her türlü tetkik tahlil ve analizin yapılabildiği özel doktorlu, hemşireli kuş sütü eksik olmayan gezer hastanede gezecek, biz sabahtan akşama kuyruklarda çürüyeceğiz. Olurda bu kadar uçurum olmaz. Tüm bu dengeleri hakça adaletlice dağıtacağını söyleyerek yönetime aday olanlarla, onlara bu görevi veren asili arasında. Onlar bu toplumun kaynakları ve bir gurubun, topluluğun adına bu denli savurganca harcanamaz. Bu anlamda kişilerin refah düzeyi tabii ki genelde de bir rahatlama ve sosyal uzlaşma getirir. Hırsızlık, arsızlık, kapkaç vs. azalır diye düşünüyorum. Sevgilerimle

Ayrıntıda gezinmek 
 27.05.2008 8:33
Cevap :
Bu değerli, anlam yüklü ve farkında olamadığım için çok, çok geç yanıtlayabildiğim yorumunuz için de içten teşekkürler ve dost selamlarımla...  06.08.2011 13:45
 

İnsan iki etkiden veya iki konudan kendini soyutlayamıyor, birisi manevi inanç ve duygular yalnızlığımızın ve zordaki anlarımızın vazgeçilmezi diğeri her an ulaşmak istediğimiz maddi taleblerimize duduğumuz tüketim mal ve hizmetlerine olan ihtiyaç. Konu çok geniş, bloglarda bir defada okumak için özetlemek şart. Elinize sağlık, selam.

Nariçi 
 24.12.2007 22:32
Cevap :
Haklılık payı içeren değerli yorumunuz ve katkınız için çok teşekkürler.Belirrttiğiniz gibi konu çok geniş ve kapsamlı.O nedenle iki bölüme ayırma gereği duydum.Belki bir üçüncüsü de gerekebilecek.Konuya girdik bir kere.Saygılarımla.  25.12.2007 10:39
 

Bu makale tadındaki sorgulama için teşekkürler. İktisadın gelecekteki gündemini zorunlu olarak (dayatılan) bir tür "Kişisel İktisat" oluşturacaktır diye düşünüyorum. Güdümlü liberal sistemin yaratısı olan teknolojik iletişim çağında, bir şekilde ağa bağlanabilen herkezin kendisini evrenin merkezinde olduğu duygusu ile kazandığı özgürlüğün sonuçlarının iktisadi çözümlemesi. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

Hakan Kildokum 
 24.12.2007 17:51
Cevap :
Saygıdeğer dostum,makalem konusundaki ilgi,takdir ve katkınız için çok teşekkürler.Bu makalenin yazılmasında tadı doyumsuz "öğlen gezilerimizdeki" o çok haklı "...Bunca çeşit arabaya,mala ne gerek var,kaynaklara,çevreye yazık değil mi?.."şeklindeki saptamanızın baş rolü oynadığını itiraf etmeliyim.Saptamnız o denli yerindeki ikinci bölümde yer vereceğim Francis Bacon'ın "idola"lar(bireysel yanılsamalar)tahliline çok yaklaşmış durumda.  25.12.2007 10:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 340
Toplam yorum
: 3218
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2355
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster