Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '07

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
1478
 

İlayda kim?

İlayda kim?
 

Koca bir dilim pasta almış köşesine geçmişti İlayda. Tüm olaylara karşı ilgisiz tavrı hep bakiydi ama lezzetli pasta çevreyle tüm ilişkisini kesmişti. Evin tek çocuğuydu ve bugün 16. yaş gününü kutluyorlardı. Annesi her zamanki paniğiyle bir oraya bir buraya koşturuyor, herkesi İlayda’ yla ilgilenmesi için tembihliyordu. Oysaki bu İlayda’ nın o an için istediği en son şeydi. Her zaman annesinin aksine bu kadar şaşalı gösterilerden nefret etmişti. Babası bu konuda kendisine benzediğini söylemesine rağmen İlayda ikisine de benzemediğini gayet iyi biliyordu. Karakteri ve dış görünüşü ona bu aileden olmadığı izlenimini verse de İlayda doğum kâğıdını, annesinin hamilelik resimlerini görünce ikna olmuştu. Aslında uzunca bir süre buna inanmış gibi davranmıştı.

Çünkü 14 yaşına girdiğinde annesinin teyzesine yazdığı mektubu bulmuş ve öğrendiği gerçek karşısında çaresiz bir susuş yolu seçmişti. Ne kadar belli etmemeye çalışsa da ailesi durumu fark etmiş ve cevapsız kalan sorular sonucunda onu bir doktora bile götürmüşlerdi. Neyse ki doktor ergenlik çağıyla alakalı küçük bir depresyon yaşadığını bunun çok normal olduğunu söylemişti. O dakikadan sonra annesi ve babası İlayda’nın daha az üzerine gelmiş ve çok daha az soru sormuşlardı. Geçen zamanla birlikte İlayda ailesinin ne kadar muhteşem olduğunu düşünmüş, üvey çocukları olmasına rağmen bunu ona hiç hissettirmemiş oldukları için onlara minnet duymuştu. Ona göre bu tutum takdire değer bir davranıştı. Bu yüzden gerçek ailesini aramanın senelerce ona şefkat göstermiş insanlara ihanet olacağını düşünüyordu. Bunu bildiğini kimse öğrenmemeliydi. Bu düşüncelerle birlikte bu konuyu kimseyle konuşmamış ve artık bu konuyla alakalı en ufak bir soru bile sormamıştı ailesine.

Yüksek ihtimalle bir yetimhaneden alınmış ya da herhangi bir yerde terk edilmiş bir çocuktu. Tabi gerçek ailesinin onu satmış olma ihtimalide vardı. Tüm bu olasılıklar hiç de hoş değildi. Bu yüzden bu konu üzerinde düşünmeye bile değmezdi. İlayda’da öyle yaptı. Bu konu üzerine ne düşündü ne de konuştu.

…Ağustos ayının 2 Pazar gecesi, babası İlayda’yı aradı ve annesinin çok hasta olduğunu, gelmesi gerektiğini söyledi. İlayda durumun ciddi olduğunu hissetmişti. Tatilini yarıda kesip ilk uçakla döndüğünde annesi hastaneye yatırılmıştı. Oldukça bitkin görünen annesinin saçlarını şefkatle okşadı. Annesi serumlu zayıf kolunu ağır bir hareketle kaldırıp İlayda’nın elini tuttu. Babasının gözleri dolmuştu ama yine de gülümsemeye çalışıyordu ve odadan ayrılırken “Annenin seninle konuşmak istediği bir konu var İlayda, onu fazla yorma” demişti. İlayda annesine baktı, yutkunan ve nefes almakta güçlük çeken annesinin ne söyleyeceğini biliyordu. Bunun hiçbir önemi yoktu, onun gerçek ailesi onlardı ve onlarla olmaktan mutluydu.

Bitkin bir ses, “Bilmeni istiyorum ki seni hep sevdik İlayda dedi. Gerçek çocuğumuz gibi. Seni o gün o parktaki bebek arabasından gizlice aldığım günden beri hep kendi kızım gibi sevdim. Şimdi bana kızabilirsin ama tatlım inan bana o an için başka şansım yoktu. Sen aile olmamı sağladın” diyebildi.

İlayda şok geçiriyordu, oysa annesi konuşmaya başladığında her şeyi bildiğini söyleyecekti, üstelik tam 12 yıldır. Söyleyemedi. Birbirini kovalayan karmaşık duygularla, “terk edilmemişim” diyebildi. Suratında garip bir gülümseme oluşmuştu. Kim bilir belki de bir ablası ya da abisi vardı ve gerçek annesi onları parka getirmişti çalındığı sırada.

Çalınmak! Nasılda aklına gelmemişti. Bu korkunçtu ama daha korkuncu senelerdir içinde bir damla bile hissetmediği merakın artık onu boğacak kadar derinleşiyor olmasıydı…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şimdiye kadar çok güzel yazılar okudum ama çok iyiydi. İnsanın tüyleri diken diken oluyor ve son 3-4 yıldır ben de evlat edinmeyi düşünüyordum. Teorim pratiğe dönüşmedi ama biraz daha yaşım ilerlerse kesin gibi görünüyor. Sonu kocaman bir şok etkisi yarattı. Şok oldum. Kaleminize sağlık. Selamlar sevgiler...

Ersin Yalın 
 01.08.2007 10:03
Cevap :
Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgiler...  01.08.2007 14:50
 

Tam yazacaktım, sevgili emel'in yorumunu okudum.Düşündüğümün benzeriydi. Bilmiyorum ama gerçek tanık olmuşta yazıyorsunuz gibi. sevgiler.

Nariçi 
 31.07.2007 19:02
Cevap :
Haklısınız, yaşam içinde hep tanık olduğumuz şeyler bunlar. Bende benim penceremden yansıyanları aktardım, gönül isterdi ki daha çok detaya girip konuyu daha içten ve sürükleyici devam ettireyim ama malesef uzun ve içeriksiz kısa yazılar detaylı uzun yazılara tercih ediliyor...  31.07.2007 21:17
 

Yine yaraladın beni.Nerden geliyor aklına bu hikayeler.İlham perilerine söyle,birazda bu tarafa doğru gelsinler.Sevgiler...

emel dedeoglu 
 31.07.2007 17:47
Cevap :
Sevgili Emel ama ben bunları sizleri yaralasın diye yazmıyorum ki hem çok aşina olduğumuz bir konu zaten. Sizler lütfen üzülmeyin. Hayat biraz garip, bu gariplikleri izleyin ve mutlu olmaya bakın. Sevgiler...  31.07.2007 18:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 209
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1598
Kayıt tarihi
: 25.04.07
 
 

Şu an özel bir şirkette, grafiker olarak çalışmaktayım, geçmişte hikaye denemeleri ile başladığım ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster