Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

05 Haziran '16

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
381
 

İlim - bilim - felsefe kardeşliği

İlim - bilim - felsefe kardeşliği
 

İslâm yolunda, bunları yeniden kardeş yapalım!


İnsanoğlunun, olguları[1] anlama, açıklama ve bulgulardan yararlanma çabası fıtratından gelen özellik nedeniyle devam edecektir. Gözlem ve matematik araçlarındaki gelişmeler elbette ki insanoğlunu yeni ufuklara ve yeni yorumlara taşıyacak; bilimi, bilimsel araçları ve bilimin ürünlerini faydalı araçlar olarak kabul eden temiz kalp sahipleri için bu yorumlar insanı Kuran'ın hakikat bilgisine yaklaştıracak, imanını ve idrakini güçlendirecektir. Bu nedenle, bilimin ürettiği her yeni bilginin öncekileri naksetmesi (yanlışlaması, bozması), yetersiz bulması veya vahiy ile çelişmesi dolayısıyla din - bilim çatışmasını körüklemek İslam nazarında doğru bir davranış olmasa gerek.  Akıl ve ilim ile ilgili ayetleri bir düşünelim lütfen! Bunlardan bir kısmı şöyle:

“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.” Nahl – 12

“Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek (akledecek) kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.” Hacc - 46

 “O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” Mu’minûn – 80

“Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.” Rûm – 24

“Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve (temiz) akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” Sâd - 29

“Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: "Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?” En’âm - 80

“Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.” Âl-i İmrân – 19

“Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allah), iki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin.” En’âm – 143

“Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.” En’âm – 148

“Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.” Âl-i İmrân - 7

“Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları   da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.” Âl-i İmrân – 18

“Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.” Nisa – 162

Bu ayetler; aklın kullanılmasına, akledecek kalbe, temiz akıla, her şeyi kuşatan Allah’ın ilmine, vahiy ilmine, hakikat bilgisine ve hikmete, ilimde uzman olan ilim ulularına işaret etmekte; bir anlamda da, vahyin ve hakikat bilgisinin ancak temiz kalp ve hikmetle idrak edilebileceğini anlatmaktadır. Diğer taraftan, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi değerleri gözetmeksizin gözlem, deney ve matematik araçları ile üretilen bilimsel bilgi elbette ki bazen hakikat bilgisinin bir kısım tezahürünü (görüntüsünü) aydınlatabilecek bazen de onunla veya kendi ürettiği bir önceki bilgi ile çelişebilecektir.Bu gözle bakarak, bilimsel bilgiyi ve yol açtığı dünyevi araçları yararlanılması gereken nimetler olarak görmek gerekmez mi?

Şimdi de insanlık tarihi boyunca ilimin ve bilimin gelişmesinde büyük katkıları bulunan felsefeye ve bu bağlamda İslâm âleminin sarıldığı "Hikmet[2]" kavramına bir bakalım: Felsefe kelimesi, Yunanca seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum anlamına gelen "phileo" ve bilgi, bilgelik anlamına gelen "sophia" sözcüklerinden türemiştir. "Philosophia", bilgelik arayışı, bilgiyi sevmek, bilgi severlik, araştırmak ve peşinde koşmak anlamlarına gelmektedir. Filozof da  bilgeliğe ulaşmaya çalışan kişidir.

Felsefe; varlık, bilgi, gerçek, adalet, güzellik, doğruluk, akıl ve dil gibi kavramlarla ilgili genel ve temel soruları odağına alan çalışmalardır. Felsefe, "düşünce sanatı" olarak da bilinir. Filozoflar genellikle şu gibi soruların cevaplarını ararlar:

·        Bilgi mümkün müdür? Bildiğimizi nasıl biliriz? Doğru bilginin kökeni ve sınırları?

·        Ahlaken doğru veya yanlış hareketler (veya değerler veya kurumlar) arasında bir fark var mıdır? Hangi hareketler doğrudur, hangileri yanlıştır? Değerler mutlak mı, izafi midir? Yani nasıl yaşamak gerekir? Ahlakın kaynağı nedir?

·        Gerçeklik nedir ve neler gerçek olarak nitelendirilebilir? Gerçek olan şeylerin doğası nedir? * Bazı şeyler algımızdan bağımsız olarak var olabilir mi? Zaman ve mekânın doğası nedir? Düşünme ve düşüncenin doğası nedir? Birey olmak ne demektir?

·        Güzel nedir? Güzel şeylerin farkı nedir? Sanat nedir? Estetik izafi midir? Belirli sınırları var mıdır?

·        Din kavramının kökeni nedir? Tanrı insanların korkularından kaynaklanan bir varsayım mıdır? Tanrı var mıdır?

·        Varlık, zaman ve mekân arasında ne tür bir bağ vardır? Esasen bu kavramlar arasında herhangi bir bağ var mıdır?

Epistemoloji (Bilgi felsefesi), Estetik (Güzellik felsefesi), Etik (Ahlak felsefesi), Hukuk felsefesi, Pedagoji (Eğitim felsefesi), Bilim felsefesi, Meta fizik (Fizik ötesi), Ontoloji (Varlık felsefesi), Siyaset felsefesi, Teoloji (Din felsefesi), Zihin felsefesi, İnsan ve Zaman felsefenin disiplinleridir. İlahiyat diye de nitelendirilen İslâm Teolojisinin alt dalları ise; Tefsir, Kıraat, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf ve İslam Mezhepleri Tarihidir.  

Müslüman filozoflar, aklî bilimleri, vahiy ve İslâm teolojisi karşısındaki değerini ve konumlarını rasyonel bir tavırla sorgulamışlar; Kuran bilgisinin idrakinde kendi akli bilgi alanlarına yer açabilmişlerdir. Özellikle Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozoflar dine bağlılıklarını, vahyî bilginin aklî temellendirmesi ile güçlendirmeye çalışmışlardır. Fârâbî, ilim ve felsefeyi birbirinden ayrı düşünmüş; İbn Sînâ ise her ikisini "Hikmet" çatısı altında toplamış, hikmeti de teorik ve pratik hikmet şeklinde ikiye ayırmıştır. O'na göre, teorik hikmette gerçek amaçlanırken pratik hikmette iyi ve doğru gaye edinilir.

Kuran’da hikmet ile alakalı birkaç ayet şöyle:

“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” Bakara - 129

“Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar. Bakara - 269

“(Ey Muhammed!) Bunu (bildirdiklerimizi) biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur’an’dan okuyoruz.” Âli İmrân - 58

“Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.” Nisâ - 54

“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Nisâ - 165

“Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.” Yûnus – 1

“(Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik.” Meryem - 12

“Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.” Kasas - 14

“Siz evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.” Ahzâb - 34

“Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.” Sâd – 20

“Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.” Zuhrûf - 4

“Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede (Kadir Gecesinde) ayırt edilir.” Duhân - 4

Bu ayetleri, yukarıda örneklenen bilgi ile ilgili ayetlerle birlikte düşündüğümüzde; hakikat bilgisini idrak edebilmenin ve bu yönde insanları aydınlatabilmenin ancak hikmet ile mümkün olduğunu anlayabiliriz. Böyle bir idrak ve aydınlatma, ilim ve felsefeyi birbirine yaklaştırmalı hatta bunlar ikiz kardeşler olmalıdır; İbn Sînâ’nın “hikmet çatısı” yaklaşımına da katılıyorum. Belki daha da ileri giderek, bilim de bu kardeşliğe ikiz olamasa dahi dâhil edilemez mi? Bu noktada, araştırmalarım ve kendi düşüncelerim ışığında her üçü için de düzenleyebildiğim tanımlara bir göz atalım:

Modernist dünyanın tanımına göre,felsefenin amacı, temel kavramları (varoluş, varlık, din, ahlak, bilgi, gerçek, güzellik, doğruluk, v.b.) tanımlamak; nedenlerini, oluşumlarını, kökenlerini, etkilerini, sınırlarını ve ilişkilerini belirlemektir. Bilimin doğruladığı bilgi, akıl, mantık ve dil felsefenin araçlarıdır. Felsefe, hem olgulara[3] hem de değerlere[4] odaklıdır. Felsefede bilimde olduğundan daha büyük ölçüde yaratıcı zekâya, bilgi birikimine, seziş ve duyuşlara ihtiyaç olduğundan söz edilebilir.

Diğer taraftan,İslâmi çerçevede ilmin amacı hakikat bilgisini idrak etmek ve felaha[5] çıkmaktır. İlim, imana ve değerlere odaklıdır; yaratılışın hem nedenine hem de nasılına bakar; vahye dayalılık, hikmet, halis niyet ve temiz kalp şarttır; bilim ve felsefenin metotlarından ve ürettiklerinden yararlanır, bilimin bilmediklerini yok saymaz.

Materyalist ve pozitivist anlayışın ortaya koyduğu bilim ise, bilinmeyen olguları bilinenler (Bilimsel kanıtlanmış, modellenmiş, doğrulanmış bilgi) ve bilimsel araçlar (doğruladığı bilgi, akıl, gözlem, deney, matematik) ile algılamak, tanımlamak (anlamak, incelemek, yorumlamak, çözümlemek / modellemek) ve yararlanmak için yapılan çalışmalar bütünüdür. Amacı, bilmek ve kontrol edebilmektir; olgulara odaklıdır, yaratılışın nasılına bakar, araçlarının algılayamadığı olguları yok sayar, değerlerle ilgilenmez,felsefenin metotlarından ve ürettiklerinden yararlanır.

Şayet, bilimin amacını “bilmek ve kontrol edebilmek” yerine biraz değer katmak suretiyle “bilmek, kontrol edebilmek ve üretilen bilgiyi insanın mutluluğu (en azından refahı, mümkünse de felahı) için kullanmak” şekline dönüştürebilirsek, böylece değerleri de gözetmesini sağlayabilirsek, tanımındaki diğer unsurlara dokunmaksızın, ilim – bilim – felsefe kardeşliğini hayata geçirebiliriz. Bu birliktelikte;

·        Temiz kalp ve hikmet sahibi olmayan, bilen ve bilgi üretebilen ateiste bile bilim insanı,

·        Temiz kalp ve hikmet sahibi olmayan, bilgiyi vicdanında duyan (değerlere odaklı), bilen ve bilgi üretebilen ateiste bile filozof ve

·        Kuran’a ve ondaki hakikat bilgisine odaklı, temiz kalp ve hikmet sahibi, bilen ve bilgi üretebilen insana da âlim (Hatta giderek kâmil insan diyebilmek) demek mümkün olacaktır.  

Tarihe kısaca baktığımızda, 18 inci yüzyılın batı dünyasındaki kilise karşıtlığı, materyalist ve pozitivist akımlar ile modernizmi oluşturmuş, din - bilim çatışmasını başlatmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin entelektüelleri ve yönetici kadroları da, bu çatışmayı ne yazık ki İslam dünyasına da yansıtmışlardır. Bilime karşı bir reaksiyon oluşmuş, ilim - bilim çatışması ortaya çıkmıştır. Böyle gereksiz ve zararlı bir gelişme neden?

·        Dinin kapsayıcılığından sıyrılarak güya özgürlüğünü ilan eden ve her şeyi gütmeye hevesli olanlar yüzünden mi?

·        Kuran'ın tüm zamanlara hitap eden mesajlarına gözlerini kapayan, kendilerini tarihe hapsetmiş din adamları yüzünden mi?

·        Bilimsel yöntemlerin, yaratılışın nedenleri ile birlikte, iyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız gibi değerlere körlüğü yüzünden mi?

·        Bilimin, evrim teorisi ve tesadüfî oluşumlar gibi Kuran'a aykırı iddiaları yüzünden mi?

·        Hepsinden biraz etki var bence...

Son tahlilde,  bilim - ilim - felsefe üçlüsü bir diğerinin hasmı değil destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak görülmelidir. İnsanlık tarihi boyunca bunlarla uğraşanlar, derinleşenler, âlimler, bilim insanları ve filozoflar birbirlerini eleştirmiş hatta yermiş olabilirler; bence böyleleri nefislerinin mağlubudur. Her buldukları veya ürettikleri yeni bilgi dolayısıyla, çığ gibi artan bilmedikleri karşısında ufaldıklarını hissedebilenler ikrar etmeseler dahi, ilimi, bilimi ve felsefeyi omuz omuza ilerilere, insanlığın felahına taşıyabilenlerdir. Allah onlardan razı olsun ve sayılarını artırsın inşallah...



[1]Olgular: Varlıklar, olaylar ve ilişkileri

[2] Hikmet: Bilginin nerede ve nasıl kullanılacağını idrak edebilme (derin anlayış), işleri gerektiği gibi sağlam ve kusursuz yapabilme,  temiz akılla Hak yolunu idrak ve aydınlatma yetkinliği. İsabetli düşünmeye, isabetli karara ve buna göre davranmaya sevk eden bir yetkinlik.

[3] Olgular: Varlıklar, olaylar ve ilişkileri.

[4] Değerler:  İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, haklı-haksız gibi değerler.

[5] Felah: Dünyevi refah ile birlikte âhiret hayatında kurtuluşa çıkış, dünya ve âhiret mutluluğu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 130
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster