Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
627
 

İlim, insan ve...

İlim, insan ve...
 

Ansiklopedik bilgiler şöyle der:

KUTADGUBİLİG (ilim ve medeniyet)

Uygur lehçesinde yazılmış en eski Türk eseridir Kutadgubilig. Karahanlılar devleti vezirlerinden Yusuf Has Hacip tarafından 1060-1070 yılları arasında yazılmış. Mesnevi tarzında olup manzum bir eser. Bu eser ADALET, AKIL ŞANS VE AKIBET’i temsil eden dört hükümdarın konuşmalarını içerir. Allaha hamd, Peygambere ve dört halifeye övgülerle başlar.

Genel olarak davranış bilimlerini ele alır. TOPLUMDA ÇEŞİTLİ KONUMLARDA BULUNAN İNSANLARIN DAVRANIŞ ŞEKLİ, SOSYAL İLİŞKİLER, AİLE İÇİ İLİŞKİLER, SANATÇI VE İLİM ADAMLARININ DAVRANIŞLARI İLE İDEAL İNSAN VE SOSYAL YAŞAM DETAYLARINI ELE ALIR.

ORHUN ANITLARI (ilim ve medeniyet)

Türk milletinin adının geçtiği ilk Türkçe metindir. Yazılmış ilk Türk tarihi; TÜRK DEVLET ADAMLARINN MİLLETE HESAP VERMESİ, MİLLETLE HESAPLAŞMASI, DEVLETİN VE MİLLETİN KARŞILIKLI VAZİFELERİ, YÜKSEK TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BÜYÜK VESİKASI; TÜRK ASKERİ DEHASININ, TÜRK ASKERLİK SANATININ ESASLARI VE TÜRK FERAGAT VE FAZİLETİNİ ANLATIR.”

İLİM, TARİH VE MEDENİYET

Akıl, idrak, merak ve zeka sahibi olan insanın var oluşu ile birlikte başlayan öğrenme isteğidir ilim. Ya da insanın merak ettiği her şeyin manasına, gerçeğine ulaşması veya bu yolda çaba harcamasıdır.

Orta çağda Avrupa, ilim ve medeniyet bakımından tamamen karanlık bir devir yaşamıştır. O karanlık dönemde ilmi konular ve konuşmalar tamamen papazların tekelinde olduğu için bu konularda kesinlikle taviz verilmiyor; tamamen karanlığa gömülmüş ve hurafelerle ve engizisyon mahkemelerinin ağır baskısıyla ömür tüketen cahil Avrupa toplumu papazların daha çok işlerine geliyordu.

Avrupalılar, dünya tepsi gibi düz, etrafı duvar çevrili zannederken, Türk İslam dünyası yer kürenin yuvarlak olup döndüğünü çoktan keşfetmişti bile. Fizik, kimya, matematik, tıp ve astronomi alanında büyük gelişmeler kaydedilmiş, Rasathaneler kurulmuş (827), Usturlab ve Teleskop bulunmuş, yıldızlar inceleniyordu. Galileo’nun (1564-1642) Türk İslam alimlerinin kitaplarından okuyarak öğrendiği yer küre ile ilgili bilgileri söyleyince papazlar tarafından aforoz edilip hapsedildiği; Kopernik (1473-1543) ve Newton’un (1642-1727) da başına benzer olayların geldiği; Kısacası engizisyon mahkemelerince alınan karar gereği TÜM İLMİ KİTAPLARIN YAKILIP TEKRAR BASTIRILMAMASINA KARAR VERİLDİĞİ tarih kitaplarında yazar. AVRUPA, HAÇLI SEFERLERİ İLE BAŞLAYIP 1500’LÜ YILLARA KADAR SÜREN SAVAŞLAR VE DİĞER SİYASİ SEBEPLERLE TÜRK İSLAM DÜNYASIYLA SIK SIK TEMASLARDA BULUNMUŞ VE GÖRDÜKLERİ İLİM VE MEDENİYETE HAYRAN KALMIŞLARDIR. Bu hayranlığın etkisiyle giriştikleri ilk dinde reform hareketleri 1555’te Martin Luter ve Calven tarafından başlatılmıştır. Temizlik, teknoloji ve tıbbi konularda çok gerilerde olan Avrupalıların tedavilerini yaptırmak için Türk memleketlerine gittiklerini kendi tarihi kaynakları dahi yazar. Nitekim tarihlerimizde anlatılan meşhur hadise vardır.

Fransa imparatoru Napolyon 1798’de Mısırdaki Akka kalesini kuşatınca, askerleri arasında baş gösteren çiçek hastalığından kurtulmak için biraz önce savaştığı Müslüman Türklerden yardım istemiştir. Savaşta düşmanın bile yardımına koşan Türk hekimleri Fransız askerlerinin de tedavilerinde yardımcı olmuşlardır. Tarihte benzer örneklere çok rastlanır.

Ayrıca büyük Türk denizcisi ve aynı zamanda dünyanın en büyük kartograf ve coğrafyacılarından olan Piri Reis’in dünya haritasını nasıl çizdiği bugün bile hala merak konusudur. Ve İstanbul’un fethi ile de çağ kapayıp çağ açmışız. Medeniyetimizi tüm Avrupa’ya yaymışız. Bunlar tarihten birkaç not sadece.

ENGİZİSYON

Orta çağda hıristiyan devletlerini bir hastalık gibi saran engizisyon mahkemeleri 1022 yılında Kral Robert’in Fransa’nın Orleans şehrinde üç kişiyi dine aykırı davrandıkları gerekçesiyle ateşe attırmasıyla başlamış. 1184 yılından itibaren de piskoposların istekleri doğrultusunda piskoposlara verilen, kralları bile cezalandırabilecek kadar en geniş yetkilerle engizisyon mahkemeleri Avrupa’yı kasıp kavurmuş. Mahkemelerin verdiği en hafif ceza ise HAÇLI SEFERLERİNE KATILMAK olmuş. Suçlu pişmanlık duyarsa ömür boyu hapse, duymazsa yakılarak ölüme mahkum edilmiş.

Cezalar arasında aforoz edilmek de vardır. Kiliseye gitmemek, papa’ya saygı göstermemek, engizisyon aleyhinde bulunmak, yasak kitapları (Türk-İslam dünyasından gelen ilmi eserleri) okumak en ağır cezaya çarptırılmanın nedenlerindendir. Bu cezalardan nasibini alanların bir kısmından yukarıda bahsetmiştik ki yalnız İspanya da bu mahkemelerde öldürülenlerin sayısının 28.000 civarında olduğunu tarihler yazar. Fransa ve İtalya da öldürülenlerin sayısı ise bilinmemektedir. Ve bu mahkemeler 1808 yılında Napolyon Bonapart tarafından kaldırılıncaya kadar faaliyetlerini sürdürmüşler.

NEYE NİYET, NEYE KISMET

İLİM VE MEDENİYETE BU KADAR DEĞER VEREN TÜRK-İSLAM TOPLUMLARI ile Müslümanlığın ortaçağda güç kazanması, Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Kudüs’ü ve orta doğuyu ele geçirmeleri ve bu bölgenin zenginliği Avrupalıları tahrik etmek için yeterli olur.

1095 yılında papa ikinci Urbanus’un kışkırtması, papa Pierre L’Ermit ve şövalye yoksul Gautier’in savaşı teşvik etmesi ile başlar birinci haçlı seferi. 1095 ve 1270 yılları arasında 8 kez tekrarlanır. 250 yıldan fazla süren bu dünyanın en kanlı savaşları sonunda Hıristiyan Avrupa asıl umduğu maddi zenginlik ve toprak kazanmayı bulamaz; bir kısım yerleri işgal etse de orta doğuyu ele geçirmeyi başaramaz ama aslında farkında olmadan farklı bir zenginliği fark eder. TÜRK-İSLAM TOPRAKLARINDAKİ İLERİ SEVİYEDEKİ İLİM VE MEDENİYET, AVRUPALILARIN HAÇLI SEFERLERİ SIRASINDA GÖRDÜKLERİ VE ÖĞRENDİKLERİYLE BİLE, AVRUPADA DİNDE REFORM, BİLİM VE SANATTA DA RÖNESANS ÇAĞININ BAŞLAMASINA SEBEP OLUR. Bu Avrupa için öyle bir itici güç olur ki bilimde, teknolojide ve sanatta sürekli yeni arayışlarla onları bugünlere kadar taşır…

PEKİ, YA BİZ ??.. Biz, yeryüzünde dört kıtada kurduğumuz medeniyetlerle muhteşem tarihi olan bir milletiz. Ancak medeniyet felsefemizi dünyaya yayarken kendimizi iyi anlatamamışız. Hatta değil anlatmak, kendimiz bile yeterince araştırıp, öğrenip hafızamıza nakşedememişiz. Tarihimizi bazen kabullenip bazen reddetmişiz. Apaçık yaşanmış olan bir geçmişe karşı böyle karmaşık bir tavır olabilir mi? Bu nasıl bir keyfiyettir, bu ne yaman bir çelişkidir?! Bugün bizler ecdadımıza karşı VAFASIZ VE MAHCUBUZ.

Not: Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine karşı yapılan katliamı kınıyorum. Çin mallarını boykot ediyorum.

Erol Güldiken

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1309
Kayıt tarihi
: 31.10.08
 
 

Bestekar ve Yazar'ım. Sanat, kişisel gelişim ve hayata dair; elimin erdiği, dilimin döndüğü ve ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster